Businessweek
Bloomberg Businessweek Türkiye dijital dergisine aboneliğiniz boyunca tam erişim sağlayabilirsiniz. Abone Ol

Teknoloji

Yapay Zekânın Eksik Halkası: Güven
Son yıllarda yapay zekânın iş dünyasını ve çalışma hayatını nasıl dönüştüreceği en çok konuşulan konular arasında. Çalışanların yarısından fazlası kurumlarının yapay zekâyı gerçekten doğru sorunları çözmek için kullandığını düşünmüyor.
  • 11 Eylül 2026 10:39
  • Sidar Gedik
Yapay Zekânın Eksik Halkası: Güven

Dört yıldır yapay zekânın çalışma hayatını nasıl dönüştüreceğini konuşuyoruz. Ancak asıl soru şu: Çalışanlar bu dönüşümün gerçekten doğru yönde olduğuna inanıyor mu?

Ipsos Karian Box'ın Birleşik Krallık'ta 5 bin çalışanla gerçekleştirdiği araştırma, yapay zekânın potansiyeline ilişkin çalışanların ikiye bölündüğünü gösteriyor. Katılımcıların yarısından fazlası, yapay zekânın kuruluşlarının çalışma biçimini önemli ölçüde iyileştirme potansiyeline sahip olduğuna inanıyor. Ancak şirketlerinin yapay zekâyı doğru alanlarda kullandığına duyulan güven çok daha düşük. Yaklaşık her beş çalışandan yalnızca ikisi, şirketinin yapay zekâyı gerçekten doğru sorunları çözmek için kullandığını düşünüyor.

Bu sonuçlar, yapay zekânın vadettiği potansiyel ile çalışanların günlük deneyimi arasında önemli bir boşluk olduğunu gösteriyor. Bu boşluğun temelinde ise yalnızca teknoloji değil, kurumların yapay zekâyı nasıl hayata geçirdiği de var.

Yapay zekâda asıl zorluk: İnanmak mı, güvenmek mi?

Araştırma, çalışanların yapay zekâya yönelik yaklaşımlarını dört farklı grupta inceliyor. Bu gruplar, çalışanların hem yapay zekânın potansiyeline hem de kurumlarının bu teknolojiyi kullanma biçimine ilişkin görüşlerinin birbirinden farklılaştığını gösteriyor.

En büyük grup, "inanan ve güvenenler" (yüzde 39). Bu çalışanlar hem yapay zekânın sunduğu fırsata hem de kurumlarının bu teknolojiyi kullanma biçimine olumlu bakıyor. Yapay zekâ, onlar için şimdiden anlamlı bir değer yaratmaya başlamış durumda.

Buna karşılık, çalışanların yüzde 36'sını oluşturan "şüpheciler", ne yapay zekânın potansiyeline inanıyor ne de kurumlarının bu teknolojiyi doğru şekilde kullandığını düşünüyor. Bu tablo, yalnızca temkinli bir yaklaşımı değil, daha derin bir güven sorununun varlığını da ortaya koyuyor.

Üçüncü grupta yer alan "hayal kırıklığı yaşayanlar" (yüzde 21) ise yapay zekânın potansiyeline inanıyor ancak bu potansiyelin hayata geçirildiğini görmüyor. Burada beklenti var, ancak karşılığını görememe duygusu öne çıkıyor.

En küçük grup ise "uyum sağlayanlar" (yüzde 4). Bu çalışanlar kurumlarının yapay zekâyı kullanım biçimini onaylıyor ancak yapay zekânın geniş potansiyelini görmüyor.

Bu dört grup önemli bir noktaya işaret ediyor: Yapay zekânın potansiyeline inanmak, onu benimsemek için tek başına yeterli değil. Çalışanın, kurumunun bu teknolojiyi doğru amaçlarla kullandığına da güvenmesi gerekiyor.

Yapay zekânın benimsenmesinin önündeki engeller

Araştırmaya göre çalışanların yalnızca yüzde 14'ü yapay zekâ araçlarını her gün kullandığını belirtiyor. Büyük çoğunluk bu araçlardan haftada birkaç kez ya da daha seyrek yararlanıyor. Ayrıca her on çalışandan dördü bu araçlara erişemiyor ya da erişimi olmasına rağmen kullanmıyor.

Bu sonuçlar, yapay zekânın kurumlarda var olduğunu ancak henüz çalışanların günlük çalışma düzeninin yerleşik bir parçası hâline gelemediğini gösteriyor.

Peki, çalışanlar yapay zekâyı neden yeterince kullanmıyor?

Çalışanların en sık dile getirdiği engellerden biri, yapay zekâ araçlarının yaptıkları işe uygun olmadığını düşünmeleri (yüzde 24). Mevcut çözümlerin kendi görev ve sorumluluklarını yeterince desteklemediğini ifade ediyorlar. Dolayısıyla yapay zekânın daha yaygın benimsenmesi, yalnızca çalışanların teknolojiye erişmesini değil, teknolojinin gerçek iş ihtiyaçlarına cevap vermesini gerektiriyor.

