Businessweek
Bloomberg Businessweek Türkiye dijital dergisine aboneliğiniz boyunca tam erişim sağlayabilirsiniz. Abone Ol

Küresel Ekonomi

Gece Yarısı Yargıçlarından Hegemonik Çatlağa: Amerikan Hukuk Sisteminin Yükselişi ve Gerileyişi
ABD’nin küresel hegemonyası, yalnızca askeri ve ekonomik kapasiteye değil, hukuku evrensel bir norm üreticisi olarak konumlandıran anayasal güven mimarisine de dayanmaktaydı. Bugün bu siyasi-anayasal mimari, hem içerideki partizan kutuplaşma hem de dış dünyadaki tektonik jeo-ekonomik güç kaymasıyla birlikte çatırdamaktadır.
  • 11 Aralık 2025 23:48
  • Dr. Şahin Yaman
Gece Yarısı Yargıçlarından Hegemonik Çatlağa: Amerikan Hukuk Sisteminin Yükselişi ve Gerileyişi

Amerikan anayasal sistemi, 1776 sonrasında, 250 yılı aşkın süredir temel bir sorunun etrafında şekillenmiştir: İktidarın kim tarafından kontrol edileceği ve kim tarafından sınırlanacağı. İbn Haldun’un devlet sosyolojisi teorisine göre her devlet kuruluşundan sonra büyür, gelişir ve zirveye ulaştıktan sonra duraklar ve çöker; hukuk ve kurumlar da bu organik yükseliş ve çöküşün parçasıdır. Bu kural hakim ekonomiler, sözde hegemonik devletler için de geçerlidir. Charles Kindelberger; hegemonik güçlerin uluslararası ekonomik sistemleri inşa edip bunları askeri güçle destekledikten sonra hakimiyetlerini sağlamlaştırdıklarını, ABD’nin de II. Dünya Savaşı sonrası kurduğu Bretton Woods ekonomik sistemiyle yükselişine normatif bir çerçeve sağladığına vurgu yapar. Paul Kennedy, uluslararası emperyal genişleme ve artan yükümlülüklerin hegemonik devletleri siyasi, ekonomik ve jeopolitik olarak zayıflattığının, çöküş süreçlerini hızlandırdığının altını çizer. Dünya Ticaret Örgütü, IMF-dolar sistemi ve Dünya Bankası’nın sacayaklarını teşkil ettiği ‘Bretton Woods’ artık Amerikan gücünün temeli olmaktan çıkmış görünüyor. Eski Roma’dan, Osmanlıya, Britanya’dan eski Sovyetlere hiçbir imparatorluk sadece kaba güce dayanmamış; kendi yükselişinin hukukunu da inşa etmiştir. Roma’nın hukuku; Sultan Süleyman’ın kanuniliği… Hukuk, büyük güçlerin yükseliş ve çöküş serüvenlerinin en önemli parçalarından biri olagelmiştir. Bu perspektiften bakıldığında, Amerikan tecrübesi de, hukukun hem hegemonik yükselişini destekleyen bir koruyucu katman, hegemonik üstünlüğün yumuşak zırhı, hem de hegemonya geriledikçe o koruyucu katmanı aşındıran bir dinamik haline dönüşebildiğini göstermektedir.


