2025 yılı, Kuzey Kutbu’nda tutulan 125 yıllık kayıtlara göre en sıcak yıl olarak kayda geçti. Bunun etkileri yükselen deniz seviyelerinden atmosferdeki karbon miktarındaki artışa kadar pek çok alanda hissedilmeye başlandı. Artan sıcaklıklar, dünyanın Arktik bölgesini nasıl değerlendirmesi gerektiğine dair tartışmaları da giderek yoğunlaştırıyor.
2026 yılında; liman yatırımlarından kritik madenlerin geliştirilmesine kadar, daha önce yerel ya da bölgesel düzeyde ele alınan Arktik meselelerinin uluslararası öncelikler haline gelmesi bekleniyor. Bu başlıklar arasında, Çin’in Kuzey Deniz Yolu üzerinden kargo taşımacılığına yönelik girişimlerinin hassas ekosistemler üzerindeki olası etkileri ile ABD’nin Grönland’a ilişkin atmayı planladığı adımların hayata geçip geçmeyeceği de bulunuyor.
Elektrikli araçlar ve kritik mineraller: Grönland küresel rekabetin yeni merkezi
Yeni batarya teknolojileri ve enerji depolama çözümlerinin geliştirilmesi, ülkeler için tek bir ülkeye bağımlılığı azaltma hedefinin önemli bir parçası haline geldi. Bu hedef doğrultusunda üreticilerin, fiyat dalgalanmalarına neden olan lityum, kobalt ve nikel gibi kritik metallere bağımlı olmayan alternatif çözümler geliştirmesi gerekiyor.
Enerji depolamaya yönelik bu çalışmalar, elektrikli araç bataryalarına olan talebin önümüzdeki 10 yıl içinde çok yüksek seviyelere ulaşacağını gösteriyor. Küresel elektrikli araç batarya pazarının ise 2035 yılına kadar hızlı bir büyüme kaydederek 600 milyar doların üzerine çıkması bekleniyor.
Bataryalarda hangi mineraller öne çıkıyor
Benzinli ve dizel motorlu araçların elektrikli araçlarla değiştirilmesi, ulaştırma sektöründen kaynaklanan sera gazı emisyonlarını azaltma çabalarının önemli bir bölümünü oluşturuyor. Elektrikli araç bataryalarına yönelik mevcut tasarımlar birkaç farklı kritik mineral gerektiriyor. Bunlar, kobalt, doğal grafit, lityum, manganez ve nikel olarak öne çıkıyor. Kritik minerallerin büyük bir kısmı farklı ülkelerden ve jeopolitik rakiplerden gelirken, az sayıda tedarikçi arasında kritik maden tedarikinin yoğunlaşması, arz kesintisi tartışmalarını da beraberinde getirebilir. Bunun sonucunda ise imalat sektöründe büyümeyi geciktirebilir. Bu durum, kritik minerallerin yeni yerel kaynaklarının belirlenmesi ve tedarik zincirinin çeşitlendirilmesi yönündeki çağrıları da artırıyor.
Kritik mineraller nerede bulunur, nasıl çıkarılır ve işlenir?
Kobalt ve doğal grafit üretimi, coğrafi olarak oldukça sınırlı bölgelerde yoğunlaşmış durumda. Her iki mineralde de küresel arzın yüzde 70’inden fazlası tek bir ülke tarafından sağlanıyor. Kobaltın en büyük tedarikçisi Demokratik Kongo Cumhuriyeti. Doğal grafitte ise lider konumda bulunan Çin, yakın dönemde bu mineralin ihracatına yönelik lisans koşullarını sıkılaştırdı. Önümüzdeki yıllarda ülkelerin, hem mevcut üretim tesisleri hem de yakın zamanda faaliyete geçmesi beklenen şirketler aracılığıyla, farklı ülkelerde kritik maden çıkaran şirketlere yönelik önemli sermaye yatırımlarını sürdürmesi bekleniyor.