Bunun yanında veri gizliliği, bilgi güvenliği ve yapay zekâ tarafından üretilen çıktıların doğruluğu da önemli kaygı alanları. Alışılmış çalışma yöntemlerini sürdürme eğilimi, yeterli eğitim verilmemesi, yeni araçları denemek için zaman bulunamaması ve yapay zekâ uygulamalarının mevcut sistemlerle yeterince entegre olmaması da benimsemeyi yavaşlatıyor.

Ancak tüm bu engellerin arkasında daha temel bir soru var: Çalışan, yapay zekâyı kullanırken hata yapmanın bedelini ödeyeceğine inanıyorsa, bu riski neden alsın?

Yapay zekâ hata yapabilir, Peki çalışanlar da aynı özgürlüğe sahip mi?

Araştırmaya göre her on çalışandan yalnızca dördü, yapay zekânın üreteceği hatalı bir çıktıyı fark edememesi halinde kurumunun kendisini yine de destekleyeceğine inanıyor. Geri kalan çalışanlar bu soruyu yorumlarken ya kararsız kaldılar ya da böyle bir durumda destek görmeyeceklerini düşünüyorlar.

Çıktıların güvenilirliğinden emin olunmadığında ve yanlış bir sonucun yaratacağı sonuçlar belirsiz olduğunda, temkinli davranmak rasyonel bir tepki hâline geliyor.

Dikkat çekici sonuçlardan biri de bu düşüncenin görev seviyelerine göre farklılaşması. Bireysel katkı sağlayan on çalışandan yaklaşık üçü, yapay zekâ kaynaklı bir hatada kurumundan destek göreceğine inanırken, bu oran üst düzey yöneticilerde her on çalışandan altıya yaklaşıyor. Yaklaşık 27 puanlık bu fark, karar alma süreçlerine daha yakın olan çalışanların kendilerini daha güvende hissettiğini, bireysel katkı sağlayan çalışanların ise kendilerini daha fazla risk altında gördüğünü ortaya koyuyor.

Yapay zekânın benimsenmesini gerçekten ne sağlıyor?

Araştırmanın bulguları, çalışanların yapay zekâyı faydalı bulmasının kullanım üzerinde güçlü bir etkisi olduğunu gösteriyor. Her on çalışandan dördü, kullandıkları yapay zekâ araçlarının işlerini daha iyi yapmalarını kolaylaştırdığını düşünüyor. Yapay zekânın işini kolaylaştırdığını düşünen çalışanların yüzde 70'i araçları düzenli olarak kullanırken, işlerini zorlaştırdığını düşünenlerde bu oran yalnızca yüzde 23.

Bu sonuç, yapay zekâ kullanımında ilk koşulun teknolojiye erişimden önce çalışanın somut faydayı görmesi olduğunu gösteriyor.

Bir diğer kritik unsur ise beklentilerin netliği. Yalnızca her on çalışandan dördü, kurumlarında yapay zekânın nasıl ve hangi amaçlarla kullanılacağına ilişkin beklentilerin açık biçimde ifade edildiğini düşünüyor. Beklentilerin açık olduğu kurumlarda çalışanların yüzde 61'i yapay zekâyı düzenli olarak kullanırken, beklentilerin net olmadığı kurumlarda bu oran yüzde 30'a kadar geriliyor.

Benzer bir tablo sunulan destek konusunda da görülüyor. Yaklaşık her üç çalışandan biri, yapay zekâyı etkili kullanabilmek için gerekli bilgi ve becerileri geliştirme konusunda kurumundan yeterli destek aldığını düşünmüyor. Destek gören çalışanların yüzde 71'i yapay zekâyı düzenli olarak kullanırken, yeterli destek görmeyenlerde bu oran yüzde 29'a düşüyor.

Türkiye'de beyaz yakalı çalışanlarla Ağustos ayında gerçekleştirdiğimiz araştırmanın bulguları da bu tabloyu tamamlıyor. Çalışanların yapay zekâyı kullanmayı öğrenme konusunda kendilerine duydukları güven dikkat çekici. Her on çalışandan yedisi bu konuda kendine güvendiğini ifade ediyor. Buna karşılık, yapay zekânın gelecekte iş yapış biçimlerini etkileyeceği düşüncesi karşısında her iki çalışandan birinin heyecan duyması, çalışanların bu dönüşümde yönlendirme, eğitim ve güvenli deneme alanlarına ihtiyaç duyduğuna işaret ediyor. Her üç çalışandan ikisi ise şirketlerin çalışanlarını yapay zekâ gibi yeni teknolojilere hazırlama sorumluluğu olduğunu düşünüyor. Bu tablo, çalışanların yapay zekâya karşı dirençli olmadığını, ancak bu dönüşümün daha görünür, yapılandırılmış ve güvenli bir şekilde desteklenmesini beklediklerini gösteriyor.

