Businessweek
Bloomberg Businessweek Türkiye dijital dergisine aboneliğiniz boyunca tam erişim sağlayabilirsiniz. Abone Ol

Küresel Ekonomi

Küresel Ticaretin Görünmeyen Duvarları
Küresel ticarette korumacılığın yeni cephesi artık yalnızca gümrük kapıları değil. Çin'in devlet desteklerinden ABD'nin yerlileşme politikalarına, Hindistan'ın sertifikasyon şartlarından AB'nin karbon düzenlemelerine kadar uzanan tarife dışı önlemler ihracatçının pazara giriş maliyetini artırıyor.
  • 18 Eylül 2026 10:28
  • Remzi Akkök
Küresel Ticaretin Görünmeyen Duvarları

Donald Trump'ın ikinci kez ABD Başkanı olmasıyla gümrük tarifeleri yeniden küresel ticaret tartışmalarının merkezine yerleşti. Ancak tarifelerin geri dönüşü, dünya ticaretinin yalnızca gümrük vergileri üzerinden şekillendiği eski düzene dönüş anlamına gelmiyor. Dünya Ticaret Örgütü'nün (World Trade Organization-WTO) 2026 Dünya Ticaret Raporu bu dönüşümün geldiği noktayı ortaya koyuyor. WTO verilerine göre Tarifeler ve Ticaret Genel Anlaşması'nın (General Agreement on Tariffs and TradeGATT) ilk müzakere turundan önce, 1947'de dört büyük ekonomide tahmini ortalama gümrük tarifesi yüzde 22 civarındaydı. Sonraki dönemde sanayi ürünlerindeki tarifeler birçok ekonomide düşük tek haneli seviyelere kadar geriledi. Ancak tarifelerin düşmesi ticaret maliyetlerinin ortadan kalkması anlamına gelmedi. WTO'ya göre bugün tarife dışı önlemlerin ticaret maliyetleri üzerindeki etkisi çoğu ekonomide tarifelerin etkisini aşmış durumda. Teknik düzenlemeler, sağlık ve güvenlik standartları, sertifikasyon süreçleri, sübvansiyonlar ve diğer ülke içi düzenlemeler bir şirketin yabancı pazara hangi koşullarda girebileceğinin giderek daha önemli belirleyicileri haline geldi.

Gümrük duvarı sınırın arkasına taşındı

Tarifeler geriledikçe teknik standartlar, sağlık ve güvenlik önlemleri, sübvansiyonlar, lisanslar ve kamu alımı kuralları gibi "sınır arkası" uygulamalar ticaret sisteminin merkezine yaklaştı. Ancak bu düzenlemeler tek başına korumacılık anlamına gelmiyor. Tartışma, uygulamaların meşru politika amaçlarıyla orantılı olup olmadığı ve yabancı üreticilerin pazara erişimini gereğinden fazla kısıtlayıp kısıtlamadığı üzerinde yoğunlaşıyor. Yeni korumacılığın tek bir modeli bulunmuyor. Çin'de devlet destekleri ve kamu alımları, ABD'de yerli üretim ve stratejik sektör politikaları, Hindistan'da standart ve sertifikasyon, Avrupa Birliği'nde karbon ve çevre düzenlemeleri öne çıkıyor.

Çin'in duvarında devlet desteği var

Çin'deki tartışmaların merkezinde devletin ekonomi içerisindeki ağırlığı bulunuyor. WTO'nun Çin'e ilişkin Ticaret Politikası İncelemesinde üyeler devlet destekleri ve sübvansiyonların şeffaflığından kamu alımlarına, devlet şirketlerinden teknik standartlara kadar uzanan uygulamalara ilişkin endişelerini gündeme getirdi. Çin örneğinde ticaret politikasının yönü yalnızca ülkeye giren mallarla sınırlı değil. Stratejik hammaddelerin ülkeden çıkışı da ticaret politikasının parçasına dönüştü. Çin'in geçmişte nadir toprak elementleri, tungsten ve molibdene yönelik ihracat vergileri ve kotaları WTO uyuşmazlıklarına konu oldu. Böylece geleneksel "ithalatı sınırlandırma" yaklaşımının yanına "stratejik girdinin ihracatını kontrol etme" aracı eklendi.

