Hindistan’ın Chennai (Madras) kentinin dış mahallelerinden geçen siyah asfalt yollar üzerinde her gün 150’den fazla beyaz otobüs dört bir yana dağılıyor ve işçileri Tayvanlı üretim devi Hon Hai Precision Industry Co.’nun, daha bilinen adıyla Foxconn’un işlettiği fabrikaya taşıyor. Gerçi bu tesise “fabrika” demek hakkını vermiyor. Burası montaj hatları, test ve depolama alanları, dokuz yurt kulesi, devasa otoparklar ve bir enerji santralinden oluşan, 160 dönümlük bir kale gibi. Yaklaşık 40 bin çalışan, neredeyse 700 güvenlik görevlisinin sıkı denetimi altında üç vardiya halinde çalışarak iPhone üretiyor. Yaklaşık 30 kilometre (19 mil) ötede ise başka bir iPhone montaj tesisi bulunuyor. Bir zamanlar Pegatron Corp. tarafından işletilen ve bugün Tata Group’un kontrolüne geçen bu tesiste, çoğu kadın yaklaşık 10 bin kişi benzer ölçüde disiplinli bir ortamda çalışıyor.
İşte Apple Inc.’i dünyanın en değerli şirketlerinden biri haline getiren dev ölçekli operasyonlar bunlar. Birkaç yıl öncesine kadar en büyük iPhone fabrikaları yalnızca Çin anakarasında bulunuyordu. Apple, Çin hükümeti ve Foxconn gibi sözleşmeli üreticiler burada karşılıklı faydaya dayanan simbiyotik bir ilişki kurmuştu. Apple başka ülkelerde üretim denemeleri yapmış olsa da, Çin dışında ciddi bir alternatif üretim merkezi oluşturabileceği yönündeki öneriler genellikle büyük bir şüpheyle karşılanıyordu. Ancak Chennai’deki fabrika (Hindistan’ın ilk büyük iPhone üretim tesisi) ülkenin kuşkucuları haksız çıkarmaya doğru ilerlediğinin somut kanıtı.
Hindistan’ın elektronik üretim kapasitesini dönüştürme hamlesi, Narendra Modi’nin 2019’da ikinci kez başbakan seçilmesinden yalnızca birkaç hafta sonra başladı. Hükümetinden küçük bir yetkili grubu, Yeni Delhi’deki Raisina Hill’de, Hindistan federal yönetiminin sömürge döneminden kalma merkezinde iki saatlik bir toplantı düzenledi. Toplantıya Apple dahil birkaç teknoloji şirketinin yöneticileri ve sektörü temsil eden lobi grupları katıldı. O dönemde bile iPhone üreticisinin üst yönetimi, Çin’e olan bağımlılığından giderek daha fazla rahatsızlık duyuyordu. Bu bağımlılık şirketi hem Pekin’deki otoriter yönetimin kararlarına hem de ABD ile Çin arasında giderek tırmanan ticaret savaşına karşı savunmasız bırakıyordu.
Yıllardır Hindistan’da sınırlı ölçekte üretim yapan Apple’ın ülkede büyüme konusunda temkinli olmak için nedenleri vardı. Apple’ın da üyesi olduğu Hindistan Hücresel ve Elektronik Birliği’nin (India Cellular & Electronics Association) o dönemde yaptırdığı bir araştırma, Hindistan’da üretimi 100 dolara mal olan bir telefonun Çin’de yalnızca 81 ila 83 dolara üretilebildiğini ortaya koymuştu. Bunun nedeni Çin’in yoğun elektronik tedarik ağı ve devasa üretim ölçeğiydi. Üstelik Hindistan tek alternatif de değildi; aynı telefon Vietnam’da 87 ila 89 dolara üretilebiliyordu.
Yine de Hintli yetkililer toplantıdan, kendi zamanlarının geldiğine ikna olmuş şekilde ayrıldı. Keza Başbakanın baş sekreteri Nripendra Misra, kısa süre sonra güçlü bir devlet düşünce kuruluşunun CEO’su Amitabh Kant’a gönderdiği özel bir mektupta, “Bildiğiniz üzere kapımızı altın bir fırsat çalmış durumda” diye yazmıştı. Jeopolitik ve ekonomik dinamiklerin birleşerek Çin’e alternative ülkeleri büyük üreticiler açısından bir anda cazip hale getirdiğini düşünen Misra, “Bu nedenle, söz konusu fırsatı değerlendirebilmek amacıyla paydaşlarla istişare içinde uygun bir politika çerçevesi oluşturulması rica olunur” diyordu.
