Avrupa Birliği ile Hindistan arasında müzakereleri sonuçlandırılan Serbest Ticaret Anlaşması (STA), iki taraf arasındaki ticari ve ekonomik ilişkileri daha öngörülebilir ve kurallara dayalı bir çerçeveye oturtmayı amaçlıyor. Neredeyse yirmi yıldır müzakereleri devam eden anlaşmanın böyle bir zamanda bitirilmesi manidar. AB, ABD ile olan tartışmasında kendine çeşitlendirecek pazarlar arayışında.
Dünyanın en büyük ekonomileri arasında gerçekleşen bu anlaşmanın 2 milyar insanı kapsayacak olması önemli. Tabii bir de AB açısından tedarik zincirinin çeşitlenmesi ve Çin’e karşı başlatılan “de-risking” stratejisi ile de uyumlu.
Anlaşma, mal ticareti, hizmetler, yatırımlar ve düzenleyici alanları içeren kapsamlı bir ekonomik ortaklık niteliği taşıyor. Tarım ve bazı hassas sanayi ürünlerinde yüksek koruma sürdürülürken, sanayi ve hizmetler alanında seçici, ürün bazlı ve kademeli bir liberalizasyon öngörülüyor. Tarife indirimleri bazı ürünlerde ilk günden sıfırlanırken bazılarında 3 ila 10 yıla yayılan geçiş süreleriyle uygulanacak; otomotiv, çelik, alüminyum ve belirli tarım ürünlerinde ise tam serbestleşmeden özellikle kaçınılıyor.
Anlaşmanın bir diğer ayırt edici yönü, tarife dışı düzenlemelerin merkezi rolü. Teknik standartlar, sağlık ve bitki sağlığı önlemleri (SPS), kimyasallar mevzuatı (REACH), fikri mülkiyet ve sürdürülebilirlik başlıkları anlaşmanın ayrılmaz bir parçası olarak korunuyor. Bu çerçevede STA, yalnızca gümrük vergilerini düşüren bir metin değil; ticareti regülasyonlar üzerinden yönlendiren bir yapı kuruyor.
Bu anlaşma Türkiye’yi neden ilgilendiriyor?
AB–Hindistan STA’sına doğrudan taraf değiliz ancak Türkiye’nin AB ile olan Gümrük Birliği ilişkisi nedeniyle dolaylı etkileri son derece belirgin. Türkiye, AB pazarına sanayi ürünlerinde tarifesiz erişime sahipken, Birliğin üçüncü ülkelerle imzaladığı serbest ticaret anlaşmalarının müzakere sürecinde yer almıyor. Bu durum, Türkiye’yi AB pazarında asimetrik bir rekabet konumuna yerleştiriyor.
Anlaşmanın etkilerini iki cepheden izlemek gerek. Birincisi bizim gibi AB pazarlarına gümrüksüz eriştiğimiz mallarda diğer ülkelerin de bizimle aynı şartlarda erişimi söz konusu oluyor, bu da bizim rekabet avantajımızı aşındırıyor. Hindistan gibi bizimle rakip mal üreten ekonomiler devreye girince bu daha akut bir hal alıyor. İkincisi Hindistan için bizim pazarlarımıza AB’de menşei değiştirerek tarifesiz mal satması pratikte mümkün hale geliyor. Oysa biz Hindistan’a mal satarken bir tarife ile karşılaşıyoruz. Bu da asimetrik bir etki yaratıyor.
Bu iki cephede Türkiye’nin ticaret politikası açısından oldukça önemli ancak ben bu yazıda ilk cepheye yani bu anlaşma sonucunda Türkiye ihracatındaki riskli alanlara odaklanıyorum.
Analitik yaklaşım: Tarife değişikliği ve rekabet gücü birlikte
Türkiye açısından kritik soru, “AB–Hindistan ticareti ne kadar artacak?” değil; bu artışın Türkiye’nin güçlü olduğu sektörlerle ne ölçüde örtüştüğü. Bu nedenle anlaşmanın Türkiye’ye etkisi, toplam ticaret hacmi üzerinden değil; sektörel ve ürün bazlı rekabet üzerinden okunmalı. Bazı sektörlerde etki sınırlı kalırken, bazı alanlarda rekabet baskısının orta vadede belirgin biçimde artması bekleniyor.
