Küresel düzen, çoğu zaman askeri güç ve silahlarla değil, sofistike müzakereler ve bunlara dair kavramlarla da tedricen kurulur ve şekillenir. Aktörler değişse de yeni düzende oyunun kuralları, kavramsal ve epistemik çerçevelerle belirlenir. Bu çerçevede önemli bir kavram olan “modalite”, müzakereciler dışındakilerce, akademi ve kamuoyu tarafından pek fark edilmeyen, GATT/WTO müzakerelerinin özgül paradigmasına çerçeve teşkil eden epistemik bir araç olarak öne çıkar. Kavram olarak ‘Modalite’ Dünya Ticaret Örgütü’nde yürütülen müzakerelerde, tarafların geliştirdikleri taslak metinlerin dili, müzakere çerçevesi ve temel parametrelerinin yer aldığı kavramsal sistem olarak adlandırılır. Oxford Sözlüğü; Modaliteyi bir şeyin, özü veya kimliğinden ayrı olarak, modu, tarzı veya varlık durumu ile ilgili olan yönleri; varlık tarzını veya biçimini belirten özel bir nitelik veya özellik’ olarak tanımlanmaktadır.
Diğer yandan DTÖ Terimler Sözlüğü Modalite (Modality) için: “DTÖ müzakerelerinde modaliteler, sürecin yol haritasını çizer. Üyelerin nihai müzakere taahhütleri için gümrük tarife indirimleri gibi temel müzakere altyapısını, çerçevesini ve müzakere temel yöntem-formüllerini belirler.” (t.y.; https://www.wto. org/english/thewto_e/glossary_e/ modality_e.htm). Kısaca müzakere sisteminin omurgasını, teknik bir dil içinde tarif eden bir araçtır. Ne tek başına kurucu bir güç ne de bugünün tıkanmalarının asli failidir; ancak kavramların tarihi, çoğu zaman onları aşan siyasi, felsefi hatta teolojik gerilimlerin izini taşır.
Baruch Spinoza, Ethica’sında modalite kavramını teolojik tartışmaların merkezine yerleştirirken, bu tarihsel metafor, sadece siyasi şiddetin değil, kavramsal iktidarın da ne kadar kırılgan olduğunu hatırlatır. Hollandalı devlet adamı Witt, Modalite kavramını kullanan Spinoza’nın destekçisi bir Cumhuriyetçi siyasetçidir. Spinoza’ya maaş bağlamıştır. Voltaire’in Cahil Filozof adlı eserinin mütercimi Berna Günen, 1635 yılında Hollanda Cumhuriyeti’nin Raadpensionaris’i (Başbakan) Johan de Witt ve ağabeyi Cornelis de Witt’in monarşistler tarafından öldürüldüğünü, bedenlerinin parçalandığını ve Johan de Witt’in ciğerinin kızartılarak yenildiğini aktarır (Cahil Filozof, İş Bankası Yayınları, s.30, 2019). Spinoza’nın olay yerine gelerek “Ey barbarlar (ultimi barbarorum)” yazılı bir not bırakmak istediği, ancak engellendiği belirtilir. Bu dramatik olay, modalitenin hem felsefi hem de çatışmalı tarihsel kökleri olduğunu gösterir.
Çağdaş uluslararası ticaret sisteminde ‘Modalite’ kavramı, GATT/DTÖ müzakere çerçevesinin temel paradigması, simgesi hâline gelmiştir. IMF, Dünya Bankası ve DTÖ’nün müzakere süreçleri, modalite mantığı çerçevesinde inşa edilmiş; her sistem, küresel ekonomik zorunlulukların bir tezahürü olarak ortaya çıkmıştır. Kısaca halihazırda çökmekte olan Küresel Ticaret Müzakereleri kullanılan bahse konu terminoloji küresel ticaret sözlüğüne böylesine tarihsel, felsefi bir ekosistemden çıkagelmiştir. Uzun yıllar GATT/DTÖ çok taraflı ticaret müzakerelerinin ritmini belirleyen modalite terminolojisi, yalnızca teknik bir müzakere dil kavramı değil; Batı merkezli felsefi/iktisadi tarihsel ve paradigmatik birikimin kurumsallaşmış bir yansıması; müzakereler yoluyla üretilen DTÖ Anlaşmalarına çerçeve teşkil eden temel kavramlardandır. Kısaca küresel ticaret sisteminin temel dinamiklerini üyeler modalite kavramı etrafında tartışır, müzakere eder, ticaret diplomasisi bu eksende hukuk haline getirilir. Bugün bu dil, yerini daha çoğulcu, çok merkezli ve küresel ortaklıkları esas alan yeni bir müzakere tahayyülüne bırakma eşiğindedir.
