Dünyadaki gidişat hayatlarımızı giderek zorlaştırıyor olabilir ama herkes kendi hayatında küçük de olsa bir denge alanı yaratmaya çalışıyor. Büyük resmin yarattığı kaygı karşısında, bireyler kontrol edebildikleri alanlara odaklanıyor. Dünyayı düzeltmenin kendi ellerinde olmadığını biliyor ama kendi dünyalarında düzen kurabileceklerinin farkındalar.
Türkiye dâhil dünyanın birçok ülkesinde insanlar yarına dair temkinli bir umut içindeler. Şunu açıkça kabul etmemiz gerekiyor: Yaşanan güçlükler, önceden net biçimde öngörülebilir ve kolayca önlem alınabilir nedenlere dayanmayabiliyor. Tam da bu yüzden belirsizliğin arttığı dönemler, esnek olmayı ve direnç göstermeyi gerektiriyor.
Ipsos’un 30 ülkede gerçekleştirdiği Global Advisor Öngörüler araştırmasına 2025 yılı sonunda katılanların üçte ikisi (yüzde 66), geride bıraktığımız yılın, ülkeleri için kötü bir yıl olduğunu belirtiyor. İnsanlar ülkelerinin gidişatına baktıklarında daha karamsar ancak konu kendi hayatlarına geldiğinde tablo dengeleniyor. 2025’in kendisi ve ailesi için kötü bir yıl olduğunu ifade edenlerin oranı yüzde 50, evet belki bardağın hâlâ yarısı boş, ama diğer yarısı da dolu ve ülkeye dair yorumlara kıyasla da çok daha pozitif. İşte temkinli umuttan kastım bu.
Covid-19 pandemisinin ardından 2020 yılında yapılan aynı araştırmada, her on kişiden dokuzu ülkeleri için “kötü bir yıl” olduğunu ifade ediyordu. Olumlu düşünenlerin oranı pandemi öncesi seviyelerde olmasa da son yıllarda daha iyimser yöne doğru ilerleyen bir trend görüyoruz.
Jeopolitik belirsizlikler ve küresel kırılganlık
Pandemi sonrasında dünyadaki politik ve ekonomik belirsizlikler her geçen gün daha da arttı ve bugüne geldiğimizde çok anlık, öngörülemeyen gelişmeler yaşıyoruz. Trump’ın başkanlık görevine başladığı 2025 yılında nasıl bir değişim yaşayacağımız ile ilgili meraktaydık ancak kimse 2025’e başlarken tarife fırtınasının eseceğini düşünmüyordu. 2026’nın ilk günlerinde Venezuela ile ilgili bir süredir ABD’nin ileri sürdüğü iddiaların böylesine bir askeri operasyona dönüşeceğini düşünmüyorduk. Şu an hâlâ dünyadaki diğer devletler bu operasyona nasıl bir reaksiyon vereceklerini tartışıyor. Trump Yönetimi’nin Venezuela’ya yönelik askerî müdahalesi ve Nicolás Maduro’nun ele geçirilmesi, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin acil oturumunda tepki gördü. Bu operasyonlar, hem hukukçular hem de insan hakları örgütleri tarafından geniş çapta kınanıyor. Ancak Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler gibi uluslarüstü örgütlenmelerin, büyük kriz anlarında işlevini tam olarak yerine getiremediklerini pandemi döneminde deneyimledik. Büyük bir kriz oluştuğunda ülkeler ya tek başlarına ya da doğal müttefikleri ile birlikte hareket ediyorlar. Şu anda BM’nin kınamasının etkisinin de ne olacağını öngöremiyoruz.
Tüm bu gelişmeler toplumlarda bölünmelere yol açıyor. Ipsos araştırmasının sonuçlarına göre yaklaşık her on kişiden altısı (yüzde 59) 2026 yılında ülkelerinin yönetilme biçimini protesto etmek amacıyla büyük ölçekli bir toplumsal huzursuzluk ve protesto yaşanacağını düşünüyor. Buna karşılık, neredeyse üçte biri (yüzde 31) bunun olası olmadığını belirtiyor.
Ekonomide ortak hikâye kaybı
Ekonomi, belirsizlik duygusunun en yoğun hissedildiği alanlardan biri. Global ekonominin nereye gittiğine dair ortak bir hikâye kurmak her zamankinden daha zor. Aynı anda hem toparlanma hem de gerileme senaryolarını konuşuyoruz. Araştırmaya katılan her iki katılımcıdan biri (yüzde 51), global ekonominin 2026’da 2025’e kıyasla daha kötüye gideceğini düşünüyor. Türkiye’de aynı görüşte olanların oranı benzer seviyede.
Yapay zekânın ekonomi üzerinde etkisi de farklı şekillerde yorumlanıyor. Global ortalamada katılımcıların üçte ikisi (yüzde 67), yapay zekânın ülkelerinde çok sayıda işin kaybolmasına yol açacağını düşünüyor. Bu oran geçen yıla kıyasla artmış durumda. Buna karşılık, araştırmaya katılan her on kişiden dördü (yüzde 43) çok sayıda yeni iş yaratacağına da inanıyor. Son bir yıl içinde, 30 ülkenin 21’inde yapay zekânın istihdam kaybına yol açacağına dair kaygının arttığını ve bu belirsizliğin de kafalarda yarattığı soru işaretlerini görüyoruz.
Yeni bir yıla girerken insanların geleceğe dair umutları tazeleniyor. Araştırmaya katılanların yaklaşık dörtte üçü (yüzde 71), 2026’nın 2025’ten daha iyi bir yıl olacağına inanıyor. Uzun vadeli gelecek için ise düşünceler ikiye bölünüyor. Global ortalamada her iki kişiden biri 2026 yılında ülkesinde insanların uzun vadeli geleceğe dair daha iyimser hissetmeye başlayacağına inanıyor.
Düşüncelerdeki yarılmalar, toplumsal ölçekte yeni bir algı durumuna işaret ediyor: Belirsizliğin normalleşmesi. Zorlanıyoruz, endişeleniyoruz ama aynı zamanda belirsiz ve düzensiz yeni dünyada denge kurmaya çalışıyoruz. Kırılgan dengeyi doğru okumak ve değişken koşullar altında sağlam kalabilmek, önümüzdeki dönemde hem bireyler hem de kurumlar için en kritik yetkinliklerden biri olacak.