Geçen hafta Financial Times’ın bir başlığı dolaşıma girdi: Danışmanlık şirketleri genç danışmanları yeniden ofise çağırıyor, gerekçe de yapay zekânın insan becerilerine olan ihtiyacı artırması. Fransız teknoloji çevresinin bilinen isimlerinden Gilles Babinet haberi paylaşırken şunu yazdı: Bu neredeyse bir şaka; bize yapay zekânın danışmanlıkta junior işleri ortadan kaldırdığı anlatılmıştı, şimdi aynı juniorların vazgeçilmez olduğu ortaya çıkıyor.
Şaka gibi ama değil. Bu haberin asıl ilginç yanı geri çağrılmaları değil, nereye çağrıldıkları. Son beş yılın ofis tartışmasını hatırlayın. İşveren tarafının gerekçesi hep aynıydı; verimlilik ve denetim. Evde işin takibi zor, ekip dağılıyor, kültür aşınıyor. Çalışan tarafının cevabı da hazırdı; işimi zaten bitiriyorum, trafiğe niye gireyim. İkisi de aynı şeyi tartışıyordu, yani işin nerede yapıldığını.
Şimdi gerekçe değişti. Ofis bir üretim yeri olduğu için değil, bir öğrenme yeri olduğu için isteniyor.
Yalnız yapılabilen işi makine aldı
Sebebi düşününce açık. Genç bir danışmanın ilk yıllarındaki iş neydi? Veri toplamak, tablo kurmak, sunumun iskeletini çıkarmak, rapor taramak. Yalnız başına, kulaklık takıp yapılabilen işler. Uzaktan çalışma bu işlerle çok iyi anlaşıyordu; zaten pandemi döneminde en rahat evden yürüyen kısım da buydu.
Yapay zekânın en iyi yaptığı iş de tam olarak bu. Yani makine, uzaktan yapılabilen kısmı devraldı.
Junior bir maliyet kalemi sanıldı
Geriye kalan ise ekranda öğrenilmiyor. Müşteri toplantısında kimin sustuğunu fark etmek, bir kıdemlinin kızgın bir muhatabı nasıl yatıştırdığını görmek, bir sunumun neden o cümleyle açıldığını anlamak. Bunlar prompt’la aktarılmıyor; yan masada oturarak ediniliyor.
Buradaki asıl hata daha eskiye dayanıyor. Şirketler genç çalışanı uzun süre bir gider kalemi gibi okudu; maaşı belli, çıktısı sınırlı, kesilince tasarruf aynı çeyrekte görünüyor.
Bu okumanın yanlış olduğunu gösteren en ayrıntılı hesap tıp alanından geliyor. Amerika’da bir cerrahi asistanın yürüttüğü poliklinik, o asistanın maaşının yaklaşık yüzde 95’i kadar gelir üretiyor. Yani asistan, kendini büyük ölçüde finanse eden bir üretim birimi. Dahası, o asistanların işini dışarıdan satın almanın maliyeti hesaplandığında ortaya asistan maaşlarının çok üzerinde rakamlar çıkıyor. Bu hesaplar eski ve Amerika’ya ait; ama beyaz yakada aynı hesabın yapılmamış olması, sonucun farklı çıkacağı anlamına gelmiyor.
Junior’ı çıkarmak maliyeti düşürmüyor. Maliyeti daha pahalı bir yere taşıyor.
Gerekçe değişince politika da değişmeli
Ben bu tabloyu geçen aylarda başka bir açıdan yazmıştım: Yapay zekâ gerekçesiyle insan çıkaran şirketlerin büyük bölümü altı ay dolmadan telefonları geri açtı. Şimdi ikinci dalgayı izliyoruz. Kadro geri geliyor, ama bu kez bir de mekân kararı var.
Ve burada bir tuhaflık var. Ofis kararını verenler kıdemliler; ofise en çok ihtiyacı olanlar ise gençler. Kıdemli, 20 yıllık birikimiyle evden de çalışır; onun öğrenmesi bitmiştir. Genç için aynısı geçerli değil.
Bu yüzden “herkes haftada üç gün ofiste” gibi tek beden bir kural, aslında yanlış kişiyi masaya bağlıyor.
Şirketinize sorulacak soru şu; genç çalışanınız ofise geldiğinde tam olarak neyi öğreniyor? Cevap “ekip ruhu” ise, o cevap bir politika değil bir temenni. Kimin yanında oturacağı, hangi toplantıya dinleyici olarak gireceği, hangi müşteri görüşmesine sessizce katılacağı yazılı değilse, ofis sadece evde yapılan işin daha gürültülü hâli olur.
Yapay zekâ çağının en sessiz devri bu: İş tanımının makineye geçen kısmı değil, insandan insana geçen kısmı. Makine yalnız yapılabileni aldı. Geriye kalan, birlikte olmayı gerektiriyor.
Ofisin yeni işlevi de bu. Çalışma yeri değil, öğrenme yeri.