Dört yıldır yapay zekânın çalışma hayatını nasıl dönüştüreceğini konuşuyoruz. Ancak asıl soru şu: Çalışanlar bu dönüşümün gerçekten doğru yönde olduğuna inanıyor mu?
Ipsos Karian Box'ın Birleşik Krallık'ta 5 bin çalışanla gerçekleştirdiği araştırma, yapay zekânın potansiyeline ilişkin çalışanların ikiye bölündüğünü gösteriyor. Katılımcıların yarısından fazlası, yapay zekânın kuruluşlarının çalışma biçimini önemli ölçüde iyileştirme potansiyeline sahip olduğuna inanıyor. Ancak şirketlerinin yapay zekâyı doğru alanlarda kullandığına duyulan güven çok daha düşük. Yaklaşık her beş çalışandan yalnızca ikisi, şirketinin yapay zekâyı gerçekten doğru sorunları çözmek için kullandığını düşünüyor.
Bu sonuçlar, yapay zekânın vadettiği potansiyel ile çalışanların günlük deneyimi arasında önemli bir boşluk olduğunu gösteriyor. Bu boşluğun temelinde ise yalnızca teknoloji değil, kurumların yapay zekâyı nasıl hayata geçirdiği de var.
Yapay zekâda asıl zorluk: İnanmak mı, güvenmek mi?
Araştırma, çalışanların yapay zekâya yönelik yaklaşımlarını dört farklı grupta inceliyor. Bu gruplar, çalışanların hem yapay zekânın potansiyeline hem de kurumlarının bu teknolojiyi kullanma biçimine ilişkin görüşlerinin birbirinden farklılaştığını gösteriyor.
En büyük grup, "inanan ve güvenenler" (yüzde 39). Bu çalışanlar hem yapay zekânın sunduğu fırsata hem de kurumlarının bu teknolojiyi kullanma biçimine olumlu bakıyor. Yapay zekâ, onlar için şimdiden anlamlı bir değer yaratmaya başlamış durumda.
Buna karşılık, çalışanların yüzde 36'sını oluşturan "şüpheciler", ne yapay zekânın potansiyeline inanıyor ne de kurumlarının bu teknolojiyi doğru şekilde kullandığını düşünüyor. Bu tablo, yalnızca temkinli bir yaklaşımı değil, daha derin bir güven sorununun varlığını da ortaya koyuyor.
Üçüncü grupta yer alan "hayal kırıklığı yaşayanlar" (yüzde 21) ise yapay zekânın potansiyeline inanıyor ancak bu potansiyelin hayata geçirildiğini görmüyor. Burada beklenti var, ancak karşılığını görememe duygusu öne çıkıyor.
En küçük grup ise "uyum sağlayanlar" (yüzde 4). Bu çalışanlar kurumlarının yapay zekâyı kullanım biçimini onaylıyor ancak yapay zekânın geniş potansiyelini görmüyor.
Bu dört grup önemli bir noktaya işaret ediyor: Yapay zekânın potansiyeline inanmak, onu benimsemek için tek başına yeterli değil. Çalışanın, kurumunun bu teknolojiyi doğru amaçlarla kullandığına da güvenmesi gerekiyor.
Yapay zekânın benimsenmesinin önündeki engeller
Araştırmaya göre çalışanların yalnızca yüzde 14'ü yapay zekâ araçlarını her gün kullandığını belirtiyor. Büyük çoğunluk bu araçlardan haftada birkaç kez ya da daha seyrek yararlanıyor. Ayrıca her on çalışandan dördü bu araçlara erişemiyor ya da erişimi olmasına rağmen kullanmıyor.
Bu sonuçlar, yapay zekânın kurumlarda var olduğunu ancak henüz çalışanların günlük çalışma düzeninin yerleşik bir parçası hâline gelemediğini gösteriyor.
Peki, çalışanlar yapay zekâyı neden yeterince kullanmıyor?
Çalışanların en sık dile getirdiği engellerden biri, yapay zekâ araçlarının yaptıkları işe uygun olmadığını düşünmeleri (yüzde 24). Mevcut çözümlerin kendi görev ve sorumluluklarını yeterince desteklemediğini ifade ediyorlar. Dolayısıyla yapay zekânın daha yaygın benimsenmesi, yalnızca çalışanların teknolojiye erişmesini değil, teknolojinin gerçek iş ihtiyaçlarına cevap vermesini gerektiriyor.
Bunun yanında veri gizliliği, bilgi güvenliği ve yapay zekâ tarafından üretilen çıktıların doğruluğu da önemli kaygı alanları. Alışılmış çalışma yöntemlerini sürdürme eğilimi, yeterli eğitim verilmemesi, yeni araçları denemek için zaman bulunamaması ve yapay zekâ uygulamalarının mevcut sistemlerle yeterince entegre olmaması da benimsemeyi yavaşlatıyor.
Ancak tüm bu engellerin arkasında daha temel bir soru var: Çalışan, yapay zekâyı kullanırken hata yapmanın bedelini ödeyeceğine inanıyorsa, bu riski neden alsın?