Birkaç ay sonra Modi hükümeti, cep telefonu üretimini desteklemek amacıyla beş yıllık dönemde kullanılmak üzere 410 milyar rupi (4,3 milyar dolar) tutarında devlet teşvikini onayladı. Program tam da doğru zamanda yürürlüğe girdi. Çünkü kısa süre sonra Apple’ın Çin konusundaki kaygıları, pandemi sırasında tam anlamıyla bir krize dönüşecekti.
Bloomberg Businessweek’in Apple’ın Hindistan’da genişleme planları ve şirketin hükümetle yaptığı görüşmelere aşina 10 kişiyle gerçekleştirdiği röportajlara göre, bu teşvikler Hindistan’ın elektronik üretimindeki daha geniş çaplı atılımının temelini oluşturdu. Hindistan’ın Apple dostu politikaları ülkeyi henüz bir adet iPhone üretmek için dünyanın en ucuz noktası haline getirmedi; ancak buna rağmen küresel elektronik tedarik zincirinde büyük bir yeniden yapılanmanın fitilini ateşledi. Apple bu haber için yorum yapmayı reddederken, Hindistan Teknoloji Bakanlığı da yorum talebine yanıt vermedi.
Hindistan, Mart ayında sona eren 12 aylık dönemde yaklaşık 55 milyon iPhone üretti. Ülke şu anda iPhone 17 serisinin dört modelini de üretiyor.
Bu, bir iPhone neslinin tüm versiyonlarının ilk kez erken satış döneminde Hindistan’da üretilmesi anlamına geliyor. Alan bakımından dünyanın ikinci büyük iPhone fabrikası artık Bengaluru’nun dış kesimlerinde bulunuyor ve burada yaklaşık 30 bin çalışan en yeni modelleri monte ediyor.
iPhone üretiminin karmaşıklığı, Hindistan’ı daha geniş endüstriyel beceriler geliştirmeye zorladı. Apple’ın Tayvanlı sözleşmeli üreticileri, Çin’in Zhengzhou kenti gibi yerlerde ustalaştıkları üretim tekniklerini kullanarak ülke genelinde başka montaj tesisleri de kurdu. Hatta iPhone üretiminde kullanılan bazı makineler artık Hindistan’da imal ediliyor. Bu da yalnızca telefon üretimiyle sınırlı kalmayıp başka ürün kategorilerine de açılabilecek bir elektronik üretim altyapısının oluşturulması açısından kritik bir adım.
Elektronik ürünler artık mühendislik ürünleri (endüstriyel ekipman ve otomotiv parçalarının da dahil olduğu kategori) ile petrol ürünlerinin ardından Hindistan’ın üçüncü büyük ihracat kalemi konumunda. Modi’nin altı yıl önce başlattığı teşvik programı Mart ayında sona erdi. Temmuz ayında Hindistan, toplam 625 milyar rupi (6,5 milyar dolar) tutarında yeni bir devlet destek paketi açıkladı. Bu programın, daha fazla yerel bileşen üretimi sağlayacak daha derin bir tedarikçi ağının oluşmasına katkı vermesi bekleniyor. Teşviklerin tamamı doğrudan Apple’a yönelik olmasa da şirketin en büyük faydayı sağlayacak taraf olması bekleniyor.
Hindistan, Çin’in iPhone üretimindeki hakimiyetini aşındırmaya devam etmek istiyorsa yerel üretim maliyetlerini daha da düşürmek zorunda kalacak. Ayrıca Çin’den gelebilecek artan direnişle de karşı karşıya kalabilir. Çin hükümetinin Apple tedarik zincirindeki merkezi rolünü korumak için güçlü ekonomik gerekçeleri bulunuyor ve Pekin ile Yeni Delhi arasındaki ilişkiler sık sık gergin seyrediyor. Çin, Hint fabrikalarını nitelikli Çinli iş gücü ve özel ekipmanlardan mahrum bırakmaya yönelik bazı adımlar attı. Ancak şu ana kadar daha sert bir tırmanıştan kaçındı. Hem Apple hem de Hindistan ise Çin’in yüksek teknoloji üretimi üzerindeki sıkı kontrolünün gevşemeye başladığına inanmak için nedenlere sahip ve bu hakimiyeti daha ne kadar zayıflatabileceklerini görmek istiyorlar.