AB–Hindistan STA’sının Türkiye üzerindeki olası etkilerini analitik olarak değerlendirirken, tek başına tarife indirimlerinin olduğu sektörleri ele almak yerine daha geniş bir pespektifle tarife değişiklikleri, geçiş süreleri, istisnalar ve TRQ (Tarife Oranlı Kota) uygulamaları ürün bazında inceledim; eş zamanlı olarak Türkiye ve Hindistan’ın AB pazarındaki Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlük (RCA) göstergelerini kullandım.
Bu iki boyutun birlikte ele alınması, tarife indiriminin yalnızca teorik değil, fiilen rekabet baskısı yaratacağı alanların ayrıştırılmasını mümkün kılıyor. Hindistan açısından tarife avantajı olsa bile rekabet gücünün zayıf olduğu sektörleri ikincil önemde değerlendirdim. Hem tarife avantajının devreye girdiği hem de Türkiye ile Hindistan’ın AB pazarında doğrudan rekabet ettiği sektörleri yüksek riskli alanlar olarak sınıflandırdım. Bu çerçevede sektörleri kırmızı, sarı ve yeşil alanlar altında gruplandırdım.
Kırmızı alanlar: Yapısal ve kalıcı rekabet baskısı
Kırmızı alanlar, AB–Hindistan STA’sı kapsamında tarife indirimlerinin Türkiye ve Hindistan’ın AB pazarındaki rekabet gücüyle doğrudan örtüştüğü sektörlerden oluşuyor. Bu alanlarda riskin kaynağı tek başına tarife avantajı değil; emek yoğun üretim yapısı, maliyet baskısı ve fiyat hassasiyeti. Hazır giyim, deri ve ayakkabı, plastik mamulleri, organik kimyasallar, temel metal ürünleri ve düşük fiyatlı seri mobilya gibi alanlarda Hindistan’ın maliyet avantajı, STA ile birlikte daha görünür hale geliyor.
Bu sektörlerin ortak özelliği, Türkiye’nin AB’ye ihracatında yüksek paya sahip olmaları ve bugüne kadar rekabet gücünün büyük ölçüde fiyat, teslim süresi ve ölçek üzerinden şekillenmiş olması. STA’nın tarife indirimleri, Hindistan menşeli ürünlerin AB pazarına giriş maliyetini düşürürken, Türkiye’nin bu alanlarda sahip olduğu göreli avantajı aşındırıyor.
Bu nedenle kırmızı alanlar, kısa vadeli bir ticaret kaybından çok, Türkiye’nin mevcut ihracat modelinin yapısal sınırlarını görünür kılıyor. Fiyat rekabetine dayalı uzmanlaşma, bu sektörlerde giderek daha kırılgan hale geliyor.
Sarı alanlar: Uyum kapasitesine bağlı rekabet
Sarı alanlar, tarife indirimlerinin kademeli olarak devreye girdiği ve rekabet sonucunun büyük ölçüde tarife dışı faktörlere bağlı olduğu sektörlerden oluşuyor. Bu grupta işlenmiş tarım ve gıda ürünleri, deniz ürünleri, kauçuk mamulleri, genel makineler ve ekipmanlar, demir-çelikten eşya, bakır ve diğer baz metaller, ticari araçlar ve karoserler ile ahşap ürünler öne çıkıyor.
Bu sektörlerde Türkiye’nin AB pazarındaki mevcut tedarik zinciri entegrasyonu, coğrafi yakınlık ve regülasyonlara aşinalık önemli avantajlar sunuyor. Ancak bu avantajlar otomatik değil. REACH, SPS, teknik standartlar ve karbon düzenlemelerine uyumda yaşanacak gecikmeler, sarı alanların hızla kırmızıya dönüşmesine neden olabilir.
