IBM’in bu yıl yayımladığı bir araştırma, kurum başına düşen yapay zekâ ajanı sayısının yıl sonunda 1600’e ulaşacağını söylüyor. Rakam kulağa abartılı geliyor. Aynı araştırmanın ikinci bulgusu daha rahatsız edici: şirketlerin yalnızca yüzde 18’inin, kendi binasında çalışan ajanların güncel ve eksiksiz bir listesi var.
Yani ortalama bir kurum, kaç tane otonom iş akışının kendi verisine dokunduğunu bilmiyor.
IBM’in İş Değeri Enstitüsü, Oxford Economics ile birlikte Ocak ile Nisan arasında 33 ülkede, 19 sektörde, teknoloji kararlarından sorumlu 2 bin üst düzey yöneticiyle konuşmuş. Tablonun geri kalanı şöyle: Kurumların yüzde 96’sı bir biçimde ajan kullanıyor. Yüzde 94’ü, ajanların çoğalmasının güvenlik riskini ve karmaşıklığı artırdığını kabul ediyor. Ve yalnızca yüzde 11’i, önümüzdeki yılın ölçeğine hazır olduğunu düşünüyor.
İlk refleks bu tabloya bir yönetişim sorunu demek. Envanter tutulmamış, politika yazılmamış, kontrol kurulmamış. Doğru ama eksik. Çünkü envanteri olmayan şirket, aslında kendi şemasını da tam olarak bilmiyor.
Ben bu tabloda bir teknoloji arızası görmüyorum. Bir ayna görüyorum.
1968’de yazılmış bir cümle
Bilgisayar bilimci Melvin Conway’in 1968’de Datamation dergisinde yayımlanan kısa bir makalesi var. İçindeki tek cümle, sonraki 60 yılın yazılım tarihini açıklamaya yetti: Bir sistem tasarlayan organizasyon, kaçınılmaz olarak kendi iletişim yapısının kopyası olan tasarımlar üretir.
Gündelik diliyle şu demek. Dört ayrı ekibe bir yazılım yaptırırsan dört parçalı bir yazılım çıkar. Birbiriyle konuşmayan iki departmana bir ürün verirsen, ürünün ortasında bir dikiş izi kalır. Müşteri o dikişi görmez ama hisseder. Bankanın uygulamasında kredi kartı ekranıyla mevduat ekranının neden bambaşka iki dünya gibi durduğunu merak ettiysen, cevabı yazılımda değil, o bankanın organizasyon şemasında.
Şimdi aynı cümleyi ajanlara uygula. Pazarlama kendi ajanını kurdu. Finans kendi ajanını kurdu. Müşteri hizmetleri, insan kaynakları, satın alma, hepsi ayrı ayrı kurdu. Farklı araçlarla, farklı veri kaynaklarıyla, farklı kurallarla. Sonuçta ortaya çıkan şey dağınık bir ajan mimarisi değil. Şirketin kendi dağınıklığının çalışır hâle gelmiş versiyonu. Ajanlar birbiriyle konuşmuyor, çünkü o departmanlar zaten konuşmuyordu.
Bu kez neden daha sert vuruyor?
Conway’in yasası yeni değil. Yeni olan hız. Eskiden bir kurumun iç dağınıklığı yazılıma yavaş sızardı. Bir talep açılır, bütçe alınır, tedarikçi seçilir, aylar geçerdi. O aylar bir çeşit fren görevi görürdü. Analiz toplantılarında biri çıkar, “bu iki sistem birbirine bağlanmalı” derdi ve en azından bir kısmı düzelirdi.
Bugün o fren yok. Bir muhasebe uzmanı kendi kullandığı araçla, kimseye sormadan, bir öğleden sonrada çalışan bir ajan kuruyor. Bu iyi bir şey. Aynı zamanda şu anlama geliyor: şirketin şeması artık aylarda değil, haftalarda kopyalanıyor.
Writer’ın bu yılki araştırmasında üst düzey yöneticilerin yüzde 54’ü, yapay zekâyı benimsemenin şirketi parçaladığını söylüyor. Bu cümleyi bir şikâyet olarak değil, bir teşhis olarak okumak lazım. Parçalanan şey yeni değil. Görünür hâle gelen şey yeni.
Kanalların matematiği
Bir ayrıntı daha var ve genellikle atlanıyor. Yazılım yönetiminin klasiklerinden Fred Brooks 1975’te basit bir hesap yazdı. Bir ekipte iletişim kanalı sayısı, kişi sayısıyla değil, kişi sayısının karesiyle büyür. Üç kişide üç kanal vardır, altı kişide 15, 12 kişide 66.
Aynı matematik ajanlar için de geçerli. 30 ajan kurduğunda 30 sistem yönetmiyorsun. Aralarındaki 435 olası bağlantıyı yönetiyorsun. 1600’de ne olduğunu hesaplamak istemezsin. Bu yüzden ajan sayısını büyütmek bir başarı göstergesi değil. Çoğu kurumda, henüz farkına varılmamış bir borç.
Peki ne yapmalı?
Buradaki kolay cevap envanter. Önce say, sonra yönet. Gerekli ama yeterli değil, çünkü aynı şemayla saymaya devam edersen ertesi çeyrek yine dağılır. Bu yılın araştırmalarında işe yarayan kurumların ortak bir refleksi var. Ajanı mevcut sürece eklemiyorlar. Önce şu soruyu soruyorlar: Bu işi sıfırdan, bir ajan için tasarlasaydık nasıl olurdu? Bu soru neredeyse her zaman bugünkünden farklı bir akış üretiyor. Ve ajanı çalıştıran şey, o yeniden tasarlanmış akış oluyor.
Conway’in yasasının az bilinen bir tersi var. Yazılım dünyasında buna ters Conway manevrası deniyor. Eğer ürünün belirli bir mimaride olmasını istiyorsan, önce ekibini o mimariye göre kur. Ajanlar için karşılığı şu: Bütünleşik bir ajan mimarisi istiyorsan, önce bütünleşik bir masa kurman gerekiyor. Pazarlamacı, veri tarafı, hukuk ve operasyon aynı problemi aynı masada konuşmuyorsa, kurdukları ajanların birbiriyle konuşmasını beklemek fazla iyimser.
Asıl soru
Önümüzdeki dönemde kurumların birbirinden ayrışacağı yer, kaç ajan kurdukları olmayacak. Kaç ajanı birbirine bağlayabildikleri olacak. Ve bu bir entegrasyon işi değil, bir organizasyon işi. Şirketinde kaç ajan çalıştığını bilmiyorsan, sorun ajanlarda değil.
Kaynaklar: IBM İş Değeri Enstitüsü ve Oxford Economics, ocak-nisan 2026, 33 ülke, 19 sektör, 2.000 üst düzey yönetici. IBM Think 2026 ajan yayılımı değerlendirmesi. Melvin Conway, Datamation, 1968. Fred Brooks, The Mythical Man-Month, 1975. Writer, Enterprise AI Adoption 2026.