Apple, 1990’ların ortalarına kadar birçok ürününü ABD’de üretiyordu. Ancak şirket daha sonra bunun, rekabetçi kalabilmek için ihtiyaç duyduğu ölçekten, hızdan ve maliyet avantajından vazgeçmek anlamına geldiğine karar verdi. Tim Cook, 2000’li yılların başında şirketin operasyonlardan sorumlu yöneticisiyken, Foxconn ile yakın çalışarak Çin’de ilk iPhone’un üretileceği devasa fabrikaların kurulmasına katkı sağladı. Yabancı yatırımlara aç olan Çin, Apple’a cömert vergi indirimleri ve teşvikler sundu; ucuz iş gücü ve araziye erişim sağladı; ayrıca sanayi bölgeleri gibi altyapı projelerine büyük yatırımlar yaptı.
Apple’a hizmet veren montaj tesislerinin etrafında zamanla son derece karmaşık bir parça tedarikçi ağı oluştu. 2000’li yıllara gelindiğinde Apple’ın üretim ortaklarının yaklaşık yüzde 80’i Çin’de faaliyet gösteriyordu. Bugün bile şirketin amiral gemisi ürünlerinin büyük bölümü, 200 bin kişinin çalıştığı ve devasa ölçeği nedeniyle “iPhone Şehri” olarak anılan Foxconn’un Zhengzhou’daki üretim kompleksinde üretiliyor.
Bu tedarik zincirinin gelişimi hem Apple’ı hem de Çin’i dönüştürdü. Özellikle ortaklığın ilk yıllarında Çin çoğu zaman çok uluslu şirketlerin ucuz işgücü bulduğu bir merkez olarak küçümseniyordu. Ancak Çinli şirketler, devasa ölçekte yüksek kaliteli cihazlar üretmeye yönelik sofistike süreçler geliştirdikçe Apple da üretim ve mühendislik alanındaki bu derinleşen uzmanlıktan yararlandı. Apple’ın talepleri ise Çin’in hassas üretim kabiliyetlerini geliştirmesine katkı sağladı ve yalnızca telefon değil; batarya, organik ışık yayan diyot (OLED) ekran panelleri ve diğer bileşenleri üreten canlı bir sanayi ekosisteminin ortaya çıkmasına yol açtı. Bunun etkileri akıllı telefon pazarının çok ötesine yayıldı.
Buna karşılık Apple’ın Hindistan’a yönelik ilk ilgisi, ülkenin büyük bir tüketici pazarı olarak yükselişine dayanıyordu. Şirket 2008’de Hindistan’da iPhone satışına başladı ancak bu oldukça mütevazı bir girişimdi. Tim Cook’un 2016’da CEO sıfatıyla Hindistan’a yaptığı ilk ziyarete gelindiğinde Apple, ülkenin akıllı telefon pazarında yalnızca yüzde 1,5 paya sahipti.
Cook, Hindistan’a daha fazla operasyon taşınması olasılığını görüşmek üzere Narendra Modi ile bir araya gelen heyete birkaç üst düzey yöneticisini de dahil etti. O dönemde şirket, kullanılmış iPhone’ları ithal edip yenileyerek Hindistan pazarında satma fikrine odaklanmıştı. Apple, malzeme ve makineler için ithalat vergisi muafiyetleri ile daha esnek yerel tedarik kuralları konusunda Yeni Delhi’de yoğun lobi faaliyetleri yürüttü. Ancak Hindistanlı yetkililer yenilenmiş telefon fikrine sıcak bakmadı; bunu ülkeyi ikinci sınıf ürünlerin döküldüğü bir pazara dönüştürme girişimi olarak görüyorlardı. 2017’nin başlarında hükümet, şirketin vergi teşviki taleplerini reddetti.
