Yapay zekâ iş dünyasında neredeyse her süreci daha hızlı, daha ölçülebilir ve daha öngörülebilir hâle getirdi. Raporlar dakikalar içinde hazırlanıyor, senaryolar saniyeler içinde simüle ediliyor, karar alternatifleri matematiksel olarak sıralanıyor. Doğal olarak şu varsayım güçleniyor: Daha akıllı sistemler, daha iyi kararlar üretir.
Ancak sahada gördüğümüz tablo bu kadar net değil. Birçok organizasyonda kararlar hızlandı ama derinleşmedi. Daha fazla veri var ama daha az muhakeme yapılıyor. Sezgisel olarak “bir şeylerin eksik olduğu” hissi artıyor; fakat bu hissi nereye koyacağımızdan emin değiliz. Asıl soru belki de şu: Yapay zekâ kararları iyileştirirken, insan sezgisini fark etmeden devre dışı mı bırakıyor?
Sezgi irrasyonel değildir, sıkıştırılmış deneyimdir
İş dünyasında sezgi uzun süre “ölçülemez” olduğu için geri plana itildi. Analitik düşünme, KPI’lar ve sayılar; sezgiyi belirsiz, öznel ve riskli gösterdi. Oysa sezgi, rastgele bir içgüdü değil; yıllar içinde biriken deneyimin, bağlam bilgisinin ve örüntü tanımanın hızlı bir çıktısıdır.
Bir yöneticinin “Bu karar kâğıt üzerinde doğru ama içime sinmiyor” demesi, irrasyonellik değil; sistemin henüz ölçemediği bir bağlamı sezmesidir.
Sorun şu ki yapay zekâ çağında karar süreçleri yeniden tasarlanırken, sezgi bilinçli bir şekilde konumlandırılmadı. Analitik yük makineler tarafından devralındı ama insanın karar sürecindeki rolü yeniden tanımlanmadı. Böyle olunca sezgi, bilinçli bir denge unsuru olmaktan çıkıp sessizce devre dışı kaldı.
Otomasyon kararları hızlandırır, ama muhakemeyi derinleştirmez
Yapay zekâ karar sürecini optimize eder. Ancak optimizasyon, her zaman doğru karar anlamına gelmez. Daha fazla alternatif üretmek, daha iyi bir seçim yapılacağı anlamına gelmediği gibi; daha hızlı karar vermek de kararın kalitesini otomatik olarak artırmaz.
Birçok organizasyonda şu kaymayı görüyoruz: Karar vermek yerine kararı optimize etmeye başlıyoruz. Bu noktada hız, berraklıkla karıştırılıyor. Oysa hız yalnızca süreci kısaltır; bağlamı kendiliğinden eklemez. Yapay zekâ “en olası” sonucu üretir, ama “en uygun” olanı belirlemek hâlâ insana aittir.
Bu ayrım netleşmediğinde, yöneticiler şu tuzağa düşüyor: Sistem bir şey önerdiyse, bunun arkasında yeterince düşünülmüş bir muhakeme olduğu varsayılıyor. Halbuki sistem, yalnızca kendisine verilen çerçeve içinde hesap yapmıştır. Çerçeve hatalıysa sonuç ne kadar hızlı ve tutarlı görünürse görünsün yanlış ölçeklenir.
Ajanlar çağında sezgi nereye konumlanmalı?
Bugün giderek daha fazla iş süreci “ajanik” sistemlere devrediliyor. Yani yapay zekâ yalnızca öneri sunmuyor; tetikliyor, planlıyor, uyguluyor ve ölçüyor. Bu noktada mesele “makine mi karar verecek, insan mı?” ikilemi değil. Asıl mesele şu: Hangi kararlar nerede alınmalı?
Makine; tekrar eden, yüksek hacimli, varyant üretimi gerektiren alanlarda son derece güçlü. İnsan ise bağlam, etik, istisna ve “bu bize yakışır mı?” sorularında vazgeçilmez.
Sezgi burada romantik bir özellik değil; sınır koyma ve yön tayin etme becerisidir. Makine olasılık üretir. İnsan, o olasılıklar arasından hangisinin anlamlı, adil ve sürdürülebilir olduğunu seçer. Bu denge kurulmadığında organizasyonlar çok hızlı ilerler, ama nereye gittiklerinden emin olamazlar.
Asıl risk: Yanlış kararların ölçeklenmesi
Yapay zekânın en büyük riski hata yapması değildir. Asıl risk, yanlış varsayımları kusursuz biçimde ölçeklemesidir. Yanlış bir problem tanımı, eksik bir bağlam ya da sorgulanmamış bir varsayım; yapay zekâ ile birlikte çok daha hızlı yayılır. Benzer cümleler, benzer stratejiler, benzer ürünler ortaya çıkar. Şirketler aynı araçları kullandıkça, birbirlerine benzemeye başlar.
Bu noktada sezginin yokluğu ciddi bir kör nokta yaratır. Çünkü sezgi, sistemin görmediği istisnaları ve uyumsuzlukları fark etme yeteneğidir. Sezgi sustuğunda, organizasyonlar hatayı fark ettiğinde iş işten geçmiş olur.
Daha akıllı sistemler yetmez
Yapay zekâ iş dünyasında kalıcı bir gerçek. Bu tartışılmaz. Ancak rekabet avantajı, daha akıllı sistemlere sahip olmaktan değil; o sistemleri hangi muhakeme çerçevesiyle kullandığımızdan doğacak. Teknoloji mekaniği çözer. Yönü, ölçüyü ve sınırı hâlâ insan belirler.
Bugünün liderlik sorusu artık “Hangi sistemi kullanalım?” değil. “Hangi kararlarda sezgiyi bilinçli olarak masada tutuyoruz?” sorusudur. Çünkü daha akıllı sistemler mümkün. Ama sezgisini kaybetmiş organizasyonlar için bu akıl, her zaman yeterli olmayabilir.