"Ne bir tiyatroda ne de bir sinemada uzun süre oturmaya katlanabiliyorum; elime bir gazete ya da çağdaş bir kitap alıp okuduğum seyrek oluyor. Tıklım tıklım trenler ve otellerde, bunaltıcı ve sırnaşık bir müziğin çaldığı hınca hınç kafeteryalarda, zarif ve lüks kentlerin barları ve varyetelerinde, dünyayı gezen sergilerde, geçit törenlerinde, bilgiye susamış kimseler için düzenlenen konferanslarda ve devasa statlarda insanların aradığı nasıl bir haz, nasıl bir neşedir aklım almıyor bir türlü.
İstesem ulaşabileceğim, benim dışımda binlerce kişinin ele geçirmek için itişip kakıştığı, uğraşıp didindiği bu neşe ve sevinçleri anlamam ve paylaşmam olanaksız. Öte yandan, benim o şenlikli saatlerimde yaşadıklarımı, benim için haz, yaşantı, cazibe ve huşu sayılan şeyleri dünya bilemedin sanat yapılarından tanıyor, sanat yapıtlarında arayıp seviyor onları. Yaşamın içinde ise hepsini kaçıkça buluyor.
Ve doğrusu dünya haklıysa, kafeteryalardaki bu müzik, bu kitlesel eğlenmeler, az şeyle yetinen bu Amerikalılaşmış bu insanlar haklıysalar, o zaman ben haksızım demektir. O zaman kaçık biriyim ben, o zaman sık sık kendime verdiğim isimle bir bozkır kurduyum, yolunu şaşırıp yabancı ve anlaşılmaz bir dünyada gözünü açan bir hayvanım, eski vatanının havası ve yiyeceği elinden çıkıp gitmiş bir hayvan."
Hesse'den hareketle haz almak ve haz vermekten söz etmek isterim biraz. Bilirsiniz, aşırı gelişmiş bir arzunun, istekleri yüzünden suçluluğa açık olma duygusu, temelde iyi olan bir insanı, kendi iyiliğinden ödün verecek bir hale getirebilir.
İnsanların tehlike, tehdit, risk, kriz, haz, kendi çıkarları gibi hayatın kritik zamanlarında aldıkları kararlara bakılacak olursa; Bertrand Russell'ın "İnsanın akıllı bir hayvan olduğu söylenir. Hayatım boyunca bunun kanıtlarını aradım ancak bulamadım" şeklindeki ifadesinin haklı olabileceğini düşünmekte yarar vardır. Çünkü ikna, öğrenme ve davranış ile ilgili tüm bilişsel ağırlıklı kuramların tersine, insanların salt aklın değil tamamen duyguların yönlendirmesiyle harekete geçtiğini düşünmemiz son derece normaldir.
Beynin gelişimini yaklaşık 500 milyon yıl önce tamamlamış ilk yapısı arka (veya alt) beyindir. Bu bölge sürüngenlerle ortak olan yapıdır ve birçok süreç evrimsel gelişimin daha eski dönemlerinde gelişmiş olan bazal ganliyonlar ve limbik sistemde gerçekleşir. Limbik sistem beynin iç ortasındaki ağsı yapıya verilen isimdir. Bu bölge yiyecek, içecek, sosyal statü, cinsellik, para gibi insana haz veren şeyleri tanımak ve onları yönetmek konusunda önemli bir role sahiptir.
Bu bölge dış dünyadan gelen ve haz vadeden uyaranlar için bir ilk değerlendirme ve aktarma istasyonudur. Bu bölgenin beyin kabuğu ile milyarlarca bağlantısı vardır ve mesaj buradan beyin kabuğuna gönderilir. Bütün memelilerin limbik sistemi bulunmaktadır. Tüm canlılar hayatlarını sürdürmek için tehlikeden ve riskli uyaranlardan hızla uzaklaşmak; buna karşılık haz veren ve ödül vadeden uyaranlara yönelmek eğilimindedir.
İnsan beyni geçirdiği evrim süreci içinde, hayatımızı kolaylaştıran "şey"lere yönelmek, zararlı görünenlerden de kaçınmak üzere yapılanmıştır. İnsan beyni verdiği tepkileri ve aldığı kararları iki ayrı bölgede işlemden geçirir. Bunlardan birincisi, beynin gelişim açısından daha eski bir bölgesi olan alt ve orta beyin yapılarının etkili olduğu, "hisseden beyin"; diğeri ise konuları irdeleyen "düşünen beyin". Beynin tabanında yer alan eski yapı, hızlı, güçlü ancak tepkisel ve dolayısıyla rasyonel değildir. Buna karşılık daha üstte yer alan irdeleyici düşünen beyin, yavaş ve bilinçlidir.