Maden rezervlerinin artan önemi
Maden rezervleri; mevcut piyasa koşulları ve teknolojiler dikkate alındığında, yerkürede bulunan ve maliyet etkin şekilde çıkarılabilen fiziksel mineral miktarlarını ifade ediyor. Farklı ülkelerdeki kritik maden rezervlerinin büyüklüğü, mevcut piyasa koşullarının korunması ya da iyileşmesi halinde, orta vadede bu ülkelerin potansiyel maden üretim kapasitelerine ilişkin önemli bir gösterge sunuyor. Mevcut üretimle karşılaştırıldığında, kritik mineral rezervlerinin coğrafi dağılımı çok daha geniş bir alana yayılıyor. Bu durum, kritik minerallerin bulunabilirliği ve fiyatlarındaki olası dalgalanmalara yönelik endişelerin azalmasına katkı sağlıyor.
Elektrikli araç bataryalarının üretiminde kullanılan kritik mineraller açısından bakıldığında; kobalt, lityum ve manganez işleme süreçleri batarya üretimi için kilit öneme sahip. Nikel işleme ve nikel cevheri çıkarımında ise, dünyadaki en büyük bilinen nikel rezervlerine sahip bölgeler öne çıkıyor. Bu kapsamda Çin’in, Endonezya’da iki ada üzerinde yer alan nikel tesisleri de dahil olmak üzere ülkede sanayi parkları kurmak amacıyla 14,2 milyar dolarlık yatırım yaptığı belirtiliyor. Ayrıca Çin’in, doğal grafit tedarikinde küresel ölçekte ana kaynak konumunda olduğu vurgulanıyor.
Kritik minerallerin küresel dağılımı ve işleme kapasiteleri dünyayı nasıl etkiliyor?
Elektrikli araç bataryalarında kullanılan kritik minerallerin rezervleri, Amerika Birleşik Devletleri’nde sınırlı düzeyde bulunuyor. ABD, yeni yerel kritik mineral rezervleri keşfetmiş olsa bile; yeni bir madenin kapsamının belirlenmesi, geliştirilmesi ve faaliyete geçirilmesinin uzun zaman alması nedeniyle, maden üretimine büyük tedarikçilerin oldukça gerisinde başlayacak.
Mevcut veriler, kritik mineral rezervlerinin coğrafi olarak, halihazırda üretimde olan kritik maden kaynaklarına kıyasla daha geniş bir alana yayıldığını ortaya koyuyor. Gelecekte çıkarılacak minerallerin bulunabilirliği ve fiyatlarına ilişkin endişeler ise, kritik minerallerin güvenilir tüm kaynaklardan temininin artırılması ve çeşitlendirilmesiyle azaltılabilir. Bu çeşitlendirilmiş erişimin sağlanabilmesi için; kaynak ülkelerle istikrarı gözeten, rekabetçi fiyatlar sunan ve çevresel ile sosyal sürdürülebilirliği kapsayan ticaret anlaşmalarının geliştirilmesi ve sürdürülmesi gerekiyor.
Bu veriler aynı zamanda, kritik mineral işleme alanındaki pazar yoğunlaşmasına yönelik endişeleri de güçlendiriyor. Çin, uzun vadeli sanayi stratejisi sayesinde bu alanda önemli bir avantaj elde etmiş durumda. Bu erken ve planlı başlangıç, Çin’e kritik mineraller için yeni işleme kapasitesi oluşturma ve bu kapasiteyi etkin şekilde işletme konusunda belirgin bir rekabet üstünlüğü sağlıyor.
Gündem: Grönland
Grönland, ıssız ve buzla kaplı geniş arazisinin altında, akıllı telefonlardan elektrikli arabalara ve yeni nesil savaş uçaklarına kadar birçok teknolojik ürünün üretiminde kullanılan, dünyanın en büyük ham mineral rezervlerinden bazılarını barındırıyor. Adanın cazibesi, nadir toprak elementleri, metaller ve diğer hammaddeler açısından sunduğu potansiyelden kaynaklanırken, artık bazı kritik malzemelerin tek ya da birkaç ülkede öne çıkması, bu kaynaklara erişimin bir ticaret savaşında bir silah olarak kullanabileceği korkusunu da beraberinde getiriyor.
