Avrasya Satranç Tahtası kitabıyla tanınan Zbigniew Brzezinski, Henri Kissinger ile birlikte 20’nci yüzyıl sonu ve 21’inci yüzyıl başına damga vuran en etkili strateji düşünürlerinden biri addedilmektedir. Stratejik zihin yapısı, keskin ve çoğu zaman provoke edici bakış açısı, onu sadece Amerikan çıkarlarını düşünen bir bürokrat değil, çok katmanlı jeostratejik oyun teorisinin evrensel akıllarından biri hâline getirmiştir. Avrasyacılığa sıkı bir muhalif olsa da, aslına bakılırsa Brzezinski bir tür Avrasya teorisyenidir. Brzezinski’ye göre Avrasya, küresel gücün ağırlık merkezidir ve bu coğrafyada denge ve hakimiyet kuran aktör, dünyanın jeopolitik istikametini de tayin edecektir. Bu düşünce, NATO’nun genişlemesinden Polonya’nın Batı’ya entegrasyonuna, Orta Asya’daki Amerikan etkisinin güçlenmesine kadar birçok alanda somut politik sonuçlara yol açmıştır. Brzezinski’nin bu yaklaşımı jeostratejik yaklaşımlarında fazlaca merkezî ve Batı yanlısı bir perspektife sahiptir. Rusya’ya karşı geliştirdiği reflekslerin tarihsel, subjektif psikolojik korkularla harmanlandığı, fazlaca saplantılı olduğu, Çin’in yükselişini ise erken fark etmesine rağmen tarihsel ve medeniyet perspektifini tam okuyamadığı söylenebilir.
Brzezinski, Türkiye’nin Avrasya’daki yerini stratejik olarak önemsemekle birlikte, onu çoğu zaman Batı sisteminin çevresel bir unsuru olarak konumlandırmıştır. Bunda Atatürk sonrasında, egemen seçkinlerin uluslararası siyasette egemenlik ve stratejik muhtariyetten verdiği derin tavizlerin de ciddi rol oynadığı hatırda tutulmalıdır. Buna rağmen, çok katmanlı bakış açısı, güç–prensip dengesine verdiği önem ve disiplinli strateji üretime kapasitesi ile Brzezinski’nin, hâlâ hem dost hem rakip strateji düşünürler ve ülkemiz için dikkate alınması ve okunması gereken bir elin parmakları kadar az jeopolitik düşünürlerden birisi olduğu kanaatindeyim.
Brzezinski ile karşılaşmak: Bir hafıza notu
1997 yılında Johns Hopkins SAIS’te yüksek lisans yaparken, jeopolitik deneme yarışmasıyla kabul edilenlerin katılabildiği “Küresel Strateji” dersine seçilmiştim. Derse kabul edilmeyen bir öğrencinin 500 bin dolarlık teklifinin geri çevrildiği yönündeki söylentiler, Brzezinski’nin zaten efsane olan dersine ayrı bir gizem katmaktaydı.
Avrasya Satranç Tahtası(The Grand Chessboard), aslında birlikte işlediğimiz ‘Global Strateji: ABD Milli Güvenlik Politikasında Temel Seçenekler’ dersinin rafine edilerek kitaplaştırılmış versiyonuydu. 1986 tarihli Game Plan ise, kanaatimce Soğuk Savaş üzerine yazılmış en sade ve en keskin strateji kitaplarından biridir. Brzezinski, sadece hocalarım arasında değil, eğitim ve meslek hayatım boyunca tanıdığım en net, en keskin, stratejik düşünebilen ve soğukkanlı zihinlerden biriydi. Rusya konusunda takıntılıydı, ama ABD’nin küresel ahlaki üstünlüğüne dair söylemlere de ironik bir mesafeyle yaklaşabilecek kadar gerçekçiydi.
Vaşington’da yüksek lisansımın sonlarında zaz döneminde Brzezinski’ye birebir asistanlık yaptım. Görevim, dünyanın en seçkin üniversitelerinden gelen strateji öğrencilerini bilgilendirmek ve Brzezinski’nin stratejik/akademik okuma kaynaklarını yeniden tasnif etmekti. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 1997’de Irak’a yönelik gerçekleştirdiği bir operasyonuna dair sert eleştirileri nedeniyle ciddi ve sert bir şekilde tartışmıştık. O tartışma Türk ve Amerikan çıkarlarının ne kadar farklı olduğunu, hatta müttefiklerin gerçek hasımlar olabileceğini, soğuk savaş sonrasının erken dönemlerinde Türk Devletinin bir memuru olarak keskin şekilde idrak etmemde çok faydalı bir rol oynamıştır. TSK muhtemelen Vaşington’un canını o dönemde çok fena yakmıştı. Bu anı bir yana, SAIS’te hocam olan ve bir süre asistanlığını yaptığım Brzezinski’nin stratejik berraklığı, analizlerindeki kesinlik ve soğukkanlı aklı, küresel haritayı okuma becerimi şekillendirmiştir.