ABD'de kamu desteğinin şartı yerlileşiyor

ABD'de tarife dışındaki politika araçlarının önemli bölümü kamu alımları, devlet teşvikleri, yatırım kontrolleri ve stratejik sektörler etrafında şekilleniyor. "Buy American" ve "Made in America" politikaları federal kamu alımlarında yerli üretimin ağırlığını artırmayı amaçlarken devletin satın alma gücünü sanayi politikasının araçlarından birine dönüştürüyor. Benzer tartışmalar Enflasyonu Düşürme Yasası (Inflation Reduction Act-IRA) kapsamındaki teşviklerde ortaya çıktı. Temiz enerji dönüşümünü hızlandırmayı amaçlayan destekler, elektrikli araçlardan batarya tedarik zincirlerine kadar uzanan alanlarda üretim yeri ve tedarik zinciri koşullarını teşvik sisteminin parçasına dönüştürdü. ABD'nin politika araçlarına yabancı yatırımların ulusal güvenlik gerekçesiyle incelenmesi ve ileri teknoloji alanlarındaki ihracat kontrolleri de eklendi.

Hindistan'ın duvarı sertifikasyon

Hindistan, teknik standartların nasıl pazar erişimi sorununa dönüşebileceğinin dikkat çekici örneklerinden biri. Ülkenin belirli ürünler için kullandığı Kalite Kontrol Emirleri (Quality Control OrdersQCO), ürünlerin Hint standartlarına uygunluğunu ve gerekli değerlendirme süreçlerinden geçmesini zorunlu hale getirebiliyor. WTO'nun 2026'daki Hindistan Ticaret Politikası İncelemesinde fabrika denetimlerindeki gecikmeler, standartların uluslararası kurallarla uyumu ve yabancı sertifikasyon kuruluşlarının tanınması gündeme geldi. AB, mobilya ürünlerine yönelik QCO düzenlemelerinin sertifikasyon süreçlerini uzatarak yabancı üreticilerin pazara girişini geciktirebileceği yönünde endişe bildirdi. Üretime Bağlı Teşvik (ProductionLinked Incentive-PLI) programları ve "Make in India" politikası kapsamındaki yerli üretim ve içerik koşulları da WTO üyelerinin gündemine geldi. İhracatçı açısından maliyet burada gümrük vergisi olarak görünmüyor. Ürünün test edilmesi, sertifikalandırılması, fabrikanın denetlenmesi ve onayların alınması için harcanan zaman ve para görünmeyen pazara giriş maliyetine dönüşüyor.

Avrupa'nın yeni duvarında karbon var

Avrupa Birliği'nde ticaret politikasının yeni sınırı çevre düzenlemeleri üzerinden şekilleniyor. Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (Carbon B order Adjustment Mechanism-CBAM), karbon yoğun üretimde Avrupa'daki üreticiler ile ithal ürünler arasındaki karbon maliyetini dengelemeyi amaçlıyor. Ancak sistem aynı zamanda bir ürünün AB pazarına erişiminde üretim sürecindeki karbon emisyonunu da belirleyici hale getiriyor. Böylece bir ürünün AB pazarına erişiminde nerede üretildiğinin yanı sıra nasıl üretildiği ve üretim sürecinde ortaya çıkan karbon emisyonu da önem kazanıyor. WTO'nun 2026 Dünya Ticaret Raporu'na göre 1995'te küresel sera gazı emisyonlarının yalnızca yüzde 0,7'si karbon vergisi veya emisyon ticaret sistemi kapsamında bulunurken oran 2025'te yüzde 28'e yükseldi. WTO üyeleri 2009-2024 döneminde ticareti etkileyebilecek 7 binden fazla iklim bağlantılı önlemi örgüte bildirdi. Avrupa Birliği Ormansızlaşma Yönetmeliği (European Union Deforestation Regulation-EUDR) ise çevre ile ticaret arasındaki ilişkinin başka bir boyutunu oluşturuyor. Düzenleme, belirli tarım ve orman ürünlerinin tedarik zincirlerinin ormansızlaşmayla bağlantısını takip etmeyi amaçlıyor. İhracatçı açısından maliyet artık yalnızca ödenecek vergi veya karbon bedeli değil. Ürünün kaynağını takip etmek, üretim sürecini belgelemek, emisyon verisi toplamak ve uygunluğu doğrulatmak da pazara erişim maliyetinin parçasına dönüşüyor.