Grönland’ın sert iklimi, zorlu nakliye süreci, sınırlı altyapısı ve küçük yerel iş gücü madencilik faaliyetlerini zorlaştırıyor. Diğer yandan artan jeopolitik rekabet, nadir elementlere yönelik talepteki yükseliş ve küresel ısınmanın etkileri, adada bir madencilik endüstrisinin gelişmesi yönündeki umutları artırıyor. Uzmanlar ve sektör katılımcıları, önemli bir çıkarma işleminin hâlâ yıllar alacağını söylüyor.
Grönland’ın son durumu
Grönland’a madencilik alanındaki şirketlerin ve yatırımcıların ilgisi artarken, geri çekilen buz tabakası, binlerce yıldır buzla kaplı ana kayayı açığa çıkararak mineral açısından zengin yeni alanları keşfetme olasılığını da artırıyor
Hızla değişen Arktik bölgesinde, ekonomik hedeflerin; iklim güvenliği, ortaya çıkan riskler ve uzun vadeli istikrara yönelik koordineli yaklaşımlarla birlikte ele alınması gerektiği görüşü, Avrupa Birliği ve Birleşik Krallık tarafından giderek daha fazla benimseniyor.
Grönland buz örtüsünün erimesi ise bölgedeki kaynakların çıkarılmasını daha erişilebilir hale getirerek uluslararası ilgiyi daha da artırıyor. Grönland, büyük ölçüde henüz keşfedilmemiş kritik mineral yataklarına ev sahipliği yapıyor. Bu kapsamda, en önemli nadir toprak elementi yataklarından biri olan Tanbreez projesi; yüksek değerli ağır nadir toprak elementleri ile zirkonyum ve niyobyum yataklarının bir bileşimini içeriyor.
Kendisini Arktik bölgesinde “önemli bir paydaş” olarak konumlandıran Çin, küresel kritik mineral tedarik zincirlerine hâkim bir konumda bulunurken, Çinli şirketlerin Grönland’daki kaynakların geliştirilmesine yönelik yatırımlar yaptığı biliniyor. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği başta olmak üzere diğer ülkeler de mineral tedarik zincirlerini çeşitlendirmek amacıyla Grönland’ın kaynaklarına yöneliyor. Grönland’ın mineral kaynaklarına erişimin, dünyanın genel öncelikleri ve ulusal güvenlik gerekliliği olarak görülen kritik minerallerin güvence altına alınması çabalarıyla uyumlu olduğu değerlendiriliyor.
2026’da batarya odaklı adımlar hız kazanacak
Son yıllarda batarya üreticileri ile otomotiv sektörü, enerji depolama sistemlerinde lityuma alternatif hammaddelere yönelerek yenilenebilir enerji depolamada bir sonraki dönüşümü hedefliyor. Bataryalar, temiz enerji ekonomisine geçişte kilit bir rol üstlenirken; enerji maliyetlerinin düşürülmesine ve sera gazı emisyonlarının azaltılmasına önemli katkı sağlıyor.
Enerji depolama teknolojileri, ulaşım sektörünün elektrifikasyonu açısından kritik bir öneme sahip. Elektrikli araçlar ve sabit enerji depolama çözümlerine yönelik artan talebin, önümüzdeki 10 yılın sonunda lityum pil pazarının büyüklüğünü tek başına 5 ila 10 kat artırması bekleniyor.
Kritik minerallerin, 21. yüzyıl ekonomisinin temel yapı taşlarından biri haline geleceği öngörülüyor. Yenilenebilir enerji yatırımlarından savunma sanayine ve endüstriyel altyapıya kadar geniş bir alanda stratejik önem kazanan bu mineraller, jeopolitik ve jeoekonomik dengeleri de giderek daha fazla etkiliyor. Bu doğrultuda, ülkeler kritik minerallerin artan stratejik rolünü merkeze alan yeni politikalar ve uzun vadeli stratejiler geliştirmeye odaklanıyor.