Tüm dünyada enerjiye olan talep hızla artıyor. Yapay zekâ veri merkezleri, elektrikli araçlar, küresel ısınma nedeni ile artan iklimlendirme çabaları tüm dünyada enerjiye olan talebi artırıyor. Artan bu talep de hükümetleri yeni arayışlara yönlendiriyor. Hatta kademeli olarak nükleer enerjiden uzaklaşmaya çalışan Avrupa’da nükleer enerjiye olan ilgi yeniden canlanmaya başladı. Özellikle Rusya ile yaşanan enerji krizleri, karbon emisyonlarını azaltma hedefleri ve yapay zekâ/ veri merkezlerinin getirdiği yüksek elektrik talebi Avrupa’da nükleer enerjiyi yeniden öncelikli enerji kaynakları arasına soktu. Avrupa Komisyonu’nun projeksiyonlarına göre, üye ülkelerin 2050 yılına kadar nükleer enerji planlarını hayata geçirmesi için 241 milyar euroya yakın dev bir yatırım döngüsü planlanıyor. Kurulu nükleer kapasitenin ise 2050’ye kadar 100 GW’ın üzerine çıkarılması hedefleniyor.
Nükleer enerjinin popülerlik kazandığı bu ortamda Türkiye Akkuyu Nükleer Santrali ile oyuna dahil oluyor. Ancak yapay zekâ veri merkezlerinin hızlı artan enerji ihtiyacı tüm dünyada kurulumu daha kolay ve düşük maliyetli olan küçük modüler reaktörlere (SMR) olan ilginin artmasına neden oluyor. Bu noktada Türkiye de SMR’ler ile nükleerde “ikinci çağa” girmeye hazırlanıyor. Bu anlamda ilk adım geçtiğimiz hafta Birleşmiş Milletler toplantısında atıldı ve Türkiye ile ABD arasında nükleer enerji alanında yeni bir iş birliğine gidildi. İş birliği kapsamında Türkiye Nükleer Enerji Anonim Şirketi (TÜNAŞ) ile ABD Ticaret ve Kalkınma Ajansı (USTDA) ortak bir proje geliştirecek. Proje kapsamında ABD’li şirketlerin SMR tasarımlarının ve dördüncü nesil reaktörlerinin Türkiye’de uygulanabilirliği değerlendirilecek.
Anlaşma; Türkiye’nin SMR teknolojisinde yerli katkıyı artırma, Orta Asya ve Türk Cumhuriyetlerini kapsayan bölgesel bir işbirliği ağı kurma ve gelecekte ihracat kapasitesi oluşturma hedeflerini de içeriyor. Yetkililer, Türkiye’nin 1950’lerde başlayan nükleer yolculuğunda Akkuyu ile “birinci çağ”ın gecikmeli de olsa devreye girmek üzere olduğunu, yerli katkı oranının da yüzde 55’e ulaştığını belirtiyor. Yetkililer, “İkinci çağ” olarak tanımlanan SMR döneminde ise Türkiye’nin sadece kurulum değil teknoloji ve sanayide yerli payı artırma iddiasını vurguluyor.
Birleşmiş Milletler toplantısı için ABD’de bulunan Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “USTDA ile TÜNAŞ arasında SMR konusunda bir anlaşma yaptık. Nükleer işinde Türkiye’nin 1950’de başlayan serüveninde 70 yıla geldik. Nükleerin birinci çağını kaçırdık. Ama nükleerin ikinci çağı olan SMR’de uçak hâlâ yerden kalkmadan teknoloji tarafında olalım istiyoruz. Sanayinin çok ciddi bir kapasitesi var. Akkuyu’da; şirketler öğrendi, yerlilik yüzde 55’e geldi. Sadece gelip kurmalarını değil, Türkiye’deki şirketlerin öğrenmesini de istiyoruz. 5 bin MW ihtiyacımız var. Bunu öğrenip, yarın ihraç etmek için neler yapabiliriz, ona da bakacağız. Kanada hükümeti de kendi teknolojisini vermek istiyor. Sinop ve Trakya’ya sekiz reaktör yapacağız. G. Kore ile de çalışıyoruz” dedi.
İlk SMR 2030’da
SMR’lerin finansmanına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Bakan Bayraktar, “Nasıl yenilenebilir teknolojide nötr şekilde alım garantisi verdiysek, işin finansmanını halletmek için bunlar olabilir. Nükleer güvenlik tarafında muafiyetler tanımlanabilir. İlk SMR’leri 2030’ların ilk yarısında görebiliriz. Ama dünyada da çok büyük yarış var. Şu ana kadar reaktör görmüş değiliz” değerlendirmesinde bulundu.
12 SMR planladıklarını belirten Enerji Bakanı, “ Yakın zamanda küçük nükleerlerin gelmesini bekliyoruz. Bazı Türk şirketleri ve uluslararası şirketlerimiz var. SMR Kanununu birkaç ay içinde Meclis’e getireceğiz. Bunların getirilebilmesi için istisnaların neler olacağını belirleyip, yatırım çerçevesini daha doğru bir yapıya kavuşturacağız” açıklamasında bulundu.
