Türkiye, sıcak yaz aylarına girmemizle farklı bölgelerden yükselen yangın haberleriyle güne başlıyor. Özellikle son günlerde Muğla’nın Seydikemer ilçesinde tarım alanında başlayan ve kuvvetli rüzgârla ormana yayılan yangın nedeniyle yerleşim alanları tahliye edildi, Fethiye–Antalya kara yolunun bir bölümü ulaşıma kapatıldı. Alevlerin Seydikemer Devlet Hastanesi’ne yaklaşık 2,5 kilometre kadar yaklaşması üzerine yoğun bakım ve palyatif bakım hastaları başka hastanelere nakledildi. Aynı zaman diliminde Antalya, Manisa, Balıkesir, Yalova ve Kütahya gibi farklı illerden de yangın haberleri geldi. Bu tablo yalnızca yanan ağaçlardan ibaret değil.
Her yangın, bölgede yaşayan insanların can ve mal güvenliğini tehdit ediyor. Evler boşaltılıyor, yollar kapanıyor, hastaneler tahliye ediliyor. Tarım alanları, zeytinlikler, hayvanların yaşam alanları ve küçük işletmeler zarar görüyor. Turizm bölgelerinde rezervasyonlar iptal ediliyor, ulaşım kesintiye uğruyor, bölgenin güvenli destinasyon algısı zedeleniyor. Yangının söndürülmesinden sonra bile erozyon, su rejiminin bozulması, habitat kaybı ve ekonomik toparlanma yıllarca devam edebiliyor.
Üstelik bu durum artık istisnai bir afet değil, her yaz yeniden karşılaştığımız yapısal bir probleme dönüşüyor.
İklim değişikliği her yangının doğrudan sebebi olmayabilir; birçok yangın insan hatası, ihmal, altyapı arızası veya kasıt sonucu başlıyor. Ancak daha yüksek sıcaklıklar, uzun kuraklık dönemleri, düşük nem ve kuvvetli rüzgârlar küçük bir kıvılcımın büyük bir felakete dönüşebileceği ortamı hazırlıyor. IPCC de iklim değişikliğinin insan faaliyetleriyle birlikte yangın rejimlerini giderek daha fazla etkilediğini, gelecekte birçok bölgede yangın riskini ve şiddetini artırmasının beklendiğini belirtiyor.
Bu nedenle yangınla mücadeleyi yalnızca daha fazla uçak, helikopter veya arazöz satın alma meselesi olarak ele alamayız. Asıl soru şudur:
Bir yangını büyüdükten sonra nasıl söndüreceğimizden önce, onu henüz birkaç metrekarelik bir alandayken nasıl fark edebiliriz?
Bugün teknoloji bu soruya güçlü cevaplar vermeye başladı.
Kaliforniya’da UC San Diego tarafından geliştirilen ALERTCalifornia sistemi, eyalet genelindeki kamera ağını yapay zekâyla izliyor. Sistem duman anomalilerini tanıyor, operatörlere alarm gönderiyor ve itfaiye merkezlerinin olayı henüz vatandaşlardan ihbar gelmeden görmesini sağlayabiliyor. Eylül 2023’te yapay zekâ, yerleşim alanına yakın bir yangını sabah 05.19’da tespit etmiş; ilk 911 çağrısı ise 06.01’de gelmişti. Böylece ekipler, vatandaş ihbarından yaklaşık 42 dakika önce harekete geçebildi. Sistem bugün Kaliforniya’daki 21 CAL FIRE sevk merkezinin tamamında kullanılıyor.
Yangında 42 dakika, yalnızca bir zaman farkı değildir. Küçük bir müdahale ile binlerce hektarlık bir felaket arasındaki fark olabilir.
Bir başka yaklaşım, ormanın içerisine yerleştirilen akıllı sensörlerden geliyor. Dryad Networks tarafından geliştirilen güneş enerjili sensörler; karbonmonoksit, uçucu organik bileşikler, partiküller, sıcaklık ve nem gibi verileri analiz ederek yangının gaz imzasını daha alev ve büyük bir duman sütunu oluşmadan, için için yanma aşamasında algılamayı hedefliyor. Şirket, yapay zekâ destekli sistemin yangını başlangıcından itibaren dakikalar içerisinde tespit edebildiğini belirtiyor.
Sensörün verdiği alarm daha sonra yakındaki otonom bir drone tarafından doğrulanabilir. Drone otomatik olarak havalanır, belirtilen koordinata gider, termal ve optik görüntü toplar ve komuta merkezine canlı veri gönderir. Böylece yalnızca “bir yerde yangın olabilir” bilgisi değil; yangının konumu, büyüklüğü, ilerleme yönü ve çevresindeki riskler birkaç dakika içerisinde görülebilir.
