Yapay zekâ (AI), 21. yüzyıl küresel düzeninin en hızlı ve en yıkıcı dönüşüm değişkeni olarak uluslararası ekonomi-politik sistemin merkezine yerleşmiş durumda. Teknolojik sıçramanın temel değişkeni olmaktan, toplam faktör verimliliğine, askerî güçten, veri altyapılarına, mal ve hizmet ticaret akımlarından topyekun sosyo-ekonomik kalkınmaya kadar rekabetin temel belirleyicisi haline gelen bahse konu teknoloji, küresel güç dağılımını da yeniden şekillendiriyor. Yapay zeka artık yalnızca bir teknolojik yenilik değil, devletlerin ekonomik egemenlik ve jeopolitik nüfuz kapasitesini de belirleyen stratejik bir çarpan niteliği taşıyor.
Bu dönüşüm, 2000’lerin başından itibaren hızlanan küresel kırılmalarla birleşerek daha geniş bir yapısal sürece eklemlendi. 2008 finansal krizi ve Çin’in ihracatta yükselişi, küresel ekonomik ağırlık merkezinin kaydığını gösterirken; 2019’da Dünya Ticaret Örgütü Temyiz Organı’nın işlev kaybı, çok taraflı ticaret sisteminin kurumsal zemininde ciddi bir aşınma yarattı, uluslaraarası politikanın askerileşmesine ve çatışmaların artmasına sebep oldu. Böylece ticaret, teknik bir alan olmaktan çıkarak güvenlik ve güç rekabetinin doğrudan uzantısı haline geldi. Bu arka plana, ABD’nin kaya gazı ve petrolü (shale oil) devrimiyle enerji bağımlılığını azaltması eklenmiş; enerji-jeopolitiği ile ticaretin iç içe geçtiği yeni bir güç mimarisi ortaya çıkmıştır. 2020 sonrası dönemde ise yapay zekâ teknolojilerinin savunma, sanayi ve lojistik alanlarında hızla stratejik bir kapasiteye dönüşmesi, bu yapıyı daha da derinleştirdi. Uluslararası ticaret artık yalnızca ekonomik verimlilik değil, aynı zamanda veri egemenliği, algoritmik üstünlük ve enerji güvenliği üzerinden şekillendiği çatışmacı bir rekabet alanına dönüştü. Dünya Ticaret Örgütü tarafından yayımlanan son raporlar da bu dönüşümün kalıcı hale geldiğini ve küresel ekonominin daha dijital, daha parçalı ve daha stratejik bir yapıya evrildiğini teyit ediyor.
Küreselleşme sonrası düzende ticaretin güvenlikleşmesi
Dünya Ticaret Örgütü Doha Kalkınma Müzakereleri’nin 2003 Yılında ‘Cancun Bakanlar Konferansı’nda akamete uğraması küresel ekonomik ve güvenlik ilişkilerinde bir dönüm noktası oldu. 2008 finansal krizi ve 2009 yılında Çin’in ABD ve Almanya’yı ihracatta geçmesiyle artık bir daha geri döndürülemeyecek bir korumacılık dalgası başladı. 2019 yılında ABD’nin DTÖ Anlaşmazlıkların Halli Mekanizması Temyiz Organı (DTÖ Yüksek Mahkemesi) Yargıç atamalarındaki en son vetosuyla kurumun kazai fonksiyonunun da felç olmasıyla dünya sadece ticarette değil küresel güvenlikte de nükleer savaşı bile tetikleyebilecek bir çatışma sarmalına daha hızlı evrilecek bir evreye girdi.
ABD’nin 2008 finans krizi dönemi ve sonrasına denk gelen Kaya Gazı Petrolü (shale oil) üretimini jeopolitiğinin temel dinamiklerinden birisine dönüştürmesi ve bu petrolün üretiminde ve genel olarak dünya liderliğine yükselmesi hem jeopolitik hem de dünya ticareti üzerinde ciddi doğrudan ve dolaylı etkileri oldu. ABD Orta Doğu petrolünden bağımsızlaşmaya başladığını hissettiği ve bu petrolü üretimini artırmaya başladığı 2010 ve sonrası, küresel ticarette artan korumacılığa paralel olarak Arap Baharı, Libya, Suriye, Filistin, Ukrayna, Kafkasya ve Afrika’da çok sayıda çatışma yaşandı. Özellikle II. Trump Yönetiminin dost-düşman hemen her önemli ülkeye açtığı ticaret savaşlarıyla dünya ekonomisi ve siyasetinin dili de savaş, çatışma ve ihtilaflar diline dönüştü. Küresel ticaret sistemi, Soğuk Savaş sonrası dönemin göreceli istikrarlı serbestleşme entegrasyon modelinden uzaklaşarak jeopolitik bir renge boyanmaya başladı.