Kısa süre sonra Apple’ın planları yenilenmiş ikinci el faaliyetlerinin ötesine geçti. Cook’un desteğini alan Operasyonlardan Sorumlu Başkan Yardımcısı Priya Balasubramaniam, Hindistan’ın iPhone montajında bir tür deneme sahası olup olamayacağını araştırmak için ülkeye seyahat etmeye başladı. Eğitimini makine mühendisi olarak alan, Bengaluru’da büyüyüp daha sonra yüksek lisans için Michigan’a taşınan Balasubramaniam, Foxconn ve bir diğer Tayvanlı üretici olan Wistron Corp. ile Hindistan’da üretim kapasitesi kurulması konusunda görüşmeler yaptı. İkili arasında daha küçük oyuncu olan Wistron fırsatı hemen değerlendirdi. Sıradaki adım uygun lokasyonu belirlemekti. Seçeneklerden biri, Hindistan otomotiv sektörünün merkezi olan ve mevcut sanayi altyapısına sahip Chennai’ydi. Ancak burada işçilik nispeten pahalıydı ve çalışanlar iş değiştirmeye daha yatkındı. Diğer seçenek ise işçilik maliyetlerinin ve personel devir oranının daha düşük olmasının beklendiği Bengaluru’ydu. Wistron zaten Bengaluru’da bir iPhone servis ve onarım merkezi işletiyordu ve bu faaliyetleri büyütmeye istekliydi. Apple’ın Hindistan’daki ilk yıllarında şirketle çalışan kişilere göre, bu istek Balasubramaniam’ın da ilgisini çekti; sonuçta kendisi de bu şehirde büyümüştü.
2017’de Wistron, Çin’in Kunshan kentindeki fabrikasından söktüğü eski makineleri kullanarak Bengaluru’da birkaç montaj hattı kurdu. Plan, düşük maliyetli iPhone SE modelini sınırlı sayıda üretip Hindistan’da satmaktı. Deneme yeterince başarılı oldu ki yalnızca altı ay içinde Wistron faaliyetlerini servis merkezinden yaklaşık 20 dakikalık mesafedeki daha büyük bir tesise taşıdı. Çok geçmeden şirket, Bengaluru’nun yaklaşık 54 kilometre dışındaki ve geleneksel olarak altın madenciliği ile süt üretimiyle tanınan Kolar bölgesinde daha da büyük bir fabrika kurmak amacıyla yeni araziler satın almaya başladı.
Kısa vadede bunlar Apple açısından çok büyük adımlar değildi. Ancak şirketin Çin’e bağımlılığından kaynaklanan risklerin giderek daha görünür hale geldiği bir dönemde gerçekleşiyorlardı. Donald Trump 2017 başında göreve geldikten sonra tarifeleri yükseltmeye başladı ve daha genel olarak küreselleşmeye duyduğu şüpheyi ve Çin’e yönelik sert tutumunu yansıtan bir ticaret gündemini öne çıkardı. Apple yöneticileri de şirketin risklerini çeşitlendirmenin akıllıca olacağını düşünmeye başladı. Wistron’un 2017-2019 yılları arasındaki Hindistan operasyonlarını yöneten Hank Hsu’nun ifadesiyle, “Apple’ın Hindistan’a ihtiyacı, Hindistan’ın Apple’a duyduğundan çok daha fazlaydı.”
Ocak 2018’de, Trump’ın Çin’e karşı ticaret savaşını tırmandırdığı günlerde Apple, Hindistan strateji ve kamu politikaları direktörü olarak Virat Bhatia’yı işe aldı. Delhi Üniversitesi mezunu olan ve kariyerinin bir bölümünü ABD’de geçiren Bhatia, Amerikan şirketlerinin Yeni Delhi ile ilişkilerini yönetmelerine yardımcı olarak kariyer yapmıştı. Her ne kadar düşük profilli bir isim olsa da (hatta çoğu sosyal medya platformunda bile yer almıyordu) Yeni Delhi’nin güç koridorlarında iyi tanınan bir figürdü. Onun göreve gelişi, Apple’ın daha önce hükümetle ilişki kurmak için e-postalara ya da yurtdışından yöneticileri uçurup getirmeye dayanan yaklaşımına kıyasla açık bir seviye atlamaydı. Bhatia, yenilenmiş telefon satışları etrafındaki itici söylemi geride bırakarak Apple’ı yalnızca yabancı bir yatırımcı olarak değil, Hindistan’ın küresel bir üretim merkezi olma hedefinin ortağı olarak konumlandırdı.