Türkiye ve Birleşik Krallık bulguları birlikte değerlendirildiğinde, yapay zekâ dönüşümünde güvenin iki yönlü olduğu görülüyor: Çalışanın bu teknolojiyi kullanabileceğine güvenmesi kadar, kurumunun onu bu dönüşüme hazırlayacağına ve kullanım sırasında destekleyeceğine güvenmesi gerekiyor.

Yapay zekânın benimsenmesi, çalışanlardan daha fazla teknoloji kullanmalarını istemekle sağlanamaz. Çalışanın bu teknolojinin işine gerçek bir değer kattığını görmesi, nasıl ve hangi amaçlarla kullanılacağını bilmesi, gerekli becerileri geliştirmek için desteklenmesi ve hata yaptığında kendisini yalnız hissetmemesi gerekiyor.

Dergi Erişimi
Dergi içeriklerini okumak için Bloomberg Businessweek Türkiye dijital dergisine abone olmanız gerekmektedir.Abone değilseniz abonelik satın alarak tüm dergi içeriklerine sınırsız erişim sağlayabilirsiniz
Abone Ol
Dünyaya Anime’yi Sevdiren Stüdyonun Geleceği
Dünyaya Anime’yi Sevdiren Stüdyonun Geleceği
Japonya’nın en prestijli animasyon ekibinin geleceğine ilişkin belirsizlik yakın zamanda ortadan kalkacak gibi görünmüyor.
Kuantum Bilgisayar Hayali Hem Öldü Hem de Yaşıyor
Kuantum Bilgisayar Hayali Hem Öldü Hem de Yaşıyor
Şirketler; finansı dönüştürebilecek, tıp ve iklim araştırmalarını hızlandırabilecek cihazlar geliştirmek için yarışıyor. Ancak bu makineler aynı zamanda büyük yeni siber güvenlik açıklarının da kapısını aralayabilir.
Küresel Otomotiv Sektöründe Çin'in 2026 Sonrasındaki Adımı
Küresel Otomotiv Sektöründe Çin'in 2026 Sonrasındaki Adımı
2026 sonrasında Çin'in en büyük adımı, "dünyanın her yerinde Çin teknolojisiyle üretim yapmak" stratejisi olacak. Bu, sadece araç satmak değil; batarya, yazılım, akıllı üretim sistemleri ve tedarik zinciri ile birlikte otomotiv endüstrisinin kontrolünü ele geçirmek anlamına geliyor.
Türkiye Enerji Piyasasında Yeni Dönem: Kapasiteden Entegrasyona
Türkiye Enerji Piyasasında Yeni Dönem: Kapasiteden Entegrasyona
2026 yılının ilk sekiz ayında yenilenebilir kaynaklardan elde edilen enerji, 147,6 TWh ile toplam üretim içindeki payını yüzde 60'ın üzerine taşıdı. Bu artışta hidroelektrik santralleri önemli rol oynarken Aplus Enerji Danışmanlık Yönetici Ortağı Volkan Yiğit, yenilenebilir enerjide yapısal ve kalıcı büyüme için güneş ve rüzgardaki anlamlı büyümenin takip edilmesi gerektiğine işaret ediyor.
OVP'deki Bakım Sigortası Erişilebilir Olur mu?
OVP'deki Bakım Sigortası Erişilebilir Olur mu?
Orta Vadeli Program'da 7,8 milyon katılımcısı bulunan OKS'nin temel alınacağı Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi'ne mevcut ekonomik koşulların uygun olmaması nedeniyle yer verilmemesi sektör açısından sürpriz oldu. Buna karşın uzun süreli bakım sigortası ilk kez OVP'de yer aldı. Türkiye'de kamu-özel sektör işbirliğiyle erişilebilir modelin hayata geçirilebileceği belirtiliyor.
Borsada Oyunun Kuralları Değişiyor
Borsada Oyunun Kuralları Değişiyor
Piyasada güveni ve şeffaflığı artırmak adına bir dizi adım atan Sermaye Piyasası Kurulu, Borsa İstanbul'da fiyat oluşumunun arka planını değiştirecek kapsamlı bir düzenleme setini devreye aldı. Piyasanın ilk tepkisine bakıldığında büyük ve likit hisselerde kurumsal talebin güçleneceği fiyatlaması, düşük fiili dolaşıma sahip ve fon pozisyonlarının yoğunlaştığı hisselerde ise satış baskısının devam etme riski öne çıkıyor.
TCMB, Bir Sonraki Toplantı İçin Yönünü Belli Etti...
TCMB, Bir Sonraki Toplantı İçin Yönünü Belli Etti...