Bu arada meydana gelen ilginç gelişmelerden bir tanesi ise yapay zekâ faktörünün şimdiden insanlık tarihinde dönüm noktası teşkil edecek tarzda ani yükselişidir. Yapay zeka sosyal yaşam, siyaset, askeri ve teknolojik konular ile ekonominin hemen her alanına çok kısa sürede hakim olmuş, neredeyse birkaç sene zarfında ülkelerin siyasi, askeri ve ekonomik rekabet gücünün temel belirleyicisi olacakmış gibi görünüyor. Özellikle 2020 salgını sonrası dönemde savunma sanayiinde yarattığı devrim bir yana, yarı iletkenlerden enerji koridorlarına, veri altyapılarından lojistik ağlara kadar uzanan geniş bir alan, artık yalnızca ekonomik rekabetin değil doğrudan yapay zekâ temelli küresel güç mücadelesinin de parçası haline geldi.
Uluslararası ticarette doğal olarak bu devasa dönüşümden azade kalmadı. Uluslararası ticarette artan korumacılık trendine paralel olarak yapay zekâ temelli dinamiklerin, yeni dönem sanayi stratejileri ve sübvansiyon programları, ekonomik bloklaşma, teknoloji transferi, enerji güvenliği ve nihayetinde de halihazırda şahit olduğumuz mevcut jeopolitik parçalanma trendleri üzerinde zamana bağlı gittikçe artan oranda ciddi bir belirleyici olacağı anlaşılıyor. Bu dönüşümün kurumsal arka planı doğal olarak Dünya Ticaret Örgütü’nün de gözünden kaçmadı. Kurum tarafından son yıllarda arka arkaya yayımlanan raporlarda meselenin küresel ticarete dair dinamikleri ortaya konmaya çalışılıyor. DTÖ özellikle yapay zekâ yatırımlarının küresel mal ve hizmet ticaret akımlarının yeniden şekillendiği, çip savaşlarının şiddetlendiği, uluslararası ekonomik rekabet dilinin gittikçe güvenlikçileştiği, Orta Doğu merkezli enerji-jeopolitiği kaynaklı şokların aynı döneme denk geldiği bu dönemde, yapay zeka uluslararası ticarette de temel anahtar kelime haline gelmiş bulunmaktadır. Kısaca yeni uluslararası ekonomik düzenin temel parametrelerinden ve dahası karakteristiklerinden biri de bu kavram olacak gibi görünmektedir: daha dijital, daha parçalı, daha güvenlik eksenli ve daha stratejik bir küresel ekonomi.
Yapay zekâ destekli ticaret düzeni ve Asya merkezli güç kayması
Uluslararası ticaret iktisatçısı Robert Staiger, Dünya Ticaret Örgütü Bloğu’nda 20 Mart 2026 tarihinde yayımlanan “AI Investment and Middle East Conflict Shape Outlook for Global Trade” başlıklı değerlendirmesinde, küresel ticaretin artık iki büyük kuvvetin eşzamanlı baskısı altında şekillendiğine vurgu yapıyor: Yapay zekâ yatırımları ile enerji-jeopolitik krizleri. Staiger’e göre 2026 dünya ticaret görünümü, bir tarafta veri merkezleri, yarı iletkenler, işlemciler ve dijital altyapıya yönelik devasa yapay zekâ yatırımlarının oluşturduğu yeni büyüme dalgası; diğer tarafta ise ABD-İsrail-İran eksenindeki savaşın enerji ve lojistik maliyetleri üzerinden yarattığı baskı tarafından belirleniyor.
Staiger’in değerlendirmesi, Dünya Ticaret Örgütü’nün 2024 tarihli “Trading with Intelligence: How AI Shapes and is Shaped by International Trade” ve 2025 tarihli “World Trade Report 2025: How Trade and AI Can Contribute to Inclusive Growth” raporlarının devamı olarak okunabilir. 2024 Yılı DTÖ raporu yapay zekâyı ticaret maliyetlerini düşüren, verimliliği artıran ve karşılaştırmalı üstünlükleri dönüştüren sistemik bir teknoloji olarak tanımlarken; 2025 raporu bu dönüşümün “kapsayıcı büyüme” üretip üretemeyeceği sorusunu tahlilinin merkezine oturmuştur. Ancak 2026 itibarıyla meselenin artık salt dijital dönüşüm olmadığı yapay zekâ dinamiklerinin; yarı iletken tedarik zincirlerinden enerji altyapılarına, veri güvenliğinden sanayi politikalarına kadar uzanan yeni bir jeoekonomik rekabet alanı ürettiği kısaca uluslararası ticareti ve büyüme dinamiklerini yeni bir karaktere boyadığı gözlemleniyor.