Şirket kısa süre içinde Bengaluru’daki ilk Wistron denemesinin ötesine geçti. 2019’da Foxconn, Chennai’nin dış kesimlerindeki fabrikasında iPhone XR modelini monte etmeye başladı. Ancak üretimin ölçeği hâlâ küçüktü ve büyük ölçüde yerel pazar için yalnızca birkaç bin cihaz üretiliyordu. Telefon parçalarına uygulanan ithalat vergileri ve ölçek ekonomilerinin eksikliği nedeniyle maliyetler yüksek kalmayı sürdürüyordu.
İşte Modi hükümetinin Raisina Hill’deki toplantısını yaptığı dönem de tam olarak buydu. Herkes temel sorunun üretim maliyetlerini düşürmek olduğunu biliyordu. Toplantının ardından hükümet, kilit bakanlıklardan üst düzey yetkililerin yer aldığı bir komite oluşturdu ve bu komite elektronik sektörünün temsilcileriyle 40’tan fazla görüşme gerçekleştirdi.
Apple da sürecin içinde aktif rol oynadı. Şirket, Hindistan’ın üretim maliyetlerindeki dezavantajlarını incelemek üzere ekonomistler, ticaret uzmanları ve elektronik sektörünün deneyimli isimlerinden oluşan bir ekip kurdu ve bulgularını aynı yılın ekim ayında hükümete sundu. Hindistan, iPhone üretimi için gerekli derin elektronik tedarik zincirinden yoksundu; fabrikaları Çin’deki tesislerin ölçeğine ulaşamıyordu ve sanayi politikalarının büyük bölümü ihracat odaklı olmak yerine iç pazara dönüktü.
Hindistan stratejisinin merkezindeki unsurlardan biri, üretime bağlı teşviklerdi. Bu teşvik modeli, Apple gibi belirli yatırım ve üretim hedeflerini karşılayan şirketleri ödüllendirmeyi amaçlıyordu. Hükümet, teşviklerin yalnızca iç pazara yönelik üretimi değil ihracatı da teşvik etmesini sağlamak amacıyla bunları sadece fiyatı 15 bin rupinin üzerindeki telefonların üretimine uygulayacak şekilde tasarladı. Bu rakam, Hindistan iç pazarındaki telefonların ortalama fiyatının oldukça üzerindeydi.
İlişki her zaman sorunsuz ilerlemedi. En sık karşılaşılan anlaşmazlıklardan biri, Hindistan’daki ikinci el ürünlere yönelik genel hoşnutsuzluktu. Apple yeni fabrikalarını kurmak için Çin’den daha fazla makine taşımayı önerdi. Ancak Yeni Delhi başlangıçta buna karşı çıktı. Yetkililer, eski makinelerin daha düşük kaliteli iPhone’lar üreteceğinden endişe ettikleri için Apple’ın yalnızca yeni makineler için teşvik alabileceğini savundular. Görüşmelerle ilgili bilgi sahibi bir kaynak, “Ayrıca yeni makinelerin, üretim planlarının kalıcılığına dair eski ekipmanların veremeyeceği ölçüde güçlü bir sinyal verdiği yönünde bir yaklaşım da vardı” diyor.
Apple ise eski makinelerin kullanılmasının operasyonların daha büyük ölçeğe ulaşmasını, daha fazla çalışan istihdam edilmesini ve üretimin yeni ekipman satın almaya kıyasla çok daha hızlı genişletilmesini sağlayacağını savundu ve sonunda yetkilileri kendi görüşüne ikna etmeyi başardı.
Bundan sonra taşlar yerine oturmaya başladı. Hindistan hükümeti yolları ve havaalanlarını geliştirip devlet teşviklerini genişlettikçe ülkedeki üretim giderek daha uygulanabilir bir seçenek haline geldi. Ölçek ekonomileri devreye girmeye başladı ve oluşan ivme kendi kendini besleyen bir sürece dönüştü.
Apple ve Hindistan’daki ortakları başlangıçta üretimi hızla ölçeklendirebilmenin en kolay yolunun, Foxconn ve Wistron’un Çin’deki tesislerini besleyen aynı bileşen tedarikçi ağından yararlanmak olduğunu düşünüyordu. Hindistan hükümeti, bir düzineden fazla Çinli iPhone tedarikçisinin ülkede faaliyet göstermesi için ön onay verdi. Ancak Çinli şirketler temkinliydi. Çünkü Hindistanlı politika yapıcıların, 2020’de Himalaya sınırında Hint ve Çin askerleri arasında yaşanan ölümcül çatışmaların ardından Çinli telekom ekipmanı üreticisi Huawei Technologies Co.’yu ve TikTok dahil yüzlerce mobil uygulamayı pazardan dışladığı gibi, kendilerini de bir gün ülkeden çıkarabileceğinden endişe ediyorlardı.