Tehlike, tehdit, risk, kaygı, ödül, haz, refah gibi uyarıcılar karşısında kararlar öncelikle hisseden beyinden çıkar ve daha sonra kuvvetli gerekçelerle desteklenmek ve mantık süzgecinden geçirilmek üzere düşünen beyin bölgesine havale edilir. İnsanların duygularının sağ beyinde, mantıklı düşünme süreçlerinin de sol beyinde olduğu yönündeki hepimizin yıllardır bildiği görüş sadece sınırlı ölçüde geçerlidir. Çünkü insanın sahip olduğu iki tür düşünce süreci, beynin sağı ve solu tarafından yönetilmekten çok aslında aşağı ve yukarıdaki yapıları tarafından yürütülür.
"Hisseden" adını verdiğimiz tepkisel düşüncelerin merkezi, esas olarak beyin kabuğunun (serebral korteks) altındadır. Beyin kabuğu duygusal sistem için de kritik bir işleve sahip olmakla beraber, duygularla ilgili solunum, vücut sıcaklığı, beden sıvıları ve kendi kendine çalışan (solunum, kalp vurumu vb) sistemlerden sorumludur. Bu yapının üzerinde yer alan orta beyin bölgesi ise görme ve işitme duyularını koordine eder; tehlike, tehdit ve haz konusundaki röle (aktarma) istasyonlarını barındırır. Bunların üstünde yer alan ön beyin (prefrontal bölge) ise insana özgü olan okuma, yazma, hesap yapma, sembolizasyon, akıl yürütme gibi işlevleri barındırır.
Modern bilim hazın beyinde olan bir durum olduğunu ve aslında beden ya da çevrenin buna bir araç olduğunu kanıtlamış durumda. Yani her ne kadar bazı bölgelerimize dokunulması bize haz verse de bu hazın oluşturuldu yer beynimizdir. Bu durumda aslında beden bir araçtır. Bunun en uç örneği dişlerini fırçalarken orgazm olabilen insanlardır. Görüldüğü üzere aslında diş etlerimiz erojen bölgelerimiz değildir. Ancak bazı beyinler için demek ki diş etlerinden gelen uyarılar beyin tarafından hazsal bir döngü ile orgazma kadar bile yorumlanabilir.
Yine bağımlılık madde ile ilgili değil beyin ile ilgilidir. Görüntü dışarıda olan bir şey değil beyin tarafından üretilir. Gerçeklik algımızın aslında tüm bileşenleri için bu söylenebilir. Dışarıda olup biten her şey beyin için bir araçtır. Esas olan beynin bu veriler ile ne yaptığıdır. Eğer beyin kendisine iletilen dokunma hissini haz ile ilintili kodlarsa kişi haz alır. Ve beyin eğitilen bir organ olduğuna göre Kamala bunu öğretmiş olabilir.
O zaman hazlar ve bağımlılıklar üzerinden madde madde bir analiz yapıp konuyu bağlayalım: Bağımlılıklar günümüzün en büyük sorunlarından. Çözümü ise bağımlılık davranışı gösteren beyinin dönüşümünde yatıyor.
1.Bu dönüşüm için bütüncül bir yaklaşım şart. Hedefimiz ise bağımlı beyinin duygu, düşünce, davranış dünyası olmalı.
2.Beslenme, uyku, spor, takviye gıdalar, terapiler, tıbbı yardım, farkındalık egzersizleri ve qEEG+TMU (Psikiyatri ve nörolojide beyin dalgalarını incelemek ve manyetik alanla tedavi etmek için kullanılan iki tamamlayıcı yöntem) gibi modern bilim teknolojilerini bir arada kullanmak esas olmalı.
3.Peki; onları seven insanlar acaba yardımcı mı oluyor yoksa köstek mi?
4.Madde bağımlısında özgüven inşa edeceğimize, "yine başladın di mi?" deyip tekrar oraya itiyoruz. Yapabilirsin desek!
5.Sosyal medyada, değersizlik hissi yüzünden dolaşan çocuğumuza "Gerizekalı" diye bağırıp iyicene değersiz hissettiriyoruz. Post yaparken bize yardım etmesini istesek!
6.Sigarayı bırakmaya çalışan sevgilimizi sürekli olarak kıskançlık krizine sokuyoruz. Oda onu asla aldatmayan sigarasına sarılıyor. Ölümde bile mert. İlişkiye güven inşa etsek!
7.Çocukluğunun mutlu günlerini yemek yerken yaşayan obez hastamıza, kelepçe takıyoruz, kilo veriyor ama daha mutsuz şimdi. Ona bugün için mutluluk versek!
8.Bilgisayar oyununda diyarların kurtarıcısı olan çocuğun bilgisayarına el koyuyoruz, okulda ki hiç kimseyi oynamaya devam etsin diye. Onun, bizim kahramanımız olduğunu hissettirsek!
9.Bağımlılıklar çok derin duygu+düşünce+davranış paketleridir. Kişinin kendisi, sevdikleri ve profesyonel sağlık hizmetlerinin kenetlenerek kazanabileceği zor bir savaş.