Staiger’in analizine göre 2025 yılında dünya mal ticaretindeki yüzde 4,6’lık büyümenin temel sürükleyicisi, “AI surge” olarak tanımlanan yapay zekâ yatırım patlamasıdır. Veri merkezleri, yarı iletken ekipmanları ve yapay zekâ altyapısına yönelik ticaret kalemleri, toplam küresel ticaret büyümesinin yaklaşık yarısını oluşturuyor. Bu durum, küresel ekonominin yeni ağırlık merkezinin klasik sanayi mallarından yüksek işlem kapasitesi ve veri altyapısına kaydığını gösteriyor. Kısaca tarım, sanayi ve hizmetler ayrımı yanında sanki üçüncü bir ayrıma doğru gidiyor: Yapay zeka sektörü… Yazarın analizinde Asya’nın, özellikle Çin, Singapur, Tayvan ve Tayland’ın bu büyümenin merkezinde yer alması ise daha derin bir yapısal dönüşüme işaret ediyor. 2008 krizi sonrası gittikçe netleştiği üzere, küresel üretim ve teknoloji ağırlık merkezi Atlantik ekseninden Asya’ya doğru kaymaktadır. ABD ile Çin arasındaki ekonomik ayrışmanın (decoupling) sertleşmesi; ABD’nin Çin’den ithalatının 2025’te yüzde 29 gerilemesi ve Çin’in ihracatını Asya, Afrika ve Latin Amerika’ya yönlendirmesi, dünya ticaretinin giderek bloklaşan yeni bir mimariye geçtiğini gösteriyor. Bu süreç aynı zamanda RCEP merkezli Asya ekonomik alanının stratejik ağırlığını daha da artırmaktadır.
Enerji jeopolitiği, ticarette parçalanma, güvenlikleşen küresel ekonomi
Bununla birlikte Staiger, Orta Doğu’daki savaşın küresel ekonomi üzerindeki etkisini yapay zekâ yanında, petrol fiyatları üzerinden değil; aynı zamanda ticaret yolları, sigorta maliyetleri, boğaz güvenliği, lojistik ağlar üzerindeki rekabet ve baskı üzerinden de değerlendiriliyor. Özellikle petrol fiyatlarının 2026 boyunca yüksek seyretmesi halinde küresel ticaret büyümesinin ciddi biçimde yavaşlayabileceği; hizmet ticaretinin, taşımacılık ve turizm başta olmak üzere daha ağır darbe alabileceği ifade ediliyor. Rapora yorum katacak olursak, enerji-jeopolitiği ile ticaret sisteminin artık birbirinden ayrı analiz edilemeyeceği görülüyor. Aslında ortaya çıkan tablo, 2008 sonrası dönemde hızlanan yapısal jeoekonomik dönüşümün devamı niteliğinde. ABD’nin kaya gazı (shale oil) devrimiyle enerji bağımlılığını azaltması, Washington’ın Orta Doğu’daki müdahale tarzını değiştirdi. Enerji bağımlılığı azaldıkça ABD, bölgeyi istikrar üretilecek bir alan olarak değil; istikrarsızlaştırılmasında sakınca olmayan, enerji akışları ile ticaret yollarını kontrol altında tutacak stratejik bir karşı ağırlık unsur ve sahası olarak okumaya başladı. Arap Baharı’ndan Doğu Akdeniz enerji rekabetine, Ukrayna savaşından İran merkezli gerilimlere kadar uzanan geniş jeopolitik kırılma hattı, enerji güvenliği ile küresel ticaret mimarisinin iç içe geçtiği yeni dönemin temel parçalarıdır.