Sübvansiyon yarışı hızlandı

Ülkeler arasındaki farklı örneklerin ortaklaştığı alanlardan biri devlet desteklerinin yükselişi. WTO, yeni sanayi politikalarının stratejik rekabet gücü, yeşil ve dijital dönüşüm, tedarik zinciri dayanıklılığı ve ulusal güvenlik gibi amaçlarla yaygınlaştığına dikkat çekiyor. Sübvansiyonlar özellikle üst-orta ve yüksek gelirli ekonomilerde en yaygın sanayi politikası araçlarından biri haline gelirken buna verilen ticari karşılık da büyüyor. Sübvansiyonlu ithalata karşı kullanılan telafi edici önlemlerin sayısı son 10 yılda önceki 12 yıllık döneme kıyasla iki kattan fazla arttı. Desteklerin büyüklüğünü görmek ise kolay değil. WTO üyelerinin yalnızca yüzde 59'u 2015-2024 döneminde zorunlu sübvansiyon bildirimlerini yaptı. Yapılan bildirimlerin yüzde 77'si geç gelirken ortalama gecikme bir yılı aştı. Bütün bu önlemlerin ekonomik etkisini büyüten ise üretimin küreselleşmesi. Uluslararası ticaretin küresel Gayrisafi Yurt İçi Hasıla'ya (GSYH) oranı 1950'lerden bu yana yaklaşık dört katına çıkarak yüzde 60'a yaklaştı. Küresel Değer Zincirleri (Global Value Chains-GVC) 2024'te dünya ticaretinin yüzde 46'sını oluşturdu. Bu nedenle Hindistan'daki bir sertifikasyon kuralı, Çin'deki ihracat kontrolü, ABD'deki yerli içerik teşviki veya Avrupa'daki karbon düzenlemesinin etkisi yalnızca iki ülke arasındaki ticarette kalmıyor. Bir ürünün parçaları farklı ülkelerde üretilip başka bir ülkede monte edilerek üçüncü bir pazara satılabiliyor. Ticaret önlemi, zincirin herhangi bir noktasına uygulandığında maliyet diğer halkalara da taşınabiliyor.

Yeni gümrük kapısı veri merkezinde

Tarife dışı önlemlerin en yeni cephesi fiziksel bir sınır kapısına dahi ihtiyaç duymuyor. WTO'ya göre dijital ekonominin büyümesiyle hükümetlerin kullandığı politika araçları; veri yönetişimi, kişisel verilerin korunması, siber güvenlik, ihracat kısıtlamaları ve sanayi sübvansiyonlarına kadar genişledi. Veri gizliliği veya siber güvenlik düzenlemesi kendi başına ticaret engeli anlamına gelmiyor. Ancak ülkelerin birbirinden farklı kurallar oluşturması şirketlerin uyum süreçlerini farklı pazarlarda tekrarlamasına, verilerini veya operasyonlarını belirli ülkelerde tutmasına ve ayrı altyapılar kurmasına neden olabiliyor. WTO ile Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'nün (Organisation for Economic Co-operation and Development-OECD) çalışmasına göre gerekli güvenlik önlemleriyle birlikte açık veri akışını sağlayan küresel bir yaklaşım dünya ihracatını yüzde 3,6, küresel GSYH'yi yüzde 1,8 artırabilir. Tam veri parçalanması halinde ise küresel GSYH yüzde 4,5, dünya ihracatı yüzde 8,5 azalabilir.

Pazara giriş maliyeti gümrükte bitmiyor

İhracatçı açısından gerçek pazara giriş maliyeti artık yalnızca fabrika fiyatı ve gümrük tarifesinden oluşmuyor. Sertifikasyon ve test süreçleri, ithalat lisansları, raporlama yükümlülükleri, karbon maliyetleri, idari gecikmeler ve yerelleşme şartları da toplam maliyete ekleniyor. Böylece düşük tarife oranı tek başına bir pazarın yabancı üreticilere ne ölçüde açık olduğunu göstermeye yetmiyor. Küresel ticaretin yeni duvarı giderek gümrük kapısından ülkenin iç düzenlemelerine taşınıyor.