Tocqueville’in işaret ettiği gibi Amerikan demokrasisi temeli, eşitlik idealini korurken merkezi iktidarın sınırlandırılmasını da sağlayan hukuki mimariye dayanır. Ona göre sistemin direnci, bağımsız yargı, hukukun üstünlüğü ve siyasi fren-denge mekanizmalarının istikrarlı işlemesine dayanmaktadır; jüri kurumunun halkı karar süreçlerine dahil etmesi hukuku toplumsal tabana bağlayarak yurttaşlık bilincini besler. Ayrıca hukukçular, ona göre demokratik çoğunluğun aşırılıklarını dengeleyen bir “ılımlılaştırıcı sınıf” işlevi de görür. Bu nedenle Tocqueville, Amerikan hukuk düzenini demokrasinin istikrarını ve özgürlüğün korunmasını sağlayan temel sütun olarak algılar. Halihazırda 21. Yüzyılın ikinci çeyreğine girerken, Amerikan hegemonyasındaki genel gerilemeye paralel olarak bu temel sütunun ciddi şekilde sarsıldığına şahit oluyoruz. Tarihsel süreçte hukukun üstünlüğü ekseninde, eksik kurumsallaşmış Amerikan devletine karşı, güçlü bir birey ve sivil toplumla dengelenmiş Amerikan anayasal sosyolojik sistemi artık tarihe karışmış görünüyor. Amerikan askeri ulusal muhafızları (National guards) ve ICE (Immigration and Customs Enforcement) birliklerinin Amerikan şehirlerinde Amerikan bireyleri ve sivil toplum gruplarına anayasanın ruhuna aykırı bir şekilde müdahale ettikleri görülüyor. Hobbes’un Amerikan Leviathan versiyonunu olan devlet canavarının zincirlerinin hâlihazırda kimin elinde olduğu da muğlaklaşmış halde. Amerikan bireyinin devlet karşısındaki eski güçlü konumunun yerinde yeller esiyor. Sanki Anayasal devletin geleneksel teamül ve ritüelleri ile siyasi eylem ve davranış arasında bir sis perdesi oluşmuş; normatif bütünlük çözülürken hukukun gerçek işlevi aşınmış.


Amerikan hukuk sistemi, yükseliş döneminde “Coke Doktrini” ve “Marbury vs Medison” davası kararı sonucunda gelişen anayasa yargısı ile birey ve sivil toplumun temel hak ve hürriyetlerini güçlü şekilde korumuş, devlet iktidarını ise radikal şekilde sınırlandırmıştır. 1776 Anayasası 1789 Fransız İhtilali’nin özgürlükler anlayışını da şekillendirmiş, 19. Yüzyıl Avrupa siyasal devrimlerini derinden etkilemişti. Ancak 21. Yüzyılın ikinci çeyreğine girmeye hazırlandığımız bugünlerde Amerikan sistemi tüm boyutlarıyla çöküş sinyalleri vermektedir. Tocquevilleci, özgürlükçü birey-sivil toplum-devlet denklemi zımparalanmış, Amerikan kuvvetler ayrılığı zedelenmiş, partizanlaşma, ideolojik baskılar ve kurumsal çürüme neticesinde üstün hukukun işlevi de aşınmış görünüyor. Kısaca yükseliş dönemi Amerika’sının hukukun üstünlüğü prensibi akamete uğramış, sivil toplum-fert-devlet ilişkilerini şekillendiren üstün hukuk anlayışı yerini normatif çatlaklara ve hukuki gerileyişin belirginleştiği bir gerileme dönemine bırakmış gibi. Kısaca Profesör Bakır Çağlar’ın deyişiyle ‘(Amerikan) anayasası hızla gerçek iktidar münasebetlerini tam manasıyla şekillendiren bir belge olmaktan çıkmakta, tedricen içinde gölgelerin barındığı, etkisiz bir kağıt parçasına dönüşmektedir.’


Kökler: Amerikan anayasal katedralinin inşası


Dr. Bonham ve Marbury-Madison davaları, Amerikan hukuk devleti anlayışının, anayasa yargısının şekillenmesinde kritik rol oynamıştır. Anglo-Sakson/Amerikan sistemi hukukun üstünlüğü, bireysel temel hak ve özgürlüklerin korunması ile devlet gücünün sınırlandırılması arasında bir denge kurmayı hedeflemiştir. Bu davalar sadece yasaların uygulanmasını sağlamakla kalmamış; anayasal temel hak ve hürriyetlerin korunmasına da hukuki altyapı, Amerikan sisteminin topyekûn yükselişine normatif ve kurumsal bir temel teşkil etmiştir.


