Businessweek
Bloomberg Businessweek Türkiye dijital dergisine aboneliğiniz boyunca tam erişim sağlayabilirsiniz. Abone Ol

Ekonomi

Egemenlik Matrisi: Cumhuriyet’in 103. Yılında Uluslararası Ekonomi Politiği Yeniden Düşünmek
Türkiye’nin önündeki görev, kısa vadeli finansman ve siyasi dengeleri uzun vadeli ulusal çıkarların önüne koymamaktır. Makroekonomik istikrarı; yerli üretim, ileri teknoloji, enerji güvenliği ve güçlü kurumlarla desteklemek gerekir.
  • 30 Ekim 2026 11:03
  • Dr. Şahin Yaman
Egemenlik Matrisi: Cumhuriyet’in 103. Yılında Uluslararası Ekonomi Politiği Yeniden Düşünmek

Cumhuriyet, Cumhuriyet,

En Güzel Şey Hürriyet

(K. Kamu)

Türkiye Cumhuriyeti’nin 1923’teki kuruluşu; yarı-çevre haline gelen, kurumsal kapasitesi ve egemenliği aşınmış Osmanlı Devleti’nin çöküş sürecine karşı radikal bir antitez ve güçlü bir karşı hamledir. Kurucu irade; 1838 Baltalimanı Antlaşması ile başlayan mali bağımlılıklara, kapitülasyonlara ve Düyûn-ı Umûmiye rejimine meydan okuyarak, devlet ve ulus kavramını doğrudan tam egemenlik esası üzerinden yeniden inşa etmiştir. Politik iktisat perspektifinden bakıldığında Cumhuriyet’in ilanı; çöküş döneminin getirdiği dışsal baskılar ile ulusal karar alma kapasitesi arasındaki asimtotik dengesizliği ortadan kaldıran, egemenliği merkeze alan bir nevi jeoekonomik optimizasyon hamlesidir. Kurucu irade, salt bir rejim değişikliğinin ötesinde; 1838 Baltalimanı Antlaşması ile başlayan yarı-sömürgeleşme dinamiklerine, kapitülasyonlara ve mali özerkliği fiilen sıfırlayan Düyûn-ı Umûmiye rejimine karşı verilmiş yapısal bir bağımlılık kırılmasıdır. Politik iktisat perspektifinden bakıldığında Cumhuriyet’in ilanı; Osmanlı çöküşünün getirdiği dışsal kısıtlar ile ulusal karar alma kapasitesi arasındaki asimetriyi ortadan kaldıran, otonomiyi yeniden tesis eden radikal bir jeoekonomik optimizasyon hamlesidir. Bu süreç, 1838 Baltalimanı Antlaşması ile başlayan yarı-sömürgeleşme dinamiklerine, kapitülasyonlara ve Düyûn-ı Umûmiye ile kurumsallaşan mali denetime karşı geliştirilen radikal bir ekonomi-politik yanıttır. Cumhuriyet’in 103. yılında temel izlek, ulusal karar alma kapasitesi ile dışsal kısıtlar arasındaki denge (tam bağımsızlık) olmaya devam etmektedir. Bu çalışma; Türkiye’nin Batı ile olan asimetrik ekonomik/askeri bağımlılıklarını ve değişen küresel güç dengelerini iki temel analitik model üzerinden incelemektedir:

1-Stratejik politika/manevra tavanı kavramı ile küresel sistemin ve ittifak yapılarının, ulusal politika setlerine dayattığı yapısal sınırlar ölçülmekte, 2-Egemenlik matrisi konsepti dışsal kısıtlar altında ulusal/devlet reel kapasite ve manevra kabiliyetini sınıflandırmakta, temel amaç ise iç siyaset ile dış politika arasındaki yapısal ödünleşimleri (trade-offs) somutlaştırmak ve Türkiye’nin stratejik yön tayini için veri temelli, basit ve yalın bir politik iktisat tahlil aleti/çerçevesi sunmaktır.