Türk çelik sektöründe en büyük engel kota

Küresel ticarette tarife dışı önlemlerin ağırlığının artması Türkiye'nin çelik ihracatında da doğrudan hissediliyor. Çelik İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Dalbeler, Türk çelik sektörünün uzun yıllardır sertifikasyon ve raporlama süreçlerine uyum sağladığını, buna karşın AB pazarında özellikle kota uygulamalarının sektör üzerindeki baskıyı artırdığını belirtti. Türkiye ile AB arasındaki çelik ticaretinin geçmişte dengeli, hatta AB lehine seyrettiğine dikkat çeken Dalbeler, Avrupa'daki çelik üretiminin gerilemesiyle dengenin Türkiye lehine dönmeye başladığını ifade etti. Bu süreçte ABD'nin Section 232 soruşturmasının ardından olası ticaret sapması gerekçe gösterilerek AB tarafından yeni önlemlerin devreye alındığını belirten Uğur Dalbeler, "Türk çelik sektörünü en çok zorlayan uygulama ithalat kotalarıdır diyebiliriz" dedi.

Uğur Dalbeler, 1 Temmuz 2026'da başlayan yeni dönemde sekiz yıldır uygulanan kotaların yarıya indirildiğini, vergi oranının ise yüzde 50'ye yükseltildiğini belirtti. Dalbeler, Türkiye'nin birçok alanda AB ile uyum içinde olmasına rağmen çelik sektöründe üçüncü ülke muamelesi gördüğünü savundu. Avrupa pazarındaki yükümlülükler kotalarla sınırlı değil. Karbon emisyonlarının ölçülmesi ve doğrulanması, üretim sürecine ilişkin veri paylaşımı, sertifikasyon ve izlenebilirlik de ihracat sürecinin parçası haline geliyor. Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'nın (SKDM) mali yükümlülük dönemine geçmesiyle sistemin yalnızca raporlama faaliyeti olmaktan çıktığını belirten Uğur Dalbeler, "İhracatçının maliyeti artık yalnızca üretim maliyeti değil; emisyon ölçümü, veri yönetimi, doğrulama, sertifikasyon ve izlenebilirlik gibi yeni kalemleri de içeriyor" dedi. Bu maliyetlerin tesisin üretim teknolojisine, enerji kaynağına, ürün grubuna ve emisyon yoğunluğuna göre değiştiğini ifade eden Dalbeler, baskının ticaret rakamlarına da yansıdığına dikkat çekti. Çelik İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı, 2026 başından Eylül ortasına kadar Türkiye'nin toplam çelik ihracatı miktar bazında artarken AB'ye ihracatın yüzde 22,5 gerilediğini belirtti.

Karbon düzenlemeleri yatırımları değiştiriyor

AB'nin karbon politikalarının Türkiye'deki üretim ve yatırım kararlarını da etkilediğini vurgulayan Uğur Dalbeler, düşük emisyonlu üretim teknolojileri, enerji verimliliği, yenilenebilir enerji kullanımı ve emisyon verilerinin ölçülmesine yönelik yatırımların rekabetçiliğin temel unsurları arasına girdiğini ifade etti. Düşük karbonlu üretime geçişin yüksek tutarlı ve uzun vadeli yatırımlar gerektirdiğine dikkat çeken Dalbeler, maliyetin tamamının üretici ve ihracatçıya yüklenmesinin rekabet gücünü zayıflatabileceğini söyledi. Uğur Dalbeler, düşük maliyetli finansman, yenilenebilir enerjiye erişim ve teknoloji yatırımlarının desteklenmesi alanlarında kamu ile sanayinin birlikte hareket etmesi gerektiğini belirtti. Sektörün dönüşüme karşı olmadığını vurgulayan Çelik İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı, "Türk çelik sektörünün daha düşük karbonlu üretime geçmesi gerektiğini düşünüyoruz" dedi. Dalbeler, dönüşümün öngörülebilir, finansal olarak uygulanabilir ve rekabetçiliği koruyacak bir yol haritasıyla gerçekleştirilmesi gerektiğini ifade etti.

