Körfez’de artan gerilim, denizcilik rotalarını aksatıyor ve dünya çapında otomotiv üretimi, enerji ve parça tedarikini tehdit ediyor.
Hürmüz Boğazı’nın neredeyse kapanırken, küresel otomotiv endüstrisi artan enerji maliyetleri, parçalanmış denizcilik rotaları ve 2026 yazına kadar sürebilecek üretim ve tedarik zinciri aksamalarıyla karşı karşıya kaldı. Jeopolitik dengeler, sektör açısından alışılmadık bir hız ve şiddetle değişiyor.
Boğaz’dan geçiş yapan gemilere “izin verilmediği” uyarısının ardından gemi trafiği yaklaşık yüzde 70 oranında azaldı. Şirketler, transit işlemlerini resmen askıya aldı. Otomotiv sektörünün maruz kalacağı etkiler ise çok katmanlı ve ilk bakışta görünenden daha kapsamlı.
Küresel araç üretimi etkileniyor
Otomotiv üreticileri açısından iletim mekanizması karmaşık değil, ancak sonuçları oldukça geniş kapsamlı. Enerji maliyetleri, araç montajında toplam üretim giderlerinin önemli bir bölümünü oluşturuyor. Presleme hatlarını besleyen çelik dökümhaneleri ve alüminyum eritme tesisleri, en enerji yoğun endüstriyel tesisler arasında yer alıyor. Boya atölyeleri, gövde presleri ve güç aktarma organı işleme makineleri de yüksek ölçekte elektrik tüketiyor. Enerjinin marjinal maliyeti keskin bir şekilde yükseldiğinde, bu artış haftalar içinde, tüm tedarik zincirine yayılıyor; etkileri aylar boyunca hissedilebiliyor.
Plastikler, kauçuk ve her aracın gizli maliyeti
Modern bir araç yaklaşık 150 ila 200 kilogram plastik bileşen içeriyor. Gösterge panelleri, kapı panelleri, tamponlar, kablo demetleri, contalar ve sıvı sistemleri neredeyse tamamen petrokimyasal kökenlidir. Bu bileşenlerin temelini oluşturan polimer hammaddeleri olan etilen, propilen ve polipropilen, nafta ve doğal gaz sıvılarından elde ediliyor. Bu girdiler ham petrol referans fiyatlarına bağlı ve şu anda doğrudan aksama yaşayan rotalar üzerinden taşınıyor.
Otomotiv sektörünün, 60 milyar dolarlık Büyük Elektrikli Araç Yeniden Yapılandırması dahil olmak üzere bir krizle boğuşurken, ABDİran savaşı sadece tedarik zincirini ciddi şekilde etkilemekle kalmayacak, aynı zamanda ciddi ekonomik sonuçlar da doğuracak. Daha yüksek enerji ve lojistik maliyetleri; düşen satış ve üretim hacimleri; daralan kâr marjları ve bu enflasyonist etkiler daha yüksek faiz oranlarında ve sermaye borçlanma maliyetlerinde artışa yol açabilir. Bu tablo, zaten ertelenmiş olan yatırımların üzerinde ilave baskı yaratacak.
Piyasa analistleri, uzun süreli bir aksama senaryosunda petrokimya hammaddesi maliyetlerinde yüzde 15 ila yüzde 25 arasında artış beklenebileceğini ve bunun da plastik, yapıştırıcı ve özel kimyasallar genelinde üretim ayarlamalarına ve tedarik zinciri yeniden yapılandırmasına yol açacağını tahmin ediyor. Yılda birkaç yüz bin araç üreten bir üretici için bu, ihmal edilebilir bir kalem değil, on milyonlarca dolarlık ek girdi maliyeti anlamına geliyor. Üstelik bu maliyeti zaten enflasyon baskısıyla mücadele eden tüketicilere yansıtma kapasitesi de sınırlı.
Benzer bir durum kauçuk için de geçerli. Doğal kauçuk üretimi Körfez’den coğrafi olarak uzak olsa da modern araçlarda lastik, conta ve hortum üretiminde baskın olan sentetik kauçuk, petrol türevi bir ürün. Uzun süreli petrol fiyat şoku, birkaç hafta içinde sentetik kauçuk fiyatlarına da yansıyabilir.
Konteyner trafiği ve “tam zamanında” üretim riski
Enerji girdilerinin ötesinde, acil operasyonel aksama denizcilik lojistiğini etkiliyor. Yaklaşık 170 konteyner gemisi Hürmüz Boğazı’nda veya çevresinde bulunuyordu; bunların önemli bir kısmı fiilen mahsur kalmış durumda.
Petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz sevkiyatlarının durması ya da yön değiştirmesi, bölgeden geçen küresel konteyner taşımacılığındaki gecikmelerle birleştiğinde, “tam zamanında” üretim modeline dayanan otomotiv sektöründe arz daralmasına ve fiyat artışlarına yol açabilir.
Tedarik zincirlerinin yeniden düzenlenmesinin aylar sürebilir; etkilerinin ilk çeyrek sonuna ve muhtemelen yaz başına kadar devam etmesi olası.
Asya üreticileri daha yüksek risk altında
Küresel otomotiv üretimindeki kırılganlık, Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrol akışına olan yüksek bağımlılıkla doğrudan bağlantılı.
Japonya, ham petrolünün yaklaşık yüzde 90’ını ithal ediyor ve bu hacmin önemli bir kısmı boğazdan geçiyor. Yılda on milyonlarca araç üreten Japon şirketler, enerji fiyat şoklarına doğrudan maruz kalıyor. Japonya’nın en büyük nakliye gruplarından biri, geçtiğimiz günlerde filosuna Hürmüz koridorundan geçmeme talimatı verdi.
İki büyük otomotiv şirketine ev sahipliği yapan Güney Kore, petrolünün yaklaşık yüzde 70’ini Körfez’den temin ediyor. Büyüyen bir üretim merkezi ve giderek daha önemli bir ihracat platformu olan Hindistan, ham petrol ithalatının neredeyse yarısını aynı koridordan sağlıyor.
Elektrikli araç tedarik zinciri de etkileniyor
Elektrikli araç üreticilerinin, Körfez’deki krizden daha az etkileneceği varsayımı doğru değil. Lityum, kobalt, nikel ve manganez gibi batarya hammaddeleri enerji yoğun süreçlerle rafine ediliyor ve taşınıyor. Çin, küresel pil üretim kapasitesinin yüzde 80’inden fazlasını kontrol ediyor. Kore destekli Avrupalı pil üreticileri, kıtanın operasyonel üretim kapasitesinin yüzde 10’undan daha azını oluşturuyor. Bu tesislere giden hammadde akışlarının büyük çoğunluğu ya Hürmüz Boğazı’nın çevresinden ya da şu anda jeopolitik gerilimin merkezinde bulunan Hint Okyanusu nakliye yollarından geçiyor.
Sonuç olarak, Hürmüz Boğazı’ndaki aksama yalnızca enerji piyasalarını değil; küresel otomotiv üretiminin maliyet yapısını, tedarik zinciri mimarisini ve yatırım takvimini de yeniden şekillendirme potansiyeline sahip. Bu kriz, sektörün ne kadar entegre ve jeopolitiğe ne denli bağımlı olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.