Ciğerleri yakan terminoloji modalite: DTÖ’nün eskiyen müzakere paradigması
DTÖ’nün bahse konu terminolojisi; ticaret müzakerelerine alt yapı teşkil eden, küresel ticarette zihinsel görüşmelere zihin haritası çizen kavramsal bir destek sistemidir. “Modalite” kavramı, burada stratejik çerçeve ve müzakere algoritması olarak işlev görür. Üyelerin tarifeler, kotalar, hizmetler, fikri mülkiyet hakları ile diğer ticaret konularına dair nihai taahhütleri, bahse konu çerçeve üzerinden planlanır. Modaliteler ekseninde şekillenen DTÖ müzakere belge ve metinleri, tarafların stratejik tercihlerini ve pazarlık güçlerini ortaya koyar. Bu bağlamda, modaliteler yalnızca teknik çerçeveler değil, aynı zamanda müzakere masalarındaki güç-iktidar dengelerinin görünür hâle geldiği kavramsal araçlar olarak ortaya çıkar. Tarihsel olarak terminoloji Batı’nın hegemonik düzen kurma arzusuyla şekillendirilmiş; ancak günümüzde, çok kutuplu sistemin yükselişi ve yeni ekonomik güçlerin sisteme dahli ve zorlamalarıyla içinde bulunduğu ekosistemin çökmesiyle bir nevi havada kalmıştır.
Her formül, her yaklaşım, yalnızca ekonomik bir tercih değil, aynı zamanda ulusal güç, diplomatik manevra ve ideolojik tutumun da göstergesidir. DTÖ Tarım müzakerelerinde tüm üyelerin tercihleri bir şekilde metne yansıtılmaya çalışılır. Spinoza’dan GATT 1947’ye, oradan DTÖ’nün bugünkü işleyişine uzanan bu çizgi, Batı yaratıcılığındaki kavramsal esneklikle birlikte çatışmacı doğayı da ortaya koyar. Modern müzakerelerde, modaliteler yalnızca prosedürel bir yol haritası değil, aynı zamanda tarafların küresel ticaret vizyonunu ve stratejik çıkarlarını da yansıtan araçlar da oldukları için uzlaşma ve çatışma mantığını da yansıtan önemli kavramsal çerçevelerdir.
Batı dışı dünyanın yükselişi ve çok kutuplu dünyanın doğuşu: Yeni düzen için kavramsal dil ihtiyacı
Diğer yandan ticaret müzakerelerinde “modalite”ler, aslında sadece ticari müzakere taslaklarının temelleri de değillerdir; küresel ekonomik düzenin normatif ve epistemik çerçevesini de şekillendiren kavramsal kalıplardır. Ancak 2019’dan bu yana DTÖ yüksek mahkemesi mahiyetindeki Temyiz Organının ABD’nin yeni yargıç atamalarını engellemesi sebebiyle felç olması ve reform ihtiyacının giderek daha açık hale gelmesi, küresel ticaret sisteminin tüm dinamikleriyle birlikte bu kavramın sınırlarının da tartışmaya açılmasını gerektirmektedir. Günümüzde ABD’nin uyguladığı jeoekonomik ve güvenlikçi ticaret politikaları, çok kutuplu bir ticaret sisteminin inşasına doğru giderken küresel ekonomik sistemin yönetiminde baskın olarak kullanılan Batı kaynaklı kavram, norm ve kuralların da daha fazla sorgulanmasını gerektirmektedir. Tabi ki bahse konu kavramların hepsi menfi olmayıp birçoğu evrensel müzakere dilinin de yansımalarıdır. Ancak mevcut dilin dünyayı getirdiği yer halihazırda ortada durmaktadır.
Bu bağlamda, modalite kavramının geleneksel Batı-merkezli işlevi, çok kutuplu dünyada sınırlı kalıyor. DTÖ’nün bahse konu paradigması, bir bakıma tarihsel miras ile çağdaş jeoekonomik talepler arasında bir köprü işlevi görmekte ancak bu köprü, artık eskisi kadar sağlam görünmemektedir. Batı merkezli hegemonya çökerken, çok kutuplu yeni dünya ekonomik düzenine doğru ilerlerken kavramların da yeni gerçekliği yansıtacak şekilde güncellenmesi veya içinin farklı şekilde doldurulması gerekmektedir. Bugünün küresel ekonomik sistemi, eski hegemonik dilden uzaklaşmalı; terminolojiyi, kavramları ve yönetim mekanizmalarını yeniden düşünmelidir. Yeni dünya düzeni bu gelişmeler ekseninde, çok kutupluluğu kabul eden ve herkesin söz sahibi olduğu yeni bir çerçevede inşa edilebilir. Bu çerçevede eski “modalite”lerin yerini, daha yatay, çoğulcu ve esnek müzakere terminolojileri ve normatif çerçeveler almalıdır. Kısaca müzakereler yeni gerçekliği yansıtmalıdır. Çünkü sadece somut güçler değişmemekte; o güçleri anlamlandıran dil ve kavramlar da dönüşmektedir.