"SKDM Yeni Bir Teknik Engel Haline Geldi"

SKDM'nin AB içindeki ve dışındaki üreticiler arasında karbon maliyetini dengeleme hedefi taşımasına karşın Türk çelik sektörü mevcut uygulamanın eşit rekabet koşulları yaratmadığı görüşünde. Türk üreticilerin ihraç ettikleri ürünlerin emisyonlarını ölçmek, doğrulatmak ve kapsamlı veri sağlamak zorunda olduklarını belirten Uğur Dalbeler, bunun ilave maliyet ve operasyonel yük yarattığını söyledi. Dalbeler, AB'deki üreticilerin ise karbon maliyetine ilişkin sistemde ücretsiz tahsisat avantajının sürdüğüne dikkat çekti. Türk çelik sektörünün ortalama emisyonlar açısından rakiplerine göre avantajlı olduğunu savunan Çelik İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Dalbeler, "Türk çelik sektörü olarak ortalama emisyonlar karşılaştırıldığında AB'den daha iyi bir noktada, diğer rakiplerimize göre çok daha avantajlı olduğumuz bir konumdayız diyebiliriz" dedi. Bu nedenle SKDM'nin teorik olarak Türk üreticilerin lehine çalışması gerektiğini belirten Dalbeler, "AB tarafından kurgulanan mekanizma karbon sızıntısını önlemenin ötesine geçmiş, yeni bir teknik engel olarak kullanılacak hale getirilmiştir" değerlendirmesinde bulundu. Uğur Dalbeler, Türkiye'de üretim sırasında ödenen doğrulanmış karbon maliyetinin AB'deki SKDM yükümlülüğünden mahsup edilebilmesinin çifte maliyetin önlenmesi açısından önemli olduğunu da vurguladı. Kota uygulamasının Türkiye'nin düşük emisyon avantajının ihracata yansımasını sınırladığını belirten Dalbeler, "Türkiye rakiplerine nazaran ne kadar avantajlı durumda olursa olsun kota önlemi nedeniyle bu avantajın ihracata yansıması çok sınırlı olacaktır" dedi.

Avrupa'nın tarife dışı engeli çimento sektöründe belirsizlik yarattı

Avrupa Birliği'nin (AB) 1 Ocak 2026'da yürürlüğe koyduğu Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), Türk çimento sektörünün Avrupa'ya ihracatında yeni bir belirsizlik yarattı. Karbon emisyonlarını doğrulayacak akredite kuruluşların henüz belirlenmemesi nedeniyle siparişlerde gecikmeler yaşanırken risk almak istemeyen bazı AB'li alıcılar birlik içindeki üreticilere yöneliyor. Bloomberg HT'ye konuşan Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri İhracatçıları Birliği (ÇCSİB) Başkanı Ender Şahin, karbon yükümlülüklerinin yanı sıra uygulamadaki belirsizliklerin de ihracatı etkilediğini belirtti. Şahin, "Bizim karbon emisyonlarımızın ölçülmesi için hâlâ bir denetçi firma atanması bekleniyor. Son çeyreğe ertelendi ancak Ocak 2027'ye kadar firmaların denetlenmesinin tamamlanması çok zor. Bu yüzden birçok müşterimizi Avrupa'da kaybettik" dedi. Türk üreticilerin şu aşamada kendi emisyon verileri üzerinden ihracat yapmaya devam ettiğini ifade eden Ender Şahin, bu verilerin AB adına akredite bir kuruluş tarafından doğrulanması gerektiğine dikkat çekti. ÇCSİB Başkanı, "Biz müşterilerimize 'Kilogram başına karbon salınımımız budur' diyoruz. Ama bunu resmi, akredite bir kuruluşun onaylaması lazım. O kuruluşu Avrupa henüz belirlemediği için biz gecikiyoruz" diye konuştu. Belirsizliğin AB'li alıcıların satın alma kararlarını da etkilediğini vurgulayan Şahin, risk alabilen müşterilerin Türkiye'den alıma devam ettiğini, diğerlerinin ise AB içindeki üreticilere yöneldiğini belirtti. Ender Şahin, denetçi kuruluşların belirlenmesindeki gecikmenin Avrupa'daki üreticileri koruduğu görüşünü dile getirdi. Küresel yapı ve inşaat malzemeleri sektörünün temsilcilerini İstanbul'da buluşturan INTERCEM 2026 Konferansı'nda Bloomberg HT'nin sorularını yanıtlayan ÇCSİB Başkanı Ender Şahin, SKDM'nin yalnızca yeni bir karbon maliyeti yaratmadığını, doğrulama ve belgelendirme süreçlerinin de Türk ihracatçıların Avrupa pazarına erişiminde belirleyici hale geldiğine işaret etti.