Bunun üzerine Apple, tıpkı bir zamanlar Çin’de yaptığı gibi, kendi bileşen üreticileri ağını yetiştirmek zorunda olduğuna karar verdi. Sözleşmeli üreticiler, Tata Group’un Hosur’daki yeni iPhone fabrikası ve Bengaluru havaalanı yakınlarındaki dev Foxconn tesisi dahil olmak üzere yeni iPhone montaj fabrikaları kurmayı sürdürdü. Daha da önemlisi, bu tesisler bugün batarya üreten Sunwoda Electronic Co. ve iPhone’ların metal kasalarını üreten yerli Motherson Group gibi tedarikçiler için bir pazar yarattı.
Bugün Hindistan’da Apple cihazları için bileşen üreten şirket sayısı 40’ı aşmış durumda. Bunlar arasında şarj cihazları, ısı emiciler ve endüksiyon bobinleri üreten Salcomp; lityum iyon hücreler üreten Amperex Technology; ve iPhone’un metal şasisini üreten Tata bulunuyor. Jabil, AirPods’un plastik gövdelerini üretirken, yerli Aequs Ltd. ise MacBook ve Apple Watch kasalarını üretiyor. Tedarikçiler ayrıca iPhone parçalarının üretiminde kullanılan makineleri de Hindistan’da geliştirmeye ve üretmeye başladı.
Bu dönüşümün merkezinde Bharat Forge, SFO Technologies, Tata grubu, VVDN Technologies ve Wipro Pari gibi Hintli şirketlerden oluşan bir çekirdek kadro yer alıyor. Bu şirketlerin tamamı, elektronik bileşen üretimi için ayrılan 400 milyar rupilik (4,2 milyar dolar) devlet teşviklerinden yararlanıyor. Bu sayede hem Apple için üretimlerini artırabiliyor hem de müşteri portföylerini başka şirketlere doğru genişletebiliyorlar.
Çin’in komşusunun Apple’a gösterdiği bu yoğun ilgiden rahatsız olmaya başladığına dair işaretler de var. Foxconn, 2025 yılında Hindistan’daki iPhone ve bileşen fabrikalarında çalışan yüzlerce Çinli mühendis ve teknisyenin ülkeye geri dönmesini istedi. Bu durum Apple’ı ABD, Japonya, Güney Kore ve Tayvan’dan daha yüksek ücretli çalışanlar getirmeye zorladı. Foxconn’un bu geri çağırma kararının nedeni net değil. Ancak Çin hükümeti daha önce de nitelikli çalışanların ülke dışında çalışmasını zorlaştırmış ve özel teknolojilerin ihracatını sınırlandırmıştı. Bloomberg News’in daha önce bildirdiğine göre Pekin’deki yetkililer, düzenleyici kurumlara ve yerel yönetimlere teknoloji transferlerini ve ekipman ihracatını sınırlandırmaları yönünde talimat verdi. Danışmanlık şirketi Verisk Maplecroft’un Asya risk analizlerinden sorumlu yöneticisi Reema Bhattacharya, Businessweek’e gönderdiği e-postada, “Çin’in mevcut tutumu Yeni Delhi’nin sanayi hedeflerini daha zor hale getirecek. Özel ekipmanlara, nitelikli personele ve üretim bilgi birikimine yönelik kısıtlamalar çeşitlendirme sürecini tamamen durdurmayacaktır. Ancak takvimleri uzatabilir, maliyetleri artırabilir ve verimliliği düşürebilir; bu da dönüşümü daha karmaşık ve yönetimi daha yoğun bir süreç haline getirir” diye yazdı.