Uydu teknolojileri de bu sistemin üçüncü katmanını oluşturuyor. Komşumuz Yunanistan, yaklaşık 20 milyon euroluk yatırımla dört özel termal uydu ve ulusal yangın izleme altyapısından oluşan Hellenic Fire System’i kurdu. Mayıs 2026’da fırlatılan sistemin, Yunanistan topraklarının tamamında gerçek zamana yakın yangın tespiti ve takibi sağlaması hedefleniyor.
Ormanların dijital ikizi
Fakat geleceğin asıl dönüştürücü fikri, bütün bu verilerin bir orman dijital ikizinde birleşmesi olabilir. Dijital ikiz, bir ormanın yalnızca üç boyutlu haritası değildir. Ağaç türlerini, bitki yoğunluğunu, toprağın ve bitkinin nemini, rüzgârı, eğimi, yolları, enerji hatlarını, su kaynaklarını, yerleşimleri, ekipleri ve aktif yangın verilerini aynı dinamik modelde birleştiren yaşayan bir sistemdir.
Bu noktada ePlant gibi girişimlerin yaklaşımı dikkat çekici. ePlant’in TreeTag sensörü, ağacın gövdesindeki mikroskobik büyüme ve daralmaları ölçerek su stresini takip ediyor; sıcaklık, nem ve hareket verileriyle ağacın durumuna ilişkin gerçek zamanlı bilgi üretiyor. ePlant doğrudan bir yangın alarm sistemi değil. Ancak ağacın ne kadar susuz kaldığını, günlük toparlanmasının bozulup bozulmadığını ve mikroiklimdeki anomalileri göstererek ormanın yangına ne kadar hazır hale geldiğini anlamamıza yardımcı olabilecek biyolojik bir veri katmanı sunuyor. Bir düşünün: Orman kendi durumunu bize sürekli anlatıyor.
Ağaçlar su stresini bildiriyor. Yer sensörleri dumanı kokluyor. Kameralar yükselen anomalileri görüyor. Uydular geniş alanı tarıyor. Dronlar şüpheli noktaya giderek doğrulama yapıyor. Yapay zekâ, rüzgâr ve topografya verisini analiz ederek yangının 15, 30 ve 60 dakika sonra nereye ulaşabileceğini hesaplıyor. Dijital ikiz; hangi köyün tahliye edilmesi, hangi yolun kapatılması, hangi su kaynağının kullanılması ve hangi ekibin nereye yönlendirilmesi gerektiğini karar vericilere gösteriyor.
Bu sistemin amacı insansız bir yangın yönetimi kurmak değil; insanların daha erken, daha doğru ve daha güvenli karar vermesini sağlamak.
Türkiye’nin artık ihtiyacı tek bir kamera, drone veya sensör ihalesi değil. Uyduyu, sabit kameraları, orman içi sensörleri, meteorolojik verileri, dronları ve müdahale ekiplerini ortak bir komuta merkezinde buluşturan ulusal bir yangın zekâ platformudur.
Çünkü teknoloji bir yangını söndüremez diye düşünmek ne kadar yanlışsa, teknolojinin tek başına bütün yangınları durdurabileceğine inanmak da o kadar yanlıştır. Teknolojinin gerçek gücü; riski önceden görmek, kurumlar arasındaki bilgiyi birleştirmek ve müdahale süresini dakikalara indirmektir.
Yapay zekâyı bugüne kadar çoğunlukla insanların daha hızlı çalışması, şirketlerin daha fazla üretmesi ve ekonomilerin daha verimli hale gelmesi üzerinden konuştuk. Önümüzdeki dönemde ise onu yalnızca insanın değil; ağacın, toprağın, hayvanların ve bütün ekosistemin yaşamını koruyan bir zekâ olarak yeniden düşünmek zorundayız.
Belki de yapay zekânın en anlamlı kullanım alanı, bize daha fazla içerik üretmesi değil; bir ağacın susuz kaldığını, bir ormanın strese girdiğini ve henüz görünmeyen küçük bir dumanın birkaç saat sonra büyük bir felakete dönüşebileceğini zamanında söylemesidir.
Çünkü daha yaşanabilir bir gezegen, yalnızca insanları akıllı sistemlere bağlayarak değil; doğanın sesini de duyulabilir hale getirerek kurulacak.