Ticaretin yeni maliyeti sınırın arkasında

Küresel ticarette gümrük tarifeleri yeniden yükselirken şirketlerin pazara erişiminde tarife dışı önlemlerin ağırlığı da artıyor. Dünya Ticaret Örgütü (WTO) Türkiye eski müzakerecisi Şahin Yaman, özellikle gelişmekte olan ekonomiler açısından tarifeler ile giderek karmaşıklaşan düzenlemelerin aynı anda yükselmesinin yeni bir "çifte yük" oluşturduğunu belirtti. Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması'nın (GATT) 1947'de kurulmasından WTO dönemine uzanan süreçte ortalama gümrük tarifelerinin önemli ölçüde gerilediğine dikkat çeken Şahin Yaman, tarifelerdeki düşüşün ardından ülkelerin yerli sanayilerini korumak amacıyla idari ve teknik araçlara daha fazla yöneldiğini ifade etti. Sübvansiyonlar, teknik standartlar, kamu alımları, gümrük değerlemesi ve ithalat lisanslarının bu dönüşümle birlikte uluslararası ticaret kurallarının önemli bir parçası haline geldiğini vurguladı. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı'nın (UNCTAD) Mayıs 2026 tarihli verilerine işaret eden Dünya Ticaret Örgütü Türkiye eski müzakerecisi, tarife dışı önlemlerin ülkelerin yüzde 88'i için tarifelerden daha yüksek ihracat maliyeti yarattığını kaydetti. Tarifelerin yeniden yükselmesinin tarife dışı maliyetleri ortadan kaldırmadığını vurgulayan Şahin Yaman, gelişmekte olan ülkelerin bir taraftan daha yüksek tarifelerle karşılaşırken diğer taraftan giderek karmaşıklaşan düzenlemelere uyum sağlamak zorunda kaldığını belirtti.

Her önlem ticaret engeli değil

Tarife dışı önlem ile tarife dışı engel arasındaki ayrımın kritik önem taşıdığını vurgulayan Şahin Yaman, insan, hayvan ve bitki sağlığının korunması, gıda güvenliği, çevre veya tüketici güvenliği amacıyla getirilen bir düzenlemenin ticareti etkilemesinin tek başına onu ticaret engeli haline getirmediğini belirtti. "Tarife dışı önlem ile tarife dışı ticaret engelini birbirine eşitlememek gerekir" ifadelerini kullandı. WTO'nun bu ayrımda ayrımcılık yasağı, meşru kamu politikası amacı, bilimsel temel ve ticareti gereğinden fazla kısıtlamama kriterlerini dikkate aldığını anlatan Yaman, ithal ürünlerin yerli ürünlere kıyasla dezavantajlı konuma getirilmemesi gerektiğine dikkat çekti. Sağlık ve bitki sağlığı önlemlerinde uluslararası standartlar veya objektif risk değerlendirmelerinin önem taşıdığını ifade ederek, "Devlet, belirlediği meşru kamu politikası hedefine, ticareti daha az kısıtlayan alternatif bir önlemle ulaşabiliyorsa, mevcut ağır düzenleme Dünya Ticaret Örgütü hukukuna göre bir ticaret engeli olarak kabul edilir" dedi.