I. Yapısal devlet egemenlik modeli ve stratejik politika tavanı

Devletlerin stratejik manevra alanı (policy space); uluslararası kısıtlar, kurumsal kapasite ve ulusal ekonominin endojen teknolojik yetkinliği arasındaki korelasyon tarafından belirlenir. Bu çerçevede egemenlik, soyut bir iddiadan ziyade, bu iradeyi fiilen hayata geçirecek maddi/iktisadi kapasiteyle ölçülür. Türkiye’nin Soğuk Savaş döneminde NATO ve ABD merkezli güvenlik sistemine entegrasyonu, Marshall Planı ile şekillenen kalkınma modeli ve AB Gümrük Birliği’nin getirdiği asimetrik kurumsal yapı; 1838 Baltalimanı Antlaşması ile başlayan tarihsel bağımlılık yapılarının (Atatürk dönemi hariç) farklı formlarda devam ettiğini göstermektedir. Modelin temel önermesi, bir “Maliyet-Kapasite” fonksiyonuna dayanmaktadır: Dışsal kısıtlar arttıkça, otonom politika üretmenin makroekonomik ve jeopolitik maliyeti yükselir. Ulusal kapasite ve endojen teknoloji geliştikçe, bu kısıtların karar alma süreçleri üzerindeki baskısı (kaldıraç etkisi) azalır. Sonuç: Türkiye’nin tam bağımsızlık vizyonu, salt siyasi bir retorik değil; yapısal kısıtları kıracak derinlikte kurumsal, ekonomik, teknolojik ve stratejik bir kapasite inşası sorunudur.

A= (α.K)/C

Burada A, Stratejik Egemenlik Düzeyini; K, Endojen Devlet Kapasitesini; C, Dışsal Kısıtları; α ise kolektif irade ve istiklal bilincini yansıtan Kurucu Felsefe Katsayısını temsil eder. Dışsal kısıtlar (C) artarken endojen kapasite (K) sabit kalırsa, devletin Kendini Yeniden Üreten Bağımlılık Döngüsü derinleşir: Dışa bağımlılık artışı politika manevra alanını daraltır, daralan politika manevra alanı ulusal kapasite birikimini yavaşlatır ve devlet kapasitesi açığı ise iç ve dış politikada yeni bağımlılıklar doğurur. Bu döngüyü kırmak, istiklal iradesini üretim, teknoloji ve devlet kapasitesiyle destekleyerek yapısal bağımsızlığın maddi temellerini güçlendirmeyi gerektirir. Cumhuriyet’in 1923 kurucu hamlesi, kapitülasyonları ve Düyûn-ı Umûmiye’yi radikal şekilde tasfiye ederek C değerini sıfırlama ve böylece A’yı maksimize etme teorisidir. Bugün ise amaç, küresel sistemden yalıtılmış tamamen bir içe kapanma değil; K’yı (yerli yüksek teknolojik kapasite) büyüterek Stratejik Politika Tavanını tam bağımsızlık hedefiyle yukarıya doğru çekmektir.

II. Endojen Devlet Kapasitesinin İnşası

Devlet kapasitesi yalnızca savunma gücü veya siyasi otorite değildir. Üretim, teknoloji, enerji arz güvenliği, nitelikli insan kaynağı, hukukun üstünlüğü ve etkili kurumlar bu kapasitenin birbirini tamamlayan unsurlarıdır. Türkiye’nin savunma sanayinde geliştirdiği yerli üretim ve teknoloji birikimi, stratejik bağımsızlık açısından önemli bir kaldıraçtır. Ancak bu birikimin kalıcı sonuç vermesi, savunma sanayiinin ötesine taşınmasına bağlıdır. Yarı iletkenler, yapay zekâ, kritik hammaddeler, enerji teknolojileri ve ileri sanayi üretiminde yetkinlik kazanılmadıkça teknolojik bağımlılık bütünüyle aşılamaz.

Bu süreç, güçlü bir kurumsal zemini de gerektirir. Hukuki öngörülebilirlik, kurumların güvenilirliği ve hesap verebilirlik, ekonomik ve teknolojik yatırımların kalıcılığını destekler. Dış politikada ise farklı güç merkezleriyle ilişkileri ulusal kalkınma hedefleri doğrultusunda yönetebilen, asimetrik bağımlılıkları azaltan bir denge diplomasisi önem kazanır. Dolayısıyla yapısal bağımsızlık, yalnızca savunma veya sanayi politikası değildir. Teknolojik yetkinliği, ekonomik dayanıklılığı, kurumsal güveni ve stratejik diplomasiyi ortak bir devlet kapasitesinde buluşturma meselesidir.

III. Batı bağımlılığından küresel ekonomide egemen duruş

Küresel ekonomiden bütünüyle kopmak, modern devletler için ne gerçekçi ne de sürdürülebilir bir stratejidir. Asıl mesele, uluslararası ilişkilerin içinde edilgen bir kural alıcısı olarak kalmak yerine, ulusal kapasiteye dayanarak daha fazla karar ve yön belirleme gücü kazanmaktır.