Çin zaman zaman Hindistan’ın üretim hamlelerini kamuoyu önünde de hedef aldı. Örneğin Aralık 2020’de Kolar bölgesindeki Wistron tesislerinden birinde çalışan işçiler ücretlerini alamadıklarını öne sürdü. Çıkan isyan sonucunda üretim ekipmanları ve ürünlerde yaklaşık 60 milyon dolarlık zarar meydana geldi. Çin’in devlet kontrolündeki basını olayı hızla gündeme taşıyarak, başka ülkelerde üretim üsleri kurma çabalarının ciddi alternatifler değil, yalnızca “siyasi gösteriler” olduğunun kanıtı olarak sundu. Olay, Apple’ın Çin’le ortaklığının kaçınılmaz bedellerine ilişkin mevcut önyargıları güçlendiriyor gibiydi. Evet, şirket otoriter eğilimleri nedeniyle sıkça eleştirilen bir hükümetle işbirliği yapıyordu. Ancak en azından Çin hükümeti telefonların zamanında sevk edilmesini sağlıyordu.
Bununla birlikte, Apple için güvenli tek üretim merkezinin Çin olduğu yönündeki anlatı giderek daha az ikna edici hale geliyordu. 2022’nin sonlarında, pandeminin en zor dönemlerinde Apple cihazları üretmeye devam eden iPhone City’de şiddet olayları patlak verdi. Yaşananlar Wistron tesisindeki olaylardan çok daha büyük çaplıydı. Her ne kadar Çin’de daha geniş çaplı bir toplumsal hareket doğacağı yönündeki tahminler gerçekleşmese de, bu huzursuzluk Apple’ın tek bir ülkeye bağımlılığının yarattığı riskleri bir kez daha gözler önüne serdi.
Bir de Trump’ın gümrük tarifeleri vardı. Başkan Joe Biden, 2021’de göreve geldiğinde selefinin uygulamaya koyduğu ilk tarife paketini kaldırmadı; aksine Çin’e karşı kendi sert politikalarını hayata geçirdi. Trump ise 2025’te yeniden göreve döndüğünde kaldığı yerden devam etti. Yönetimi, Çin’den yapılan ithalata uygulanan tarifeleri kısa süreliğine yüzde 145’e kadar yükseltti; bugün geçerli oran yüzde 12,5 seviyesinde bulunuyor. Apple, şimdiye kadar toplam 3,3 milyar dolar gümrük vergisi ödediğini açıkladı.
Mart ayında sona eren mali yılda Hindistan’da 25 milyar doların üzerinde değere sahip iPhone üretildi. Bunların yaklaşık yüzde 80’i, başta ABD olmak üzere ihracata gönderildi. (Şirket ayrıca Hindistan’da üretilen AirPods’ları da ihraç ediyor.) Eğer Hindistan’daki bu üretim kapasitesi olmasaydı, Apple büyük olasılıkla ABD’ye gönderilen Çin üretimi telefonlara uygulanan tarifelerin maliyetini karşılamak için fiyatlarını artırmak zorunda kalacaktı.
Hindistan’ın hâlâ önemli altyapı sorunları bulunuyor. Ülke, entegre üretim kümeleri oluşturmaya yeni yeni başlarken, Çin şirketlerin hızla ve verimli biçimde üretime başlamasını sağlayan, taşınıp hemen faaliyete geçilebilen sanayi parklarını ustalıkla inşa etmiş durumda. Hindistan ayrıca yerli sanayileri daha düşük fiyatlı ithal ürünlerin rekabetinden korumayı amaçlayan bir vergi yapısına sahip. Bu tür politikaların ülkede güçlü bir siyasi karşılığı olduğu açık. Ancak aynı zamanda, yerel tedarikçi ekosistemini geliştirme konusunda kaydedilen ilerlemeye rağmen hâlâ çok sayıda bileşeni ithal etmek zorunda olan Apple gibi şirketlerin maliyetlerini de artırıyor.
Trump, Hindistan’ın korumacı politikalarını sık sık eleştirerek ülkenin ABD’de üretilen mallara daha fazla açılması gerektiğini savundu. ABD Başkanı, kendisini Modi’nin dostu olarak tanımlasa da Hindistan’a yönelik sert çıkışlar yapmaktan geri durmadı; ülkeyi “cehennem çukuru” ve “ölü ekonomi” olarak nitelendirdi. Trump ayrıca Hindistan, Çin ve Rusya’nın da içinde bulunduğu yükselen ekonomiler bloğu BRICS’i “Amerika karşıtı” bir oluşum olarak tanımladı.