Aynı standart, farklı maliyet

Tarife dışı önlemlerin şirketler üzerinde aynı etkiyi yaratmadığına dikkat çeken Dünya Ticaret Örgütü Türkiye eski müzakerecisi Şahin Yaman, teknik ve finansal kapasitenin düzenlemelere uyum maliyetinde belirleyici olduğunu vurguladı. Büyük şirketlerin mevcut altyapılarıyla karşılayabildiği bir sertifikasyon şartının küçük ihracatçılar açısından pazara erişimi engelleyecek büyüklükte maliyet yaratabileceğini ifade etti. "Büyük bir çokuluslu şirket yerleşik altyapısı sayesinde bu standartları kolayca karşılarken, küçük bir ihracatçı veya küresel güney üreticisi için aynı sertifikasyon şartı pazarı tamamen kapatabilir" diyen Şahin Yaman, aynı düzenlemenin farklı teknik ve finansal kapasiteye sahip ekonomilerde farklı sonuçlar doğurabileceğinin altını çizdi. Asıl yapısal maliyetin standartların varlığından çok düzenleyici parçalanmadan kaynaklandığını belirten Yaman, ülkeler arasında uygunluk değerlendirmelerinin karşılıklı tanınmamasının ihracatçının yükünü artırdığına dikkat çekti. Aynı güvenlik hedefini taşıyan bir ürünün farklı ülkelerde yeniden laboratuvar testine ve idari prosedürlere tabi tutulmasının "yapay bürokratik maliyetler" doğurduğunu ifade etti. Tarifeler ile tarife dışı önlemler arasındaki temel farklardan birinin maliyetin görünürlüğü olduğunu vurgulayan Şahin Yaman, gümrük vergisinin doğrudan ölçülebildiğini ancak tarife dışı maliyetlerin ürünün yeniden tasarlanmasından laboratuvar testlerine, sertifikasyondan belge hazırlamaya ve idari süreçlerde kaybedilen zamana kadar yayıldığını belirtti. Bu maliyetlerin ekonomik etkisinin "ad valorem equivalent", yani tarife eşdeğeri yöntemiyle tahmin edildiğini ifade eden Yaman, "Tarife eşdeğeri gerçek bir tarife değildir" uyarısında bulundu. Yüzde 15'lik tarife eşdeğerinin ihracatçının yüzde 15 vergi ödediği anlamına gelmediğini, düzenlemenin tahmini ekonomik etkisinin yüzde 15'lik tarifeye denk geldiğini kaydetti. WTO'nun mevcut kurallarının yeni nesil ticaret sorunları karşısında tamamen yetersiz olduğunu söylemenin doğru olmayacağını belirten Dünya Ticaret Örgütü Türkiye eski müzakerecisi Şahin Yaman, Ticarette Teknik Engeller (TBT) ile Sağlık ve Bitki Sağlığı Önlemleri (SPS) anlaşmalarının teknik standartları, sağlık düzenlemelerini ve uygunluk değerlendirmelerini halihazırda çok taraflı ticaret hukukunun kapsamına aldığını hatırlattı. Buna karşılık ticaret politikasının kapsamının önemli ölçüde genişlediğine dikkat çeken Yaman, karbon düzenlemeleri, veri kuralları, sübvansiyonlar, dijital düzenlemeler, stratejik sektör politikaları, tedarik zinciri güvenliği, kritik mineraller ve teknoloji standartlarının yeni dönemin ticaret gündeminin parçaları haline geldiğini belirtti. "Ticaret politikası ile sanayi, enerji, iklim ve ulusal güvenlik politikaları arasındaki sınırlar tamamen bulanıklaşmaktadır" ifadelerini kullandı. Bu dönüşümün WTO'nun önündeki temel soruyu da değiştirdiğini vurgulayan Şahin Yaman, "Asıl sorun, meşru ulusal düzenleme hakkını korurken, düzenleyici parçalanmanın küresel ticarete yüklediği gereksiz maliyeti nasıl azaltacağız sorusudur" dedi. Bunun için ülkeler arasında daha derin düzenleyici iş birliği ve yakınsama gerektiğini ifade eden Yaman, küresel değer zincirlerinin gelişmesiyle bir ülkenin düzenlemesinin yalnızca sınırdaki ithalatı değil, zincirin farklı aşamalarındaki üretici ve hizmet sağlayıcıları da etkilediğine dikkat çekti. Şahin Yaman, ticaretteki dönüşümü "20. yüzyılda ticaret savaşı çoğunlukla gümrük kapısında yapılırdı; 21. yüzyılda ise savaşın önemli bir bölümü standardın, sertifikanın, karbon hesabının, laboratuvar testinin ve işlevsizleşen yargı mekanizmalarının içinde yaşanmaktadır" sözleriyle özetledi.

Dergi Erişimi
Dergi içeriklerini okumak için Bloomberg Businessweek Türkiye dijital dergisine abone olmanız gerekmektedir.Abone değilseniz abonelik satın alarak tüm dergi içeriklerine sınırsız erişim sağlayabilirsiniz
Abone Ol