Tarih boyunca büyük güç rekabetleri çoğu zaman görünür alanlarda yaşandı. Sanayi devrimi kömür ve çelik üzerinden, 20. yüzyılın ikinci yarısı petrol ve askeri kapasite üzerinden okunuyordu. Bugün ise dünya farklı bir eşiğe doğru ilerliyor. Gücün tanımı giderek daha az fiziksel kaynaklarla, daha çok bilgi üretme ve işleme kapasitesiyle belirleniyor.
Bu bağlamda 5 Mart’ta Pekin’de toplanan Ulusal Halk Kongresi’nde açıklanan Çin’in 15. Beş Yıllık Plan taslağı dikkatle okunması gereken bir belge. İlk bakışta ekonomik hedefleri sıralayan klasik bir kalkınma planı gibi görünebilir. Ancak metnin satır aralarına bakıldığında bunun çok daha kapsamlı bir stratejik yaklaşımı yansıttığı görülüyor.
Planın dikkat çeken yönlerinden biri, yapay zekânın belgede onlarca kez referans verilen bir kavram olması. Pekin yönetimi yapay zekâyı yeni bir teknoloji sektörü olarak değil, ekonominin tamamını dönüştürecek bir altyapı olarak konumlandırıyor. Ulusal Kalkınma ve Reform Komisyonu’nun açıklamalarına göre plan dönemi sonunda yapay zekâ bağlantılı sanayilerin büyüklüğünün 10 trilyon yuanın (yaklaşık 1,4 trilyon dolar) üzerine çıkması hedefleniyor.
Bu hedef yalnızca teknoloji şirketlerinin büyümesi anlamına gelmiyor. Asıl amaç, yapay zekâyı üretimden enerji yönetimine, lojistikten şehir altyapılarına kadar birçok farklı sistemin içine yerleştirmek. Bu yaklaşımın doğal uzantısı olarak robotik de planın önemli başlıklarından biri haline geliyor. Çin’in sanayi politikası belgelerinde humanoid robotlar, yeni nesil teknoloji rekabetinin önemli alanlarından biri olarak tanımlanıyor ve önümüzdeki yıllarda seri üretim kapasitesine ulaşacak bir endüstri oluşturulması hedefleniyor.
Planın bir diğer dikkat çekici yönü ise teknolojinin farklı alanlarının birbirinden bağımsız ele alınmaması. Yapay zekâ, robotik, kuantum iletişim, uzay altyapıları ve yarı iletken üretimi aynı stratejik çerçeve içinde değerlendiriliyor. Çin uzun süredir uzay ve yer istasyonlarını kapsayan bir kuantum iletişim ağı üzerinde çalışıyor. Böyle bir sistem, klasik internet altyapısından farklı olarak son derece yüksek güvenlikli veri iletimi sağlayabilir. Finans sistemlerinden savunma iletişimine kadar birçok alanda bunun stratejik önemi oldukça büyük.
Yarı iletkenler ise bu teknolojik mimarinin belki de en kritik bileşeni. Son yıllarda ABD’nin ileri çip teknolojilerine yönelik ihracat kısıtlamaları Pekin’i yerli üretim kapasitesini hızla artırmaya yöneltti. Bu nedenle yeni planın önemli bölümlerinden biri, çip tasarımı, üretim ekipmanları ve kritik malzemelerde dışa bağımlılığı azaltmaya ayrılmış durumda.
Teknoloji rekabetinin çoğu zaman gözden kaçan boyutu ise kritik mineraller. Nadir toprak elementleri, modern elektroniklerden elektrik motorlarına ve savunma sistemlerine kadar geniş bir yelpazede kullanılıyor. Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre bu elementlerin işlenmesinde küresel kapasitenin büyük bölümü Çin’de bulunuyor. Bu durum, küresel tedarik zincirlerinin teknoloji üretimi açısından ne kadar hassas olduğunu gösteriyor.
ABD tarafında ise son yılların en büyük politika hamlesi 2022’de yürürlüğe giren CHIPS and Science Act oldu. Yaklaşık 52,7 milyar dolarlık kamu desteği içeren bu yasa, ABD’de yarı iletken üretimini güçlendirmeyi amaçlıyor. Yasa sonrasında özel sektörün ABD’de çip üretimine yönelik yatırım taahhütleri de yüz milyarlarca dolarlık bir büyüklüğe ulaştı.
Ancak iki ülkenin yaklaşımı arasında önemli bir fark bulunuyor. ABD’nin stratejisi büyük ölçüde belirli sektörleri güçlendirmeye odaklanırken, Çin’in planı yapay zekâdan robotik sistemlere, kuantum iletişimden kritik minerallere kadar geniş bir teknoloji alanını aynı stratejik mimarinin parçası olarak ele alıyor.
Bu nedenle bugün yaşanan rekabeti yalnızca “kim daha iyi yapay zekâ modeli geliştirecek” sorusuyla açıklamak yeterli değil. Asıl mesele, yapay zekânın gerçek dünyada üretim kapasitesine dönüşüp dönüşemeyeceği.
Algoritmalar tek başına güç üretmez. Onları anlamlı kılan şey veri merkezlerinden enerji altyapılarına, yarı iletken üretiminden robotik sistemlere kadar uzanan geniş bir teknolojik ekosistemin varlığıdır.
Çin’in yeni planı tam olarak bu ekosistemi kurmayı hedefliyor. Bu nedenle belgeyi bir ekonomik programdan çok, zekânın sanayileşmesi için hazırlanmış bir yol haritası olarak okumak gerekiyor.
Önümüzdeki on yıl, teknoloji rekabetinin yönünü belirleyecek kritik bir dönem olabilir. Ve bu yarışın kazananı muhtemelen en iyi algoritmayı geliştiren değil, zekâyı üretim sistemlerine en hızlı ve en derin şekilde entegre edebilen ülkeler olacak.