1970’lerdeki petrol ambargolarının ardından tüketiciler daha küçük, yakıt tasarruflu Japon markalı otomobillere yöneldi. O dönemde Detroit’in üç büyük şirketi, 1973’te otomobil üretiminin neredeyse yarısını gerçekleştiriyordu. Bugün ise bu oran yüzde 10’un çok altında olduğunu söyleyebiliriz.
Hürmüz Boğazı’ndaki kriz, Asya elektrikli araç pazarını doğrudan etkiliyor. Petrol ve LNG sevkiyatlarının durma noktasına gelmesi, akaryakıt fiyatlarını sert biçimde yükseltti. Bu durum da elektrikli araçlara yönelimi hızlandırdı. Özellikle Çin, Avustralya ve Yeni Zelanda’da elektrikli araç satışları rekor seviyelere ulaştı.
ürmüz Boğazı’nın önemi
Hürmüz Boğazı, dünya petrol ve LNG sevkiyatlarının yaklaşık yüzde 20’sini taşıyan kritik bir enerji geçiş noktası. Asya’ya giden ham petrol sevkiyatlarının yüzde 80’i bu boğazdan geçiyor. Saldırılar sonrası sevkiyatların büyük ölçüde durması, Uluslararası Enerji Ajansı tarafından kayıtlardaki en büyük tedarik kesintilerinden biri olarak tanımlandı.
Bütün bu gelişmeler sonrasında akaryakıt fiyatları yükselirken, tüketiciler elektrikli araçlara yönelmeye başladı.
Asyalı ülkeler bu dönüşümün neresinde?
Orta Doğu petrol kriziyle birlikte, Asyalı elektrikli araç üreticilerinin yeni bir pazarı ele geçirmekte zorlanmayacakları görülüyor. Japon üreticilerinin 1980’lerde ABD otomotiv endüstrisi üzerinde yarattığı etkiye benzer bir dönüşümün yaşanması mümkün. Bu kez kaybedenlerin yine aynı oyuncular olması ihtimali güçlü.
Düşen batarya maliyetleri ve vergi teşvikleri elektrikli otomobillerin fiyatlarını düşürmeye yardımcı oldu. Elektrikli araçlar birçok gelişmekte olan pazarda çift haneli pazar paylarına ulaştı.
Son günlerde elektrikli araçlar ın pazar payı Tayland ve Singapur’da yaklaşık yüzde 50’ye, Çin, Endonezya, Güney Kore ve Vietnam’da ise yaklaşık üçte birine ulaştı. Dünyada farklı kıtalarda bu oran, yüzde 10’un çok altında olan ABD ve Japonya’nın çok ilerisinde gözüküyor.
Pandemi ve sonrası: Elektrikli araçların yükselişi
Pandemi döneminde başlayan dönüşümle birlikte, ülkeler içten yanmalı araçların yol açtığı hava kirliliğini azaltmak için bu araçların üretimini sınırlamayı veya yasaklamayı planladı. Elektrikli araçların, şarj altyapısı ve batarya menzili geliştikçe, benzer kısıtlamalarda hızlanma hedefleniyordu. Ancak esas kırılma noktası, Ortadoğu’daki gelişmeler ve artan yakıt fiyatlarıyla birlikte ortaya çıktı.
Artan petrol fiyatlarının ekonomik etkisi
Birçok gelişmekte olan ülke için ham petrol ve petrol ürünleri en büyük ithalat kalemlerini oluşturuyor. Petrol harcamaları, yatırıma ihtiyaç duyan ekonomilerden sermayeyi çekerken yakıt faturaları, elektrikli araçlara harcanan miktarı kat kat aşıyor. İçten yanmalı araçlarda benzin her yıl ödenmesi gereken sürekli bir maliyetken, elektrikli araçlarda maliyet tek seferlik bir satın alım olarak öne çıkıyor. Ülkeler, özellikle Çin yapımı elektrikli araçlara yüzde 105’e varan oranlarda gümrük vergisi uygularken, ham petrol neredeyse gümrüksüz olarak ithal ediliyor. Bu durum, yerel otomobil üretimini teşvik etmenin bir yolu olarak haklı gösteriliyor ancak şu an artan ham petrol fiyatları ile ekonomi için bir yük haline gelmiş durumda.
Asya elektrikli araçlarda yükselişini sürdürecek mi?
Asya-Pasifik’te bu gelişmelerle Avustralya’da elektrikli araç talebi iki katına çıkarken Yeni Zelanda’da elektrikli araç satışları rekor seviyelere yaklaştı.
Çin’de ise en büyük otomotiv üreticisi, yurtdışı pazar payını 2026’da yüzde 22,7’ye çıkararak iki kattan fazla arttırdı.
Avrupa’da ise Avrupa Birliği’nin karbon azaltım politikalarında geri adım atması, otomotiv sektöründeki dönüşümü farklı bir boyuta taşıyabilir. Bu durum, Asyalı üreticilerin Avrupa’da hem üretim hem de pazar genişletme hamlelerini hızlandırmasına yol açabilir.
Şarj altyapısına yapılan yatırımlar ve batarya teknolojilerindeki gelişmeler, elektrikli araçların yaygınlaşmasını daha da hızlandıracaktır. Aynı zamanda bu büyüme, yenilenebilir enerji yatırımlarını da destekleyerek kapasite sorunlarının dengelenmesine katkı sağlayabilir. Elektrikli araç satışlarındaki artış, yenilenebilir enerjinin büyümesine de etki edecektir.
Çin’in elektrikli araç üreticileri, Vietnam’ın potansiyeli, Hindistan’ın güçlü yerel üreticileri yurtdışına açılma potansiyelleriyle dikkat çekiyor. Güney Kore, Çin’in batarya üretimindeki hakimiyetine gerçek anlamda meydan okuyan tek ülke olarak karşımıza çıkıyor. Koreli iki büyük şirket güçlü elektrikli araç üreticileri olarak öne çıkıyor.
Japonya’nın önde gelen üreticileri Güneydoğu Asya’daki güçlü konumlarını korumakta zorlanırken, elektrifikasyon stratejilerinin ne kadar başarılı olacağı belirsizliğini koruyor. Bugün için Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim azalma gösterse de uzun vadede kriz çözülmezse, 1970’lerdeki gibi yakıt kuyruklarının yeniden gündeme gelmesi ihtimali de göz ardı edilmiyor.
Kısıtlı yakıt için saatlerce kuyrukta bekleyen bir dünyadan ziyade, daha düşük maliyetli ve çevreci bir alternatif sunan elektrikli araçlar, 2026 ve sonrasında ülkelerin en çok tartışacağı konulardan biri olacak. 2026 enerji krizi ise Asya’nın elektrikli araç pazarını kırılma noktasının ötesine taşıyacak gibi görünüyor.
Kısacası, Hürmüz Boğazı’ndaki enerji krizi Asya elektrikli araç pazarını hızlandırıcı bir katalizör haline geldi. Fosil yakıt bağımlılığının kırılganlığı, elektrikli araçları sadece çevresel bir tercih olmaktan çıkarıp ekonomik bir zorunluluk haline getiriyor.