Yapay zekâ hata yapabilir, Peki çalışanlar da aynı özgürlüğe sahip mi?
Araştırmaya göre her on çalışandan yalnızca dördü, yapay zekânın üreteceği hatalı bir çıktıyı fark edememesi halinde kurumunun kendisini yine de destekleyeceğine inanıyor. Geri kalan çalışanlar bu soruyu yorumlarken ya kararsız kaldılar ya da böyle bir durumda destek görmeyeceklerini düşünüyorlar.
Çıktıların güvenilirliğinden emin olunmadığında ve yanlış bir sonucun yaratacağı sonuçlar belirsiz olduğunda, temkinli davranmak rasyonel bir tepki hâline geliyor.
Dikkat çekici sonuçlardan biri de bu düşüncenin görev seviyelerine göre farklılaşması. Bireysel katkı sağlayan on çalışandan yaklaşık üçü, yapay zekâ kaynaklı bir hatada kurumundan destek göreceğine inanırken, bu oran üst düzey yöneticilerde her on çalışandan altıya yaklaşıyor. Yaklaşık 27 puanlık bu fark, karar alma süreçlerine daha yakın olan çalışanların kendilerini daha güvende hissettiğini, bireysel katkı sağlayan çalışanların ise kendilerini daha fazla risk altında gördüğünü ortaya koyuyor.
Yapay zekânın benimsenmesini gerçekten ne sağlıyor?
Araştırmanın bulguları, çalışanların yapay zekâyı faydalı bulmasının kullanım üzerinde güçlü bir etkisi olduğunu gösteriyor. Her on çalışandan dördü, kullandıkları yapay zekâ araçlarının işlerini daha iyi yapmalarını kolaylaştırdığını düşünüyor. Yapay zekânın işini kolaylaştırdığını düşünen çalışanların yüzde 70'i araçları düzenli olarak kullanırken, işlerini zorlaştırdığını düşünenlerde bu oran yalnızca yüzde 23.
Bu sonuç, yapay zekâ kullanımında ilk koşulun teknolojiye erişimden önce çalışanın somut faydayı görmesi olduğunu gösteriyor.
Bir diğer kritik unsur ise beklentilerin netliği. Yalnızca her on çalışandan dördü, kurumlarında yapay zekânın nasıl ve hangi amaçlarla kullanılacağına ilişkin beklentilerin açık biçimde ifade edildiğini düşünüyor. Beklentilerin açık olduğu kurumlarda çalışanların yüzde 61'i yapay zekâyı düzenli olarak kullanırken, beklentilerin net olmadığı kurumlarda bu oran yüzde 30'a kadar geriliyor.
Benzer bir tablo sunulan destek konusunda da görülüyor. Yaklaşık her üç çalışandan biri, yapay zekâyı etkili kullanabilmek için gerekli bilgi ve becerileri geliştirme konusunda kurumundan yeterli destek aldığını düşünmüyor. Destek gören çalışanların yüzde 71'i yapay zekâyı düzenli olarak kullanırken, yeterli destek görmeyenlerde bu oran yüzde 29'a düşüyor.
Türkiye'de beyaz yakalı çalışanlarla Ağustos ayında gerçekleştirdiğimiz araştırmanın bulguları da bu tabloyu tamamlıyor. Çalışanların yapay zekâyı kullanmayı öğrenme konusunda kendilerine duydukları güven dikkat çekici. Her on çalışandan yedisi bu konuda kendine güvendiğini ifade ediyor. Buna karşılık, yapay zekânın gelecekte iş yapış biçimlerini etkileyeceği düşüncesi karşısında her iki çalışandan birinin heyecan duyması, çalışanların bu dönüşümde yönlendirme, eğitim ve güvenli deneme alanlarına ihtiyaç duyduğuna işaret ediyor. Her üç çalışandan ikisi ise şirketlerin çalışanlarını yapay zekâ gibi yeni teknolojilere hazırlama sorumluluğu olduğunu düşünüyor. Bu tablo, çalışanların yapay zekâya karşı dirençli olmadığını, ancak bu dönüşümün daha görünür, yapılandırılmış ve güvenli bir şekilde desteklenmesini beklediklerini gösteriyor.
Türkiye ve Birleşik Krallık bulguları birlikte değerlendirildiğinde, yapay zekâ dönüşümünde güvenin iki yönlü olduğu görülüyor: Çalışanın bu teknolojiyi kullanabileceğine güvenmesi kadar, kurumunun onu bu dönüşüme hazırlayacağına ve kullanım sırasında destekleyeceğine güvenmesi gerekiyor.
Yapay zekânın benimsenmesi, çalışanlardan daha fazla teknoloji kullanmalarını istemekle sağlanamaz. Çalışanın bu teknolojinin işine gerçek bir değer kattığını görmesi, nasıl ve hangi amaçlarla kullanılacağını bilmesi, gerekli becerileri geliştirmek için desteklenmesi ve hata yaptığında kendisini yalnız hissetmemesi gerekiyor.