Günümüzdeki daha temiz enerji kaynakları bulma yarışı, başka bir olayı da yeniden hatırlatıyor. 56 yıl önce petrol ambargosu, işletmeleri ve tüketicileri fosil yakıt tüketimlerini yeniden düşünmeye ve alternatifleri araştırmaya yöneltmişti. Bu süreç aynı zamanda elektrikli otomobiller üzerine yapılan çalışmaların yeniden hız kazanmasına da zemin hazırladı.
Bugün elektrikli bir araba kullanmanın maliyeti, benzinli bir araba kullanmaktan üç ila altı kat daha düşük olabiliyor. Bu nedenle benzin fiyatlarının yüksek seyretmesi, elektrikli araçlara olan talebi hızla artırıyor. Elektrikli araç üretimi hızlanırken ve birçok yeni model piyasaya çıkmaya hazırlanırken, bazı kullanıcılar mevcut araçlarını elektrikli bir araca dönüştürmenin yollarını araştırıyor. Bu doğrultuda birçok şirket, araç sahiplerinin içten yanmalı motorlarını araçlarından çıkarıp yerine elektrikli motor takmalarını sağlayan dönüşüm kitleri sunuyor.
1970’lerin enerji krizi: Küresel ekonomide bir dönüm noktası
1970’ler enerji krizi, Batı dünyasının, önemli petrol kıtlığı ve yüksek fiyatlarla karşı karşıya kaldığı bir dönemde ortaya çıktı. Bu dönemin en kötü iki krizi, Orta Doğu petrol ihracatında aksamalara yol açan 1973 petrol krizi ve 1979 petrol kriziydi.
Kriz, aslında dünyanın bazı bölgelerinde petrol üretiminin 1960’ların sonlarında ve 1970’lerin başlarında zirveye ulaşmasıyla ortaya çıkmaya başlamıştı. Kişi başına düşen dünya petrol üretimi 1979’dan sonra uzun vadeli bir düşüşe girdi. Petrol krizleri, enerji tasarrufu ve özellikle fosil yakıt tüketimini azaltmaya yönelik teknolojilere doğru ilk geçişi tetikledi.
Dünyanın büyük sanayi merkezleri, petrol arzıyla ilgili artan sorunlarla mücadele etmek zorunda kaldı. Batı ülkeleri, Orta Doğu ve dünyanın diğer bölgelerindeki ülkelerin kaynaklarına bağımlıydı. Kriz, petrol fiyatlarının yükselmesiyle birçok ülkede durgun ekonomik büyümeye yol açtı.
Arz konusunda gerçek endişeler bulunmasına rağmen, fiyatlardaki artışın bir kısmı kriz algısından da kaynaklanıyordu. Bu dönemde durgun büyüme ve fiyat enflasyonunun birleşimi, “stagflasyon” teriminin ortaya çıkmasına neden oldu. 1980’lere gelindiğinde ise hem 1970’lerin durgunlukları hem de yerel ekonomilerin petrol kullanımında daha verimli hale gelmesi, talebi kontrol altına aldı ve petrol fiyatlarının daha sürdürülebilir seviyelere dönmesini sağladı.
Bu dönem tüm ekonomiler için aynı derecede olumsuz değildi. Orta Doğu’daki petrol zengini ülkeler, artan fiyatlardan ve dünyanın diğer bölgelerindeki yavaşlayan üretimden faydalandı. Bazı petrol üreticisi ülkeler, dünyanın geri kalanının büyük bir kısmı ekonomik durgunlukla mücadele ederken bile yükselen petrol fiyatları sayesinde yüksek ekonomik büyüme yaşadı. Ancak bu kazanımların çoğu, 1980’lerde fiyatların istikrar kazanması ve düşmesiyle birlikte azaldı.
Fiyatlar otomobil pazarındaki değişimleri hızlandırdı
İlk elektrikli araç aslında 19. yüzyılın sonlarında piyasaya sürüldü. 1912 yılına gelindiğinde, ABD’deki çoğu evde elektrik vardı ve bu da insanların ilk EV’leri benimsemesine yardımcı oldu. O dönemde satılan otomobillerin yüzde 38’i elektrikliydi ve sadece yüzde 22’si benzinle çalışıyordu. Geri kalan araçlar ise buharla çalışıyordu.
Ancak aynı dönemde Henry Ford’un daha uzun menzilli, daha yüksek hızlara sahip ve daha ucuz benzinli otomobiller üreten seri üretim montaj hatlarını tanıtmasıyla dengeler değişti. Bu gelişme, elektrikli araçların sonunu getirdi. Otoyolların açılmasıyla birlikte benzin istasyonlarından oluşan bir altyapı oluştu ve 1970’lerdeki benzin krizine kadar elektrikli arabalara pek önem verilmedi. Fosil yakıt tüketimi, özellikle Orta Doğu petrol üreticileri olmak üzere Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) tarafından arzın önemli ölçüde azaltılmasına kadar arttı. Fiyatlar varil başına 3 dolardan 12 dolara yükseldi. Bir gecede, dünyanın dört bir yanındaki hükümetler tüketimi kontrol altına almak zorunda kaldı. Yakıt kıtlığı, benzin istasyonlarında kuyrukların oluşmasına ve karne uygulamasına yol açtı. Aynı dönemde olası bir enerji krizine karşı önlem olarak bazı ülkelerde stratejik petrol rezervleri oluşturuldu. Bu rezervlerin amacı, olası bir kriz durumunda ülkenin en az 90 günlük petrol ihtiyacını karşılayabilecek bir stok bulundurulmasını sağlamaktı.