Türkiye’nin 3D hedefi: Talebi karşılamak, bağımlılığı azaltmak ve karbonu düşürmek
Özellikle son dönemdeki jeopolitik gelişmeler enerjiyi tüm ülkelerin gündemine taşırken Türkiye enerjide yüksek dışa bağımlılığı nedeniyle gelişmelerden daha fazla etkileniyor. Dünyadaki enerji politikalarını ve Türkiye’nin ihtiyaçlarını değerlendiren Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar, “Sermaye maliyetinin arttığı, jeopolitik gelişmelerin belirsizlik ve kriz üzerine kriz yarattığı bir ortamdayız. Buna hazır olmalıyız. Dünyanın yeni normali bu” dedi ve şöyle devam etti: “Türkiye ve enerji konusunda biz 3D aşamasındayız. Talep (demand), bağımlılık (dependence) ve dekarbonizasyon. Enerji talebi düzenli olarak artıyor, bu iyi bir şey. Türkiye yatırım yapılabilir gelişen bir ülke. Konvansiyonel ve konvansiyonel olmayan unsurlar var. Geleneksel tarafta ekonomik büyüme, nüfus, üretim kapasitesi gibi konularda enerji ihtiyacımız var. Geleneksel olmayan ve yeni unsurlar ise AI veri merkezleri, mobilizasyon, soğutma”.
Bakan ayrıca gelecekte su arıtma ve tuzdan arındırma tesisleri gibi yeni faktörlerden kaynaklanan enerji talebine de işaret etti. Artan ihtiyacın enerjide dışa bağımlılığı da artırdığına dikkat çeken Bakan Bayraktar: “Bağımlılık ana sorun. Türk ekonomisinin sürekli cari açık yaratmasının nedeni de bu. Her yıl 70-80 milyar dolar buna para harcıyoruz. Bu bağımlılığı mutlaka azaltmak zorundayız. Jeopolitik nedeniyle bu maliyete rağmen enerjiyi bulamama ihtimaliniz de var” dedi.
Dekarbonizasyon hedefleri
Türkiye nükleer taraftaki çalışmalarını hızlandırırken konvansiyonel elektrik üretimi alanında da kapasiteyi artırmaya çalışıyor. Ancak bunları yaparken karbon salınım oranlarını da düşürmesi gerekiyor. Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar, “Buradaki ana politika bileşeni yenilenebilir enerji. Hidroelektrikte iyi durumdayız ama güneş ve rüzgar, deniz üstü rüzgarda çok büyük fırsatlar var. Yenilenebilirde ikinci hedef ise enerji verimliliğinin artırılması. Bu konuda 2040 hedefimiz var. Ama 2030 yılını içeren bir enerji verimliliği planı yaparak 20 milyar dolar kazanıp verimsizliği yüzde 50 azaltacak bir planlama yapıyoruz.
Dekarbonizasyon hedeflerini yakalamak için yenilenebilir enerji çalışmaları devam ederken Türkiye’nin petrol ve doğal gaz arama çalışmaları da sürüyor. Geçiş aşamasında petrol ve doğal gaza olan ihtiyacın devam edeceğini belirten Bakan Bayraktar, upstream, mid-stream taraflarına da büyük yatırımlar yapmayı hedeflediklerini belirtiyor.
Bağımlılığı azaltmak için 13 milyon EV’ye altyapı hazırlığı
Petrol talebi artarken, dışa bağımlılığı kırmak için elektrikli araçların (EV) stratejik önemi de artıyor. Türkiye’nin petrol-doğalgazda dışa bağımlılığını azaltmak için 13 milyon elektrikli araca ihtiyaç olduğu belirtiliyor. Elektrikte yerlilik oranı bugün için yüzde 72 seviyesinde bulunuyor. Bakan Bayraktar, 2035’e kadar dağıtım şebekesinde en az 50 milyar dolar, iletim şebekesinde en az 30 milyar dolar olmak üzere toplam 80 milyar dolarlık yatırım planlarının altını çiziyor. Ayrıca 13 milyon elektrikli araç için yaklaşık 1,3 milyon şarj noktası gerekeceği, bu altyapının da planlandığını belirtiyor.
Benzer bir önem kıymetli mineraller tarafında da devam ediyor. “Maden ve mineraller olmadan bu geçişleri yapmak imkansız” diyen Bakan Bayraktar; “Çünkü çok daha fazla enterkonektör, grid ve bakır ihtiyacı var. Nadir metaller ve minerallere olan ihtiyaç da çok büyüm önem taşıyor” diyor.
Türkiye’nin gaz depolama, çevrim santralleri, elektrik gücü, iletim sistemleri gibi alanlara 35 milyar dolar yatırıma ihtiyacı olduğunu vurgulayan Enerji Bakanı: “Bunları tek başımıza yapma şansımız yok. Maden ve arama konusunda beraber çalışmak zorundayız. TPAO, Eti Maden, EÜAŞ, TEİAŞ gibi kurumlarımızın yeniden yapılandırılması gerekiyor. Bunların ulusal şampiyonlar olarak yurt dışında da iş yapmaları lazım. Örneğin TPAO 300 bin varil üretim yapabiliyor. Bunu 2035’te 1 milyona çıkarmak istiyoruz. Bunlar çok iddialı hedefiler. Bunlara ulaşmak için uluslararası işbirliğine, farklı finansal modellemelere ihtiyaç var. EÜAŞ’ta ‘spinoff’ yapmak istiyoruz. Avrupa’nın en büyük yenilenebilir kapasiteli yapısına dönüştürmek istiyoruz” diyor.