Batı paradigma tekelinin çöküşü ve çok kutuplu dünya ekonomisinin inşası
GATT ve DTÖ’nün modalite terminolojisi, tarihsel olarak Batı merkezli teolojik ve paradigmatik mirasın yankısıydı. Artık bu terminoloji, dünya ekonomisinde çok merkezli, farklı kalkınma seviyesindeki tüm ülke gruplarının sesi ve gezegenin ortak değerlerini yansıtan yeni bir müzakere diliyle değiştirilmelidir. Yeni dünya düzeni, sadece ekonomik bir yeniden yapılanma değil; savaş ve barışın, hegemonya ve çoğulculuğun kesişiminde, çok kutuplu ve demokratik bir paradigmanın hem kavramsal hem de terminolojik inşasını gerektirmektedir. Kısaca modalite kavramı eski felsefi tartışmalar ile çöken Bretton Woods/GATT/DTÖ Müzakerelerinin sembolü olmanın ötesinde, geleceğin çok kutuplu ve barışçı müzakere dilini inşa eden bir köprü olarak da karşımızda durmaktadır. Tarih, felsefe ve jeoekonomi arasındaki bu yeni sentez, modern dünya ekonomisinin yeniden biçimlenmesine hem analitik hem metaforik bir rehber olacaktır. Modaliteler, bir zamanlar küresel ticaret müzakerelerinin en somut ve en teknik pusulasını teşkil eder, ticari diplomatların masalarını işgal eden metinlerin muhtevasını belirler; müzakere stratejileri ve rotalarını tarif eder, sınırlarını çizerdi. Bugün ise pusulanın kendisi manyetik bir kayma yaşamaktadır. Artık DTÖ ticaret müzakerelerinde sanayi, tarım, hizmetler, çevre, bilişim, e-ticaret v.s. tüm sahalarda temel aktörlerin üzerinde mutabık kaldıkları hemen hemen dişe dokunur hiç bir müzakere taslak metni ve bunların muhtevalarını belirleyen temel modalite kalmamıştır. Bu yüzden de DTÖ müzakere işlevini büyük ölçüde kaybetmiştir.
Yeni dünya ekonomisinde ve küresel ticaret sisteminde ihtiyaç duyulan şey, yeni modaliteler (veya ikame edilecek yeni kavramın) belirli güçlerin çıkarlarını yansıtan, sabit formüller üreten dar bir müzakere dili ve çerçevesi olmaktan çıkarak, çok kutuplu sistemin gerçekliklerini yansıtan, çok katmanlı belirsizlikleri okuyabilen esnek bir kavramsal çerçeveye evrilmesidir. Başka bir deyişle, modalite artık küresel ticaret müzakerelerinde yalnızca “nasıl ilerlenir” sorusuna yanıt veren teknik bir prosedür olmamalı; değişen dünya ekonomik dengeleri yansıtan, jeoekonomik kırılmaları onaran, yeni teknolojik dönüşümler ile dünyanın artık kaldıramadığı siyasal gerilimleri izale edecek reçeteleri birlikte kodlayabilen bir düşünme biçimine dönüşmek zorundadır.