Egemenlik Matrisi bu çerçevede dört farklı konumu ayırt eder. Dış kısıtların yüksek, ulusal kapasitenin zayıf olduğu durumda asimetrik bağımlılık ortaya çıkar. Hem dış bağlantıların hem de yerli kapasitenin zayıf olduğu durumda ülke periferik sıkışma riskiyle karşılaşır. Dış ilişkilerden uzaklaşırken yeterli teknolojik ve finansal derinlik geliştiremeyen ülkeler yalıtılmış otonomi sınırına takılır. Hedef ise uluslararası ağları yerli üretim ve teknoloji gücüyle destekleyerek ulusal çıkarlar doğrultusunda kullanabilen egemen entegrasyon konumudur.

Türkiye açısından bu yaklaşım, Batı’yla ilişkileri kesmek veya başka bir güç merkezine bağımlılığı taşımak anlamına gelmez. Amaç, dış ilişkileri birer kısıt olmaktan çıkarıp ulusal kalkınmanın araçlarına dönüştürmektir. Bunun koşulu, alternatif ticaret ve teknoloji ağlarına erişim kadar bu ağlardan elde edilen imkânları yerli kapasiteye dönüştürebilmektir.

Mali sıkışmayı aşmak ve egemenliği korumak

Mali Sıkışma Asimptotu, dış finansman ihtiyacı ve uluslararası kısıtlar ağırlaşırken ulusal üretim ve teknoloji kapasitesinin yetersiz kalması nedeniyle bağımsız politika alanının daralmasını ifade eder. Kısa vadeli finansman arayışları, kalıcı üretim ve teknoloji yatırımlarının önüne geçtiğinde ülke, bağımlılıklarını azaltmak yerine yeniden üretir. Sıcak para ve geçici likidite kaynaklarına erişmek uğruna verilen stratejik tavizler, uzun vadeli kalkınma hedeflerini ve yeni teknoloji pazarlarına erişimi de sınırlayabilir. Burada bir Egemenlik Paradoksu ortaya çıkar: Kısa vadeli mali istikrarı korumak için atılan adımlar, uzun vadede bağımsız karar alma kapasitesini zayıflatabilir. Ekonomik zorunluluklarla dış politika tercihleri arasındaki bu ödünleşim, Türkiye’nin stratejik yönünü belirleyen temel meselelerden biridir.

Osmanlı’nın son döneminde kapitülasyonlar ve Düyûn-ı Umûmiye, mali bağımlılığın siyasi egemenliği nasıl aşındırabildiğini gösterdi. 1878’de Kıbrıs’ın İngiltere yönetimine bırakılması da dönemin mali ve diplomatik baskılarıyla şekillenen bu tarihsel tablonun önemli örneklerinden biridir. Cumhuriyet’in kurucu iradesi ise Lozan’da kapitülasyonların kaldırılması ve iktisadi egemenliğin yeniden tesisiyle farklı bir yol açtı. Ancak bunu, Cumhuriyet’in hiç dış borçlanmadığı şeklinde yorumlamamak gerekir. Bugün Türkiye’nin önündeki görev, kısa vadeli finansman ve siyasi dengeleri uzun vadeli ulusal çıkarların önüne koymamaktır. Makroekonomik istikrarı; yerli üretim, ileri teknoloji, enerji güvenliği ve güçlü kurumlarla desteklemek gerekir. Tam bağımsızlık, küresel sistemden kopmak değil, o sistem içinde kararlarını kendi kapasitesi ve ulusal hedefleri doğrultusunda alabilmektir.