Trump’ın Eylül ayında Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile görüşmesi bekleniyor, ancak iki süper güç arasındaki ilişkiler son derece hassas bir dengede ilerliyor. ABD, Çin’in Ekim ayında varılan tarife ateşkesine yeterince bağlı kalmadığını düşündüğü için rahatsızlık duyuyor.
Yine de Washington, ticaret savaşını yeniden alevlendirebilecek adımlar atmaktan kaçınıyor.
Tüm bu zorluklara rağmen artık geri dönüşü olmayan bir eşik aşıldığı sonucuna varmamak zor. Apple, genişleyen üretim varlığının yanı sıra Mart 2026’da sona eren mali yılda Hindistan’daki yıllık satışlarını 10 milyar doların üzerine çıkardı. Bu rakam, iki yıl öncesine göre yüzde 25’lik bir artış anlamına geliyor. Hindistan’da satılan akıllı telefonların yaklaşık yüzde 10’u artık iPhone’dan oluşuyor; bu oran on yıl öncesine göre altı kat daha fazla. Bu seviye, Apple’ın ana pazarlarındaki hakimiyetinden hâlâ uzak olsa da Çinli telefonların çok daha düşük fiyatlarla satıldığı ve fiyat hassasiyetinin yüksek olduğu bir bölgede önemli bir başarı olarak görülüyor. Apple’ın Hindistan’daki çalışanları yalnızca üretim tarafında görev yapmıyor; yazılım mühendisliği, müşteri desteği ve pazarlama alanlarında da çalışıyorlar. Hatta Apple Haritalar’ı geliştirmek amacıyla uydu ve toplu taşıma verilerini analiz eden ekiplerde de yer alıyorlar.
Modi açısından en büyük ödül ise kuşkusuz hızla büyüyen tüketici elektroniği sektörü. Hindistan genelindeki beş iPhone fabrikasında bugün 200 binden fazla kişi çalışıyor. Bunun yanında yüz binlerce başka istihdam da dolaylı olarak bu sektöre bağlı durumda. Bu tablo, Modi’ye hem iç kamuoyuna yönelik güçlü bir siyasi söylem hem de uluslararası yatırımcılar ve Hindistan’a yatırım yapmayı düşünen şirketlerle yaptığı görüşmelerde önemli bir koz sağlıyor.
Hindistan’ın yeni üretim ekonomisi yalnızca elektronik cihazlar değil, aynı zamanda yeni bir genç kadın çalışan sınıfı da yaratıyor. Bu kadınlar, daha önce mümkün olmayan bir düzeyde mali bağımsızlık elde etmelerini sağlayan ücretler kazanıyor. Aylık gelirleri yaklaşık 20 bin rupi (210 dolar) seviyesinde. Bu rakam ülkenin ortalama aylık ücretinin altında olsa da yoksul ya da kabile kökenli ailelerden gelen çalışanlar için yine de önemli bir ekonomik fırsat anlamına geliyor. Yeni işe alınanların büyük bölümü 20’li yaşlarının başında ve okuryazarlığın nadir, fırsatların ise daha da nadir olduğu mütevazı veya dışlanmış toplumsal kesimlerden geliyor. Bugün onlar yalnızca takım çantalarını ve kimlik kartlarını değil, ailelerinin ekonomik geleceğine dair umutları da omuzlarında taşıyor.
Bölgedeki bir Apple tedarikçisinde çalışan 25 yaşındaki Kerthika, işinin kötü giden evliliğinin yarattığı stresle başa çıkmasına yardımcı olduğunu söylüyor. Mahremiyetini korumak için soyadını vermek istemeyen Kerthika, “Ayda 18 bin rupi (20 dolar) kazanıyorum ve bunun büyük kısmını köyde yaşayan yaşlı anne babama gönderiyorum. Bu iş olmasaydı ne yapardım bilmiyorum” diyor.
iPhone montaj hattında çalışan 24 yaşındaki arkadaşı Prithi de aynı görüşte. Güney Hindistan’daki bir köyde yaşayan anne ve babası topraksız tarım işçisi olarak çalışıyor. Genç işçi, “Düzenli gelirim sayesinde ailemin bir kredisini kapatmasına yardım ettim” diyor. Sonra da geleceğe dair küçük ama anlamlı bir hayalini paylaşıyor: “Belki bir gün ben de yeterince para biriktirip bir iPhone satın alabilirim.”