2026 ve yeni bir enerji krizi mi?
Dünya Orta Doğu’yu endişeyle izlerken, bu durumun küresel petrol tedarik zincirleri üzerinde dalgalanma etkileri yaratabileceği konuşuluyor.
Hürmüz Boğazı’nın uzun süre kapalı kalması, küresel petrol ticaretinde ciddi aksamalara ve enerji piyasalarında kaos senaryolarına yol açabileceği yönünde tartışmaları beraberinde getiriyor. Küresel istikrarsızlık arttıkça petrol fiyatlarında yeni yükselişlerin yaşanabileceği belirtiliyor. Bunun yanı sıra, önemli nakliye rotaları ve petrol altyapısı etrafındaki istikrarsızlık, küresel otomotiv endüstrisine de yansıyarak, 1970’lerdeki petrol krizine benzer ekonomik sonuçlar doğurabilir endişesi de mevcut.
1970’lerde petrol fiyatlarının dört katına çıktığı petrol şokları daha verimli araçlardan alternatif enerji kaynaklarına kadar birçok alanda hızlı bir değişimi tetiklemişti. Bu sefer de tüketicilerin elektrikli araçlara geçmesi muhtemel.
Sürdürülebilir ulaşımı teşvik etmek
Elektrikli araçlar ve güneş enerjisi kullanarak “sürdürülebilir ulaşımı” teşvik etme zamanı geldi düşüncesi hakim ancak bu dönüşümün öncülüğünü hibrit elektrikli araçlar yapmıştı. 1997’den 2017’ye kadar 10 milyondan fazla satılan Japon üreticiye ait hibrit model, insanları olağanüstü yakıt verimliliği ve düşük emisyon sağlayan bir elektrik motoru fikrine alıştırdı. Mevcut elektrikli araç evriminden önce, çevre bilincine sahip tüketiciler için bu araçlar adeta “yeşil otomobil” olarak görülüyordu.
2026’da otomotivde başka neler olabilir?
Asyalı ve başta Çinli otomobil üreticileri, Orta Doğu’da tırmanan çatışmanın etkilerini beklenenden daha kısa sürede hissetmeye başladı. Bu durumun bölgesel araç satışlarından küresel tedarik zincirlerine ve yakıt fiyatlarına kadar birçok alanı etkileyebileceği konuşuluyor.
Asyalı ve Çinli markalar, Orta Doğu pazarında en büyük paya sahip şirketler arasında yer alıyor. Bu şirketler bölgedeki araç satışlarının yaklaşık üçte birini oluştururken, Japonya’nın en büyük üreticisi yaklaşık yüzde 17 pazar payıyla lider konumda bulunuyor. Onu yüzde 10 ile Kore’nin en büyük otomotiv üreticisi ve yüzde 5 ile Çinli bir marka takip ediyor.
Geçen yıl Orta Doğu’da 600 binden fazla araç satıldı. Ancak özellikle Çinli otomobil üreticilerinin bu süreçte zorlanabileceği düşünülüyor. İran 2025 yılında yaklaşık 266 bin araç ile Çin’in araç ihracatının yaklaşık yüzde 17’sini oluşturuyordu. Bu nedenle uzun süreli bir çatışmanın uluslararası satışları etkileyebileceği konusunda üreticiler hemfikir.
Ayrıca İran, Japonya’nın en büyük otomobil üreticisinin toplam uluslararası satışlarının yaklaşık yüzde 2’sini oluşturuyor. Bu durum, markanın dünyanın en çok satan otomobil üreticisi unvanını kaybetme riskini de beraberinde getirebilir.
Nakliye rotaları ve yakıt fiyatları
Endişelerin büyük bir kısmı, Basra Körfezi’ni Umman Körfezi’ne bağlayan dar bir deniz yolu koridoru olan Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasından kaynaklanıyor. Bu güzergahtan her gün yaklaşık 20 milyon varil ham petrol geçiyor ve bu durum boğazı dünyanın en kritik enerji geçiş noktalarından biri haline getiriyor. İran’ın boğazı kapatması, küresel petrol arzını ve fiyatlarını tehdit ediyor ve piyasalar bu anlamda karamsar.
Krizler ve yenilikler genellikle birbirine bağlıdır. İklim değişikliğinin benzin kullanımını azaltmaya zorlamasıyla, dünya çapındaki otomobil endüstrisi yeşile dönüyor ve elektrikli araçlar geliştiriyor. Yenilikler ve rekabet, son yıllarda lityum iyon pil maliyetlerindeki düşüş gibi gelişmeleri de beraberinde getiriyor.
1970’lerin petrol krizi, fosil yakıt alternatifleri ve mevcut elektrikli araç devrimi üzerine araştırmalar için önemli bir katalizör oldu. Günümüz teknolojileri sayesinde sürücüler çok daha uzun menzil elde edebiliyor. Bu gelişmeler, geleceğin ulaşımında elektrikli araçların daha güçlü bir şekilde öne çıkacağını gösteriyor.