Bir zamanlar küreselleşmenin sembolü konteyner gemileriydi. Sonra fiber kablolar oldu. Şimdi ise görünmeyen veri akışları. Bugün dünya ticaretindeki en kritik tartışma çelik ya da otomobil değil. Yarı iletken bile değil. Asıl tartışma verinin kendisi. Veri artık yalnızca ekonomik bir girdi değil; bir egemenlik enstrümanı. Ve devletler bunu fark etti.
1990’larda internet, sınırları anlamsızlaştıran nötr bir altyapı olarak kurgulandı. 2000’lerde veri serbestçe dolaştı. Küresel şirketler, verinin sınırsız akışını doğal bir hak gibi gördü. Ancak 2010’lardan itibaren tablo değişmeye başladı. Üç kırılma yaşandı; Birincisi güvenlik. Enerji şebekeleri, finans sistemleri, savunma altyapıları veri bağımlısı hale geldi. Veri artık teknik değil, stratejik bir konuya dönüştü. İkincisi rekabet. Yapay zekâ ve platform ekonomileri büyük veri havuzları üzerinde yükseldi. Veriye erişim, şirketler için olduğu kadar devletler için de güç meselesi haline geldi. Üçüncüsü toplumsal kontrol. Seçim güvenliği, dezenformasyon, mahremiyet tartışmaları kamu otoritelerinin müdahalesini meşrulaştırdı. Ve veri jeopolitikleşti.
European Commission tarafından yürürlüğe konan General Data Protection Regulation (GDPR) bu dönüşümün en net işaret fişeğiydi. GDPR yalnızca Avrupa vatandaşının verisini korumadı; küresel teknoloji şirketlerini Avrupa hukukuna tabi kılarak “veri egemenliği” kavramını küresel norm haline getirdi.
Çin, veriyi stratejik ulusal kaynak olarak tanımladı. Veri ihracatı izne bağlandı. Amerika ise daha parçalı bir model izlese de eyalet bazlı düzenlemeler ve kurumsal denetimlerle veri alanını sıkılaştırıyor. Ortaya çıkan tablo açık: Açık internet ideali yerini kontrollü dolaşıma bırakıyor.
Devletler bunu dört temel araçla yapıyor:
● Veri yerelleştirme zorunlulukları,
● Sınır ötesi veri transfer kısıtları,
● Ulusal siber güvenlik denetimleri,
● Platform yasakları ve erişim sınırlamaları.
Bu gelişmeler yalnız teknoloji şirketlerini değil, küresel ticaret mimarisini de yeniden şekillendiriyor. World Trade Organization dijital ticaret kurallarını standardize etmeye çalışsa da veri konusu klasik gümrük tarifelerinin çok ötesinde. Literatürde buna “Splinternet” deniyor: İnternetin bölgesel bloklara ayrılması. Avrupa regülasyon temelli bir model inşa ediyor. Amerika piyasa temelli ilerliyor. Çin devlet kontrollü bir yapı kuruyor.
Yapay zekâ çağında bu ayrışma daha da derinleşiyor. Çünkü veri artık yalnızca ekonomik değer değil; yapay zekânın yakıtı. International Monetary Fund ve World Economic Forum raporları veri erişiminin AI rekabetinde belirleyici olduğunu açıkça vurguluyor. Veri yerelleştirme arttıkça küresel model eğitimi zorlaşıyor. Bölgesel yapay zekâ ekosistemleri güçleniyor. Küresel ölçek ekonomisi aşınıyor. Bu durum yatırımcı açısından yeni bir risk primi demek:
● Regülasyon riski,
● Altyapı maliyeti,
● Pazar parçalanması.
Soru şu: Geleceğin rekabet avantajı en çok veriye sahip olmak mı, yoksa en çok ülkeyle güvenli veri paylaşım altyapısını kurabilmek mi? Verinin miktarı değil, coğrafyası belirleyici olacak. Açık internet kapanmıyor. Ama sınırsız internet dönemi sona eriyor. Ve dijital ekonominin yeni gümrük duvarları, fiziksel değil; hukuki ve teknik. Sorun teknoloji değil; güç dengesi. Veri akışını kim tasarlarsa, geleceğin ekonomik mimarisini de o tasarlayacak.