Staiger ayrıca, Dünya Ticaret Örgütü’nün “Most Favoured Nation-MFN” yani ayrım gözetmeme ilkesine dayalı ticaret yapısının da aşındığına dikkat çekmektedir. 2024’te dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 80’i MFN kuralları çerçevesinde yürütülürken, bu oran 2026 başında yüzde 72’ye geriledi. Bunun nedeni yalnızca tarifeler değildir; aynı zamanda teknoloji savaşları, yaptırım rejimleri, tedarik zinciri güvenliği ve stratejik bloklaşmanın derinleşmesidir. Böylece küresel ticaret sistemi giderek daha parçalı, daha bölgesel ve daha güvenlik eksenli bir karakter kazanıyor. Bu 2019 yılında son DTÖ Temyiz Organı yargıç vetosunun nükleer savaşa kadar gidebilecek çatışmacı bir sürecin önünü açtığı tezimizi maalesef destekleyecek ikinci bir menf sürece işaret ediyor. Eğer MFN bazlı ticaretteki gerileme bu trendle giderse ortaya çıkacak ticari korumacılık, buna bağlı çatışma ve kamplaşmalar dünya ekonomisi ve ticaretinde adeta cehennemin kapılarını açacak, bu günlere rahmet okutacak menfi bir ortam yaratabilir.
Bu çerçevede özetle, yapay zekâ çağında halihazırda karşı karşıya olduğumuz küresel ticaret dinamikleri artık yalnızca ekonomik rekabet tarafından değil; enerji güvenliği, savaş ekonomisi, teknoloji bloklaşması ve jeopolitik parçalanma dinamikleri tarafından da şekillendiriliyor. Veri merkezleri ile enerji koridorları, yarı iletkenler ile boğaz güvenliği, algoritmalar ile donanma gücü aynı stratejik denklem içinde birleşiyor. Yapay zekâ trendinin umutla korku arasında oldukça gergin bir gelişim trendi içerisinde evrildiği görülmektedir.
Ortaya çıkan yeni tablo, klasik küreselleşmenin artık tamamen sona erdiğine, küreselleşme sonrasına ve hatta çok sert ve çatışmacı bir döneme işaret ediyor. Dünya ekonomisi artık yalnızca “kurallara bağlı ticaret” mantığıyla değil; enerji arz güvenliği, veri hâkimiyeti, yapay zekâ kapasitesi ve tedarik zinciri güvenliği üzerinden şekilleniyor. Bu yeni dönemde rekabet diğer yandan teknik olarak; yalnızca üretim maliyetleri veya tarifeler üzerinden değil, veri merkezleri, enerji koridorları, yarı iletken üretimi, lojistik ağlar ve jeopolitik kriz yönetimi üzerinden yürütülüyor. Dolayısıyla 21. yüzyılın yeni jeoekonomik satrancı; yapay zekâ yatırımları ile enerji savaşlarının, dijital ticaret ile askerî caydırıcılığın aynı stratejik zeminde birleştiği daha sert, daha kırılgan ve daha bloklaşmış bir küresel düzen üretiyor.
Bu çerçevede özetle, yapay zekâ çağında şekillenen yeni küresel ticaret dinamikleri artık yalnızca ekonomik rekabet mantığıyla da açıklanabilecek bir zeminde de analiz edilemeyecek gibi görünmektedir. Gittikçe artan askeri çatışmalar, bu trendin yarattığı savaş ekonomisi dinamikleri, enerji güvenliğinde sertleşme, teknolojik bloklaşma, yaptırım rejimlerine dönüşen Atlantikçi dış politika ile gittikçe artan küresel jeopolitik parçalanma; küresel ticaret mimarisinin asli belirleyicileri haline geliyor. Veri merkezleri ile enerji koridorları, yarı iletken üretimi ile küresel ticaret akımlarına ev sahipliği yapan boğaz güvenliği, algoritmalar ile donanma kapasitesi aynı stratejik denklem içerisinde birleşiyor. Yapay zekâ yatırımlarının küresel büyümeyi desteklediği bir dönemde eşzamanlı tecrübe edilen enerji savaşları, lojistik gerginlik ve kırılganlıklar ile sertleşen ticaret bloklaşmalar; dünya ekonomisinin daha yüksek verimlilik potansiyeli karşısında aynı zamanda daha kırılgan, daha güvenlikçileşmiş ve daha çatışmacı bir yapıya da evrildiğini gösteriyor. Bu nedenle, dünya eğer nükleer bir savaşla yok olmaz ve kısmen barışçıl bir trende ulaşılabilirse, 21. yüzyılın yeni ticaret düzeni, klasik küreselleşme paradigmasından artık tamamen uzaklaşarak; dijital altyapılar, enerji-jeopolitiği, askerî caydırıcılık ve teknolojik egemenlik mücadelelerinin iç içe geçtiği yeni bir jeoekonomik güç rekabeti ekseninde yeniden şekillenebilecekmiş gibi görünmektedir.