TCMB, Eylül toplantısında politika faizini beklentilere paralel olarak sabit tuttu. Bir sonraki toplantıya yönelik net bir yönlendirme yapmamakla birlikte, enflasyonun ana eğilimindeki iyileşme ve iç talepteki zayıf seyre yapılan vurgunun belirginleşmesi 22 Ekim toplantısında faiz indirimi ihtimalini masada tutuyor. Ancak özellikle petrol fiyatlarının yeniden 100 doların üzerine yükselmesi, katı hizmet enflasyonu ve Orta Vadeli Program'da gelecek yıl maliye politikasının dezenflasyon sürecine daha az destek vereceğine yönelik sinyaller sınırlı bir gevşeme alanı tanıyor.
TikTok Milyonlarca Kullanıcıdan Bir Güvenlik Özelliğini Esirgedi. İçlerinden Biri İntihar Etti
TikTok Milyonlarca Kullanıcıdan Bir Güvenlik Özelliğini Esirgedi. İçlerinden Biri İntihar Etti
Gizli bir belgeye göre, algoritmada yapılan bir güvenlik ayarı, etkileşim üzerindeki etkisini ölçmeye yönelik bir deney kapsamında, "kasıtlı olarak" çok sayıda kullanıcıya uygulanmadı.
Polo Elektrikli Mobilite Çağına Geçiyor
Polo Elektrikli Mobilite Çağına Geçiyor
Volkswagen'in en erişilebilir modeli Polo elektriklendi.
İnsanlığın Yeni Zaman Çizelgesi
İnsanlığın Yeni Zaman Çizelgesi
Kendimizi, çocuklarımızı, şirketlerimizi, yatırımlarımızı, sağlığımızı ve hayatlarımızı hâlâ eski dünyanın zaman çizelgesine göre mi planlıyoruz; yoksa insanlığın yeni zaman çizelgesinin çoktan başladığının farkında mıyız?
Otel Odasının Dijital Faturası
Otel Odasının Dijital Faturası
Otelcilik sektöründe dijital rezervasyon platformları, uluslararası müşteriye ulaşmanın en önemli kanallarından biri olurken komisyon ve görünürlük maliyetleri otellerin marjları üzerindeki baskıyı artırıyor. Türkiye'de yabancı platformlara yüzde 17 komisyon tavanı getirilmesi gündeme gelirken Avrupa'da ise geçmişteki uygulamalar nedeniyle 18 binden fazla otel, tazminat için harekete geçti.
Zekânın Birim Fiyatı Düşüyor, Tüketimi Patlıyor
Zekânın Birim Fiyatı Düşüyor, Tüketimi Patlıyor
Yapay zekâda ucuzlayan her token yeni kullanım alanlarının önünü açıyor.
OVP'nin Enerji Faturası: Kapasite Büyürken İthalat Neden Küçülmüyor?
OVP'nin Enerji Faturası: Kapasite Büyürken İthalat Neden Küçülmüyor?
Orta Vadeli Program'da büyüme ve enflasyon rakamları manşetleri kaplarken, 2026 enerji ithalatı tahmininin tek yılda 63 milyar dolardan 71 milyar dolara çıkarılmış olması gözden kaçabilir. Türkiye'nin kurulu gücünün yüzde 62,7'si artık yenilenebilir kaynaklardan oluşuyor. Buna karşın fatura küçülmüyor, büyüyor. Paradoksun cevabı yalnızca elektrik üretiminde değil; doğal gazdan ithal kömüre, ham petrolden petrol ürünlerine uzanan fosil yakıt faturasının fiyat etiketinde saklı.
Reel Sektör OVP'den Umutlu
Reel Sektör OVP'den Umutlu
Ekonomi yönetiminde üç yıllık yol haritası sunan Orta Vadeli Program'da fiyat istikrarının yanı sıra üretim ve ihracat tarafına vurgu yapılması iş dünyası tarafından memnuniyetle karşılandı. Bu yıl ilk kez "ekonomik güven ve dayanıklılık" başlığının yer aldığı programda hedeflerin gerçekleşmesi yapısal reformlara bağlı.
Portföyün İki Tarafında Aynı Risk
Portföyün İki Tarafında Aynı Risk
Teknoloji yoğunlaşması artık yalnızca hisse senedi endekslerinin değil şirket tahvili piyasasının da meselesi haline geliyor.
Japon Sermayesi Eve mi Dönüyor?
Japon Sermayesi Eve mi Dönüyor?
Japon ekonomisi ve yen, son dönemde tarihi bir dönüm noktasından geçiyor. Dünyanın en büyük alacaklı ülkesi ünvanını koruyan Japonya, onlarca yıl süren deflasyonun ve sıfır faiz politikalarının ardından kabuk değiştiriyor.