Dergi Erişimi
Dergi içeriklerini okumak için Bloomberg Businessweek Türkiye dijital dergisine abone olmanız gerekmektedir.Abone değilseniz abonelik satın alarak tüm dergi içeriklerine sınırsız erişim sağlayabilirsiniz
Abone Ol
Yapay Zekâ ile Otomotivde Elektrikli Mobilite: Gelecek ve Ekonomik Boyut
Yapay Zekâ ile Otomotivde Elektrikli Mobilite: Gelecek ve Ekonomik Boyut
Yazılım sektöründe küresel pazarın 2035’e kadar 2,5 trilyon doları aşması beklenirken, yapay zekâ öncelikli uygulamalar hâkim olacak. Otomotivde hizmet olarak yazılım standart hâle gelirken, yazılım sektörü de bu alanda büyüyecek.
Bir Maaş Kiraya Bir Maaş Hayata
Bir Maaş Kiraya Bir Maaş Hayata
Türkiye’de kiralar ile çalışanların gelirleri arasındaki makas, barınmayı giderek daha ağır bir ekonomik yüke dönüştürdü. İstanbul’da iki kişinin çalıştığı bir hanenin toplam gelirinin yüzde 83’üne ulaşabilen kira bedelleri, büyük kentlerde yaşamanın maliyetini gözler önüne seriyor. Aynı gelire sahip çalışanların yaşam standardını artık ev sahibi olup olmadıkları ya da ne zaman kiracı oldukları belirliyor.
Türkiye’nin Aklı Yurt Dışında
Türkiye’nin Aklı Yurt Dışında
TÜİK’in açıkladığı verilere göre beyin göçü, veri setinin tutulduğu 2015 yılından bu yana görülen en yüksek seviyeye çıktı. Gençler eğitimlerini tamamladıktan sonra kariyerlerini yurt dışında devam ettirme konusunda oldukça hevesli. Ancak sürecin bu şekilde devam etmesi Türkiye’deki yetenek açığını büyütebilir.
Tofaş K9 Üretim Hattı Devreye Girdi
Tofaş K9 Üretim Hattı Devreye Girdi
Bursa Tofaş fabrikasında 300 milyon dolarlık K9 projesi’nde seri üretim başladı. Üç yıllık uzun bir aradan sonra yeniden Türkiye’de üretilmeye başlanan Fiat Doblo, banttan çıkan ilk model oldu. Stellantis grubundaki dört farklı marka için beş aracın üretilmesi planlanan fabrika, Türkiye’deki hafif ticari araç pazarında dengeleri değiştirecek.
Rüzgârın Peşinde, Bodrum’un Mavisinde
Rüzgârın Peşinde, Bodrum’un Mavisinde
38 yıldır deniz tutkunlarını aynı rotada buluşturan The Bodrum Cup, bu yıl 90 tekne ve yaklaşık 1000 yelkenciyi Ege’nin sularında bir araya getirdi. Bodrum’dan Knidos’a, Ortakent’ten Yalıkavak’a uzanan yarışlarda yelkenler rüzgârla dolarken, organizasyon yalnızca denizdeki rekabeti değil, bölgenin denizcilik kültürünü, turizm potansiyelini ve ortak bir mirası yaşatma çabasını da yeniden gündeme taşıdı. Bu yılın odağında ise 25 yaşına giren Bodrum Gemisi vardı.
İklim Krizinde Yeni Eşik
İklim Krizinde Yeni Eşik
Küresel ısınma, iklim politikalarında yeni bir dönemi başlatıyor. Avrupa Birliği 3 derecelik ısınmaya karşı önlem hazırlarken, gözler Kasım ayında Antalya’da düzenlenecek COP31 Zirvesi’ne çevrildi.
“Çin Malı” Nasıl Bir Statü Sembolüne Dönüştü?
“Çin Malı” Nasıl Bir Statü Sembolüne Dönüştü?
Fotoğrafçılar, dolmakalem tutkunları ve sneaker meraklıları, belirli Çin markalarının ürünlerine sahip olmak için büyük çaba harcıyor.
Yapay Zekâ, Kripto ve DEI, Marc Andreessen’i MAGA Cephesine Nasıl Sürükledi?
Yapay Zekâ, Kripto ve DEI, Marc Andreessen’i MAGA Cephesine Nasıl Sürükledi?
Önde gelen yatırımcı, Biden yönetiminin kendisini siyasi yelpazede sağa ittiğini söylüyor. Ancak kaynaklara göre, dile getirdiği hoşnutsuzlukların ardındaki gerekçeler her zaman gerçeklerle örtüşmüyor.
Piyasalar Faiz Düşüşüne Neden Sevinmiyor?
Piyasalar Faiz Düşüşüne Neden Sevinmiyor?
Piyasalar için belirleyici olan yalnızca tahvil faizinin seviyesi değil, bu seviyeye nasıl gelindiği. Bazen düşen faizler yaklaşan rahatlamanın değil yatırımcıların giderek büyüyen endişelerinin habercisidir.
Ajanları Kurduk, Peki Güvenlik?
Ajanları Kurduk, Peki Güvenlik?
Fransa’da marketlerdeki soğutucuların hacklenerek milyonlarca euroluk gıdanın bozulmasına yol açılması önemli bir soruyu gündeme getirdi: Erişim kimde, desteğini kim veriyor, bir yerde sorun çıkınca kaç yere sıçrıyor?
Rafların Sessiz Ekonomisi: Türkiye’de Kitap Nereye Gidiyor?
Rafların Sessiz Ekonomisi: Türkiye’de Kitap Nereye Gidiyor?
Kitabın okura ulaşana kadar geçtiği zincir; iskontoları, vadeleri ve iadeleriyle, yayıncıyı da kitapçıyı da yoruyor.
Afrika’nın En Zengin Ailesinin 58 Milyar Dolarlık Veraset Planı
Afrika’nın En Zengin Ailesinin 58 Milyar Dolarlık Veraset Planı
Çimento devi Aliko Dangote’nin üç kızı, Nijeryalı iş insanının imparatorluğunda giderek daha fazla sorumluluk üstleniyor.