Geçen haftalarda büyük otomotiv üreticilerinden birinin üst düzey yöneticisi, Çinli otomobil üreticilerinin Amerika’da otomobil üretmesine olanak sağlayacak ve aynı zamanda yerli şirketleri de bir nebze koruyacak potansiyel bir çerçeve hakkında ABD yönetiminin üst düzey yetkilileriyle görüştü.
Görüşmelerin detayları netleşmemiş olsa da oluşan genel çerçeve, Çinli otomobil üreticilerinin ABD’li şirketlerle ortak girişimler yoluyla iş birliği yapmasını ve Amerikan şirketinin bu ortak girişimlerde kontrol hissesine sahip olmasını içeriyor. Ortak girişimlerin hem Çinli hem de ABD’li ortakların, kâr ve teknolojiyi paylaşacağı şekilde yapılandırılacağı belirtiliyor.
Asya’da bayrak değişimi ve elektrikli araç ekosistemi
Asya’da Japonya, bir dönem küresel teknoloji inovasyonuna öncülük ediyordu. ‘’Nasıl bu kadar geride kaldı?’’ sorusu ve Asya’da devam eden teknolojik değişim, Çin ile bayrak değişimiyle birlikte otomotiv sektöründe etkilerini geniş bir coğrafyada hissettirirken; geçmişi ve teknolojik dönüşümün neler getirdiğini incelemek, geleceği görmek ve planlamak açısından büyük önem taşıyor.
Japonya’nın teknolojik değişim adımlarında, 1980’lerden sonra yaşanan uzun ve zorlu ekonomik uyumun etkilerini incelemek gerekiyor. Bu dönemde Japonya’nın teknolojik hamlesi oldukça başarılı olurken, 1990’lı yıllarda birçok önemli sektörde teknolojik liderliğini korudu ve hatta genişletti.
1990’lardan sonraki dönemde Japonya; dijital kamera endüstrisini, 3G’yi, kameralı telefonları, lityum-iyon pil endüstrisini, hibrit otomobil endüstrisini, hizmet sektöründeki önemli dönüşümleri hayata geçirdi. Robot teknolojileri ve yüksek performanslı ürünler de bu mimaride önemli yer edindi.
Kırk yıl önce, Japon hükümetinin savaş sonrası ekonomik büyüme hamlesi kapsamında, büyük şirketler ve bürokrasiyi bir araya getiren; adımlar iyi tasarlanmış kamu altyapısı ve artan ekonomik başarı doğrultusunda istihdam yarattı. Batı dünyası bu modeli “Japan Inc.” olarak tanımlarken, rekabetten ziyade hükümet liderliğinde kamu-özel iş birliği yapısının öne çıktığı görülüyordu.
Dönemin teknoloji devi Japon şirketleri tarafından üretilen ve ulaşım ağına entegre edilen Tokyo metrosu ile ona eşlik eden taşıma teknolojileri gibi sistemler, dönemin teknolojik dönüşümünü de tetiklendi. Devlet destekli inovasyon çok etkiliydi çünkü belirsizliği azalttı. Ancak yeni nesil yazılım girişimcileri dünyanın farklı bölgelerinde inovasyona öncülük etmeye başladığında, Japonya’nın özel sektörü bunu takip etmekte zorlandı.
Japon otomotiv endüstrisi ve elektrikli araçlar
Her ne kadar Amerikan iş birlikleri ve Japonya’nın kontrolü dışındaki olaylar (Kore Savaşı gibi) etkili olmuş olsa da, Japon hükümetinin otomotiv endüstrisine sürekli desteği bu başarıyı mümkün kıldı. Bu destek; sübvansiyonlar, sözleşmeler ve krediler gibi doğrudan finansal araçların yanı sıra, bağlantıların kolaylaştırılması, yakıt verimliliğinin düzenlenmesi ve binek araçların teşvik edilmesi gibi yönlendirici unsurları da kapsıyordu. Tartışmasız en önemli destek mekanizmalarından biri ise hem yabancı rakiplerden hem de güçlü sendikal yapılardan sağlanan korumaydı. Seri üretimin devleri olan Japon otomobil üreticileri, elektrikli araç yarışında farklı bakışları ile günümüzde geriden geliyor gibi görünüyor.
Satış hacimleri açısından dünyanın en büyük otomobil üreticisi konumunu koruyan büyük Japon markası, elektrikli araçlara yönelik temkinli yaklaşımı nedeniyle; Çin’in yükselen otomobil üreticileri ve diğer küresel oyuncuların artan hâkimiyetiyle karşı karşıya kalıyor. Çinli üreticiler dünya pazarında etkinliklerini artırırken, Japon üreticiler kaybedilen avantajın bir kısmını geri kazanmak için çözümün “ekip kurma” ve iş birlikleri üzerinden ilerlemesi gerektiği görüşünde birleşiyor.
Bir tarafta, elektrikli araçlar ve alternatif yakıtlarla çalışan yeni nesil yanmalı motorlar geliştirmek için Japon şirketleri güçlerini birleştiriyor. Bazı Japon şirketleri de yazılım, elektrik mimarileri, elektrikli araç bileşenleri ve daha fazlasına hâkim olmak için bir araya gelerek ortaklık kuruyor. 2000’li yıllardan sonra Japonya, dünyanın önde gelen endüstrilerinde teknolojik dönüşüm hamlesinde gecikince ve yeni endüstriler yaratmaya yönelik sanayi politikalarında biraz geride kalmış görünüyor.