Brzezinski’nin entelektüel ve kurumsal mirası
Brzezinski’nin akademik kariyeri de entelektüel profilini yansıtır. McGill’de yüksek lisansını, Harvard’da Merle Fainsod danışmanlığında doktorasını tamamladı. Columbia Üniversitesi’nde Komünizm Araştırmaları Enstitüsü’nü yönetmişt i r.1966–68 arasında Dışişleri Bakanlığı Politika Planlama Dairesi’nde çalıştı. 1973’te David Rockefeller ile Trilateral Komisyon’u kurdu. Carter döneminde (1977–81) Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak Çin ile diplomatik normalleşmeden İran Devrimi’ne, Sovyetlerin Afganistan’a müdahalesine kadar birçok kritik süreçte belirleyici rol oynadı. Daha sonra Johns Hopkins SAIS’e döndü ve burada Brzezinski Seminerleri, Brzezinski Lecture Series ve Fellowship Programları başlatıldı. Geriye yalnızca kitaplar değil, özgün bir düşünce disiplini, rafine bir stratejik kültür ve sistemli bir analiz mirası bırakmıştır.
Gati perspektifiyle Brzezinski’yi yeniden düşünmek
Toby T. Gati’nin Valdai Club’ta yayımlanan yazısı, Brzezinski’nin bürokrasi, entelektüel ilkeler ve siyasi sorumluluk dengesini başarıyla kurmuş bir figür olduğunu vurgulamaktadır.
Gati’ye göre Brzezinski:
• Siyasete ahlaki ve entelektüel ilkelerle yaklaşmıştır
• Bürokratik düşüşlerden sonra zarif dönüşler yapabilmiştir
• Rusya’yı sistem içi bir aktör olarak değerlendirme kapasitesine sahiptir
• ABD’nin “teröre karşı savaş” stratejisini erken aşamada eleştirmiştir
• Siber güvenlik ve medya manipülasyonu gibi yeni tehditlere karşı zamanında refleks göstermiştir Kissinger’dan daha ilkeli ve daha sistematik bir dış politika vizyonuna sahip olduğu da bu yazıda dikkatle aktarılmaktadır.
Stratejik düşüncenin çöküşü ve Brzezinski’nin kalıcı uyarıları
The Grand Chessboard ile Avrasya’yı küresel gücün kalpgahı olarak tanımlayan Brzezinski, ABD’nin bu bölgede hâkimiyet kurması gerektiğini savunmuştur. Bu analiz, 1990’lar için geçerliydi. Ancak 2020’lerde ABD hegemonyasının sorgulandığı, BRICS’in güçlendiği, RCEP’in daha derin bir entegrasyon projesi hâline geldiği, Ortadoğu’nun krizlerinin Washington’a yük getirdiği ve ABD içinde kurumsal çöküşün hızlandığı bir denklemde, bu yaklaşım eksik kalmaktadır.
Brzezinski’nin Rusya’ya yönelik tarihi korkularla biçimlenen refleksleri de zamanla törpülenmiştir. Çin’e karşı daha stratejik ve uzun vadeli düşünebilmişse de, bu medeniyetin tarihsel sürekliliğini yeterince derin okuyabildiği söylenemez. Bugünün çok boyutlu jeopolitiği, yeni teknolojiler ve dijital kırılganlıklarla şekillenirken, Brzezinski’nin önerdiği stratejik berraklık ve güç kullanımı etrafında şekillenen jeostratejik yaklaşımları, muhtemelen ABD’ye rakip Rus ve Çinli entelektüeller tarafından bile dikkatle okunmaktadır.
Sonuç: Sessiz ustaların eksikliği
Brzezinski’yi, yalnızca bir Amerikan stratejisti olarak değil; disiplinli ve ilkeli düşünen bir küresel stratejik aklın temsilcisi olarak da okumak daha doğru olacaktır. Kissinger’dan farklı olarak, ideolojik yükleri stratejik gerçekçilikle dengeleyebilmiştir. Örneğin Filistin sorununda Brzezinski Camp David sürecinde Carter’la birlikte görece daha Filistin haklarını önceleyen bir çizgide yer almıştır, fakat bu destek sınırlı, temkinli ve Amerikan çıkarlarıyla uyumlu bir çerçevede şekillenmiştir. Örneğin Brzezinski ve Carter, 1978 Camp David sürecinde İsrail’in 1967 sınırları ötesindeki işgalini hukuken sorunlu görmüş, bu işgallerin kalıcı barışa engel olduğu görüşünü savunmuşlardır.
Türkiye açısından, zaman zaman çıkarlarımıza aykırı görüşler savunmuş, özellikle Rusya’ya yönelik tutumlarında irrasyonel ve duygusal refleksleri öne çıkmıştır. Ancak yaşamının son dönemlerinde bu refleksleri daha dengeli bir çizgiye çekmeye başlamıştır. Günümüzde strateji düşüncesi giderek popülist sloganlara teslim olurken, Brzezinski gibi büyük beyinlerin sessizce sahneden çekilişi, yalnızca bireysel bir kayıp değil, stratejik aklın da çöküşüne işaret etmektedir. Onun düşünsel mirası, Türkiye gibi kendi stratejik zihni haritasını kurma, geleceği stratejik olarak şekillendirme mecburiyetindeki ülkeler için, körü körüne okunacak tahliller değil, kendi stratejik muhtariyetini kurmada faydalanılacak stratejik tahlil araçları olarak da değerlendirilmelidir.