ABD’nin II. Dünya Savaşı sonrası kurduğu Bretton Woods temelli düzen, 1944’ten 1971’e, 2008 mali krizinden günümüz ticaret savaşlarına kadar süregelen sarsıntılarla derin bir erozyona uğramıştır. Atlantik ittifakındaki çatlaklar, Trump yönetiminin devlet kurumlarını hedef alan iç politikaları, DTÖ’deki yargıç atamalarına vetolar ve BM ile uluslararası kuruluşlardan geri çekilme, Amerikan hegemonyasının kurumsal temellerini sarsarken, Batı’nın 300 yıllık kültürel, entelektüel ve ekonomik hakimiyetinin de çözülüşünü işaret etmektedir. İran’a yönelik ABD ve İsrail saldırıları, Amerikan uçak gemilerinin ve üslerinin vurulması, Vaşington’daki ortaya çıkan stratejisizlik, yalnızca askeri başarısızlıkları değil, aynı zamanda Batı entelektüel ve paradigmalarındaki gerileme ve çatlakları da su yüzüne çekmiştir. Dünya, artık savaş ve barışın, hegemonya ve çoğulculuğun kesişiminde yeni bir denge aramaktadır. Dünya ticaretini uzun süre şekillendiren GATT ve DTÖ’nün modalite terminolojisi, tarihsel olarak Batı merkezli teolojik ve paradigmatik bir mirasın yankısıydı; artık bu terminoloji, çok merkezli, çoğulcu ve gezegenin ortak değerlerini yansıtan bir müzakere diliyle değiştirilmelidir. İçinde bulunduğumuz çatışmacı sürecin çok uzun sürmeyeceği açıktır. Aksi gidişat, dünyayı nükleer savaş dahil yok oluşa kadar götürebilecek halihazırda karşılaştıklarımızdan çok daha şiddetli iktisadi- güvenlik çatışmaları üretecek gibi görünmektedir. Dolayısıyla yeni dünya düzeninin ihdasını kolaylaştırılacak ortak ekonomik mimariye dair dil ve kavramların da yeniden şekillenmesi bir zorunluluk olarak ortada durmaktadır. Yeni dünya ekonomik düzeni, sadece bir ekonomik yeniden yapılanma değil; savaş ve barışın, hegemonya ve çoğulculuğun kesişiminde, çok kutuplu ve demokratik bir paradigmanın hem kavramsal hem de terminolojik inşasını gerektirmektedir Modalite, artık yalnızca geçmişin sembolü değil; geleceğin çok kutuplu ve barışçı müzakere dilini inşa eden köprü olarak karşımızda durmaktadır.
V-yeni dünya ekonomik düzeni ve Türkiye: Çok kutupluluk modalitelerine katkı
Türkiye, bağımsız bir dış politika ve dış ekonomik ilişkiler politikası uygulama çabasında olsa da, Gümrük Birliği kıskacının getirdiği bağımlılık ilişkisi ve Atlantik ittifakı bağları sebebiyle tam bağımsız bir görüntü vermemektedir. Batı merkezli sistem çökerken, Türkiye’nin eski paradigmayı değiştirmesi ve küresel ticaret, finans, kalkınma ve teknoloji düzenine katkı sağlayacak stratejik adımlar atması gerekmektedir. Çok kutuplu ekonomik düzene geçişte, hangi adımların uygulanabilir, hangi politikaların gerekli ve hangi koşullarda etkili olacağını belirlemede epistemik modalite kritik önemdedir. Bu, ulusal çıkarları korurken çok kutuplu diplomasi yürütmek için yeni bir dil geliştirme imkânı sunacaktır. Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin 1932 Cenevre Ekonomik Konferansı’ndaki bağımsız yeni ekonomik mimari diplomasisi, modalite temelli epistemik yaklaşımın fiili örneğidir. Türkiye, o dönem için oldukça orijinal addedilebilecek uluslararası bir kredi bankası (Dünya Bankası) ve para fonu (IMF) kurulmasını önererek hem kendi çıkarlarını hem de gelişmekte olan ülkelerin finansman ihtiyaçlarını yeni küresel Ekonomik Mimari Modalitelerinin merkezine koymuş, yeni dünya ekonomik düzen tartışmalarına çok ciddi bir epistemik katkıda bulunmuştu. Bugün, Batı sistemi çözülürken Türkiye’nin aynı mantığı çok kutuplu düzen için de bu günde uygulamaya koyması mümkün görünmektedir:
Bağımsızlık ve Esneklik: Gümrük Birliği ve Atlantik ittifakına bağımlılık azaltılmalı, ekonomik ve finansal egemenlik ön plana çıkarılmalıdır. Tarihsel liderlik iddiası, Batı’ya olan bağımlılık görüntüsü nedeniyle aşınmıştır.
Epistemik Modalite ve Stratejik Müzakere: Türkiye, ulusal çıkarlarını korurken, kullanacağı yeni müzakere dili ile küresel ekonomide adalet ve bağımsızlık ilkesini savunan etkin bir aktör olmalıdır.
Çok Kutuplu Ekonomik Diplomasi: Türkiye, çok kutuplu küresel ekonomide bağımsız diplomasi ilkeleriyle hareket etmeli; tıpkı 1932 Cenevre Konferansı’nda yeni uluslararası ekonomik kurumların (IMF ve Uluslararası Kalkınma Bankası) kurulmasına dair önerileriyle küresel düzenin şekillenmesine katkı sağladığı gibi, bugün de yeni dünya düzeninin inşasında stratejik ve normatif bir oyun kurucu rol üstlenmelidir.