Türkiye’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) uyum sürecindeki mevcut önceliği, Hindistan karşısında bir “erken yol alma” avantajı yaratıyor; ancak bu, yapısal değil konjonktürel bir nitelik taşıyor. AB-Hindistan stratejik ortaklığının bir parçası olarak AB, Hindistan’a yeşil dönüşüm fonlarından yararlanma ve teknik kapasiteyi geliştirme imkânı sunacak. Bu finansal ve teknolojik destek, Hindistan’ın karbon yoğun üretim yapısını tahmin edilenden daha hızlı bir şekilde modernize etmesinin önünü açabilir. Dolayısıyla Türkiye’nin bugün az da olsa bir avantaj olarak kullandığı nispeten daha yeşil bir üretim farkı, AB destekli Hindistan atağıyla orta vadede kapanma riskiyle karşı karşıya.
Yeşil alanlar: Görece korunaklı ve niş avantaj sağlayan sektörler
Yeşil alanlar, STA kapsamında tarife indiriminin sınırlı olduğu ya da Türkiye’nin rekabet gücünün fiyat dışı unsurlara dayandığı sektörlerden oluşuyor. Canlı hayvanlar ve temel tarım ürünleri, tahıllar, narenciye gibi hassas tarım kalemleri, tütün, kozmetik ve parfümler, halılar ve teknik tekstiller, özel amaçlı makineler, traktörler ve tasarım odaklı mobilya bu grupta yer alıyor.
Bu alanlarda Türkiye’nin avantajı, düşük maliyetten ziyade kalite, sertifikasyon, ürün farklılaştırması ve güvenilir tedarikçi algısına dayanıyor. AB’nin tarımda yüksek koruma politikası ve hassas ürün rejimleri, bu sektörler için doğal bir tampon oluşturuyor. Ancak bu yapı mutlak değil; rekabet koşulları orta vadede değişebilir.
TRQ ile korunan sektörler: Gecikmeli rekabet
AB–Hindistan STA’sında bazı hassas sektörlerde tam serbestleşme yerine TRQ mekanizması tercih ediliyor. Binek otomobiller, çelik ve alüminyum ürünleri, bazı deniz ürünleri ve seçili tarım kalemlerinde Hindistan’a tanınan erişim miktar bazında sınırlandırılıyor. Bu yapı, kısa vadede ani bir pazar kaybını önlerken, rekabet baskısını zamana yayıyor.
Türkiye açısından TRQ’lar kalıcı bir koruma değil; dönüşüm için kazanılmış süre anlamına geliyor. Otomotiv ve çelik gibi sektörlerde tam serbestleşmeden kaçınılması ise riski ortadan kaldırmıyor; rekabet baskısını zamana yayıyor. Kota hacimleri zaman içinde artırılabilir ve kullanım oranları yükseldikçe fiyat baskısı daha görünür hale gelebilir.
Türkiye ne yapmalı?
AB–Hindistan STA’sı, Türkiye için ani bir kriz değil; ihracat yapısının sürdürülebilirliğini test eden bir gelişme niteliğinde. Kırmızı alanlarda fiyat rekabetine dayalı modelin sınırlarına gelindiği kabul edilmeli; strateji ürün farklılaştırması, tasarım, teknik standartlar ve katma değer artışına odaklanmalı.
Sarı alanlarda ise zaman faktörü kritik. REACH, SPS, CBAM ve teknik mevzuata uyum yatırımları hızlandırılmadığı takdirde, bugün yönetilebilir olan risk alanları hızla kırmızıya dönebilir. Bu nedenle kamu politikalarının, firmaların regülasyon uyum maliyetlerini azaltacak destek mekanizmalarına odaklanması gerekiyor.
Yeşil alanlarda Türkiye’nin göreli avantajı korunmalı ve derinleştirilmeli. Tarımda hassas ürün rejimleri, sanayide ise niş ve teknik üretim alanları, Türkiye’nin AB pazarındaki konumunu güçlendirebileceği başlıklar olarak öne çıkıyor. Bu alanlarda amaç, mevcut payı korumaktan ziyade değer zincirinde yukarı çıkmak olmalı.
Son olarak, AB’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı STA’ların Türkiye üzerindeki etkisi, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi tartışmasını yeniden gündeme taşıyor. Türkiye açısından temel mesele, bu anlaşmaları tek tek telafi etmek değil; asimetrik rekabet sorununu yapısal olarak çözebilecek bir çerçeveye geçmek.