Asya’dan gelen Çinli elektrikli araç fırtınası
Çin’in elektrikli araç pazarındaki hakimiyetinin kökleri esasen 1990’lara kadar gidiyor. Esas atılım ise 2000’li yılların başında, Çin’in gelişmiş bir otomobil endüstrisine sahip olmasına rağmen, geleneksel içten yanmalı motor yapımında üstünlüğe meydan okuma konusunda neredeyse imkânsız bir görevle karşı karşıya olduğunu fark etmesi ile oluşuyor. Üretilen araçlar ABD, Almanya ve Japonya’daki üreticiler tarafından beğenilirken; bu üreticiler aynı zamanda hibrit araçlarda da lider konumdaydı.
Bu nedenle Çin, tamamen elektrikli araçlara odaklanmak gibi alternatif ve yüksek riskli bir yaklaşımı benimsedi, teknolojik adımlarını tamamladı ve bunun karşılığını aldı. 2001 yılında hükümet, ülkenin üst düzey ekonomik stratejisini belirleyen beş yıllık planında elektrikli araç teknolojisini öncelikli bir bilim araştırma projesi haline getirdi. Daha önce Almanya’da Audi’de mühendis olan ve elektrikli araçların şampiyonu olan Wan Gang’ın 2007 yılında Bilim ve Teknoloji Bakanı olarak atanmasıyla daha da hız kazandı.
Çin hükümeti ayrıca birçok yerli elektrikli araç üreticisine doğrudan sübvansiyon sağlarken, yerel elektrikli araç veya batarya üreticilerine destek veriyor.
Çin sektördeki inovasyona destek verirken, toplu taşımaya odaklanarak, 2010 yılı civarından itibaren halk otobüsleri, servisler ve diğer ulaşım modları için sözleşmeler sağlayarak sektörün gerçek dünya test verilerinin yanı sıra gelir elde etmesine de yardımcı oldu. Şehir içi otobüs filosunun tamamen elektrikli hale getirilmesi için teşviklerde bulundu.
Çin’in uzun vadeli stratejisi
Çin’in yaklaşık 15 yıl önce ciddi bir şekilde başlattığı elektrikli araçlara yönelik uzun vadeli stratejik yatırımlar meyvesini vermeye başladı. Çin, “Made in China 2025” planında elektrikli araçları “yükselen stratejik bir en¬düstri” olarak belirlemiş ve bununla sektörü geliştirmek için 2009 – 2017 yılları arasında yaklaşık 60 milyar dolar yatırım yaptığı tah¬min ediliyor.
Ülkenin bu desteği, tüketicileri elektrikli araç alımına yönlendiren teşvikler, filo araçlarının elektrikliye dönüştürülmesine yönelik düzenlemeler ve kapsamlı bir ekosistem yaklaşımıyla birleşti. Bugün Çin’de yeni araç satışlarının yüzde 50’sinden fazlasını elektrikliler oluşturur hale geldi.
Yapılan uzun vadeli yatırımlarla Çin, otomotiv sektöründe takipçi konumdan çıkarak rekabetçi modele sahip, dünyanın önde gelen elektrikli araç pazarlarından biri hâline geldi. Çinli üreticilerin artık küresel trendleri takip eden değil; teknoloji, fiyatlama ve pazar payında yön veren bir konuma geldiği görülüyor.
Batılı üreticilerden Çinli üreticilere tarihi güç kayması
Çinli markaların yerleşik Batılı üreticileri geride bırakmasıyla küresel otomotiv endüstrisinde tarihi bir dönüm noktası yaşanıyor. Çin’in en büyük üreticisi, 2025’te rakiplerini geride bırakıp liderliğini sürdürdü. Rekabet yalnızca bu iki şirketle sınırlı değil; çok sayıda Çinli üretici, geçmişte pazara hâkim olan markalara göre daha düşük fiyat segmentlerinde rekabetçi modeller sunuyor. Rakiplerin Avrupa’daki satış düşüşü ve büyük pazarlarda azalan talep nedeniyle zayıflaması, Çinli üreticilerin ivmesinin önümüzdeki dönemde de süreceğine işaret ediyor.
Çinli otomotiv üreticilerinin AB ve ABD pazarlarına yönelik adımları konusunda henüz net kararlar bulunmamakla birlikte, ülkelerle yapılan görüşmelerin hazırlık aşamasında olduğu belirtiliyor. Bu tür bir düzenleme, 30 yıl önce Çin’in batılı otomobil üreticilerinden, o ülkede fabrika kurmak için Çinli şirketlerle ortaklık kurmalarını talep ettiği dönemin adeta tersine çevrilmiş bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Çinli otomobil üreticilerinin ABD ve AB pazarlarına giderek daha fazla yaklaşmaya başladığı bir dönemde, Kanada hükümeti yakın zamanda bazı Çin menşeli elektrikli araçların ülkeye girişine izin verme planını açıklarken; başka Çinli bir firmanın araçları ise Meksika sokaklarında yaygınlaşmaya başladı.
Çinli otomobil üreticilerinin AB ve ABD’de fabrika kurmaları, bu pazarlara girişlerini kolaylaştırabilecek bir adım olarak görülüyor. Öte yandan Batılı otomotiv üreticileri, iç pazarın Çin’de üretilen sübvansiyonlu araçların yoğun akınına karşı korunması gerektiğini vurguluyor. Çin menşeli araçlara ilişkin gizlilik ve ulusal güvenlik konularındaki tartışmaların da bu süreçte daha net bir çerçeveye oturması bekleniyor.