“Coke Doktrini”: Hukuk artık kralı da bağlar


17. yüzyıl İngiltere’sinde Yargıç Edward Coke, Dr. Bonham’s Case (1610) ile hukukun sadece yazılı normlardan ibaret olmadığını, teamül, mantık ve akıl yürütme ölçütlerinin de normatif değer taşıdığını göstermiştir. Dr. Thomas Bonham, Cambridge mezunu bir doktordu ve Londra’daki ‘Royal College of Physicians’ (Kraliyet Hekimler Koleji) tarafından şehirde tıbbi uygulama yapabilmesi için lisans alması gerekiyordu. Kolej, Bonham’ın lisansı olmadan çalıştığını iddia ederek onu para cezasına çarptırmış, hatta hapse attırmıştır. O dönem yasaları, Kraliyet Kolejine hem ceza verme hem de bu cezaları kendi lehine tahsil etme yetkisi tanımaktadır. Kolej kısaca hem “yargıç” hem de “taraf” konumundadır. Bu dava, yasaların anayasaya uygunluğunu denetleyen önemli bir tarihsel vaka olarak kayda geçmiştir. “Coke Doktrini”, mahkemelerin yalnızca kanunları uygulamakla kalmayıp yasaların anayasallığını denetleme yetkisi olduğunu da kavramsallaştırmıştır. Dava, bireysel hakların korunması noktasında hukukun toplumsal güven üreten bir mekanizma olduğunu göstermesi bakımından da önemlidir. Bu teamülün evrim sürecinde Anglo- Saxon hukukunun kurumsal ritüelleri, usulleri ve teamüle dayalı yapısı, devlet otoritesinin metafizik dayanaklardan kurumsal hukuki prensiplere kaymasını teşvik etmiş; normatif riayet kültürünün oluşmasına katkıda bulunmuştur. Bu yaklaşım, Amerikan sisteminde yargının bağımsızlığının toplumsal kabul ve anayasal çerçeve üzerinden meşruiyet kazanmasına ilham vermiştir.


Marbury v. Madison: Anayasanın Kongreyi bağlaması


1803 tarihli Marbury v. Madison kararı, Yüksek Mahkeme’ y i Anayasa’nın nihai yorumcusu olarak konumlandırarak yargısal denetimi Amerikan siyasal düzeninin temel kurumu haline getirmiştir. İktidarı devredeceği son gece yarısına kadar yargıç atamayı sürdüren Başkan John Adams’ın bu son dakika hamleleri, yeni yönetim olan Başkan Thomas Jefferson ile Dışişleri Bakanı James Madison’ın atamalara dair süreci durdurmaları üzerine, tarihe “gece yarısı yargıçları” olarak geçen krizi tetiklemiştir. Bu siyasi/ kaza-i çatışma, hukukun siyasi geçiş anlarında ne kadar kırılganlaştığını gösterirken, aynı anda Amerikan anayasal düzeninin meşruiyetini yeniden tesis edecek mekanizmaları üretebileceğini de göstermiştir. Bu son dakika hamlesi büyük bir siyasi krize yol açmış, sonunda Marbury v. Madison davasıyla yargısal denetim doğmuştur.


Kısaca Başkan Adams seçim kaybettikten sonra Mahkemeye Federalist yargıçlar atamış, Jefferson yönetimi ise bu atamaları geçersiz saymıştır. Atanamayan yargıç William Marbury, atamasının geçerli olduğunu ileri sürmüş ve Mahkeme’ye başvurmuştur. Baş Yargıç Marshall, Marbury’nin yasal hakkını tanımış ancak yasaya dayalı müdahaleyi Anayasa’ya aykırı bulmuş, böylece bu süreçte mahkeme yasaların üstün hukuk ya da anayasa hukukuna uygunluğunu denetleme yetkisi kazandırmıştır. Bu karar Amerika’da kuvvetler ayrılığını pekiştirmiş, anayasa mahkemesini yasama ve yürütmeyi dengeleyen güçlü bir organ haline getirmiş, klasik Amerikan siyasal sistemini topyekûn şekillendirmiştir. Bu süreçte yargı; yasama ve yürütmenin sınırlarını belirleyen, kuvvetler ayrılığı dinamikleri içinde merkezi bir denge unsuru haline gelmiştir. Avrupa’daki dönemin modelleriyle karşılaştırıldığında Amerikan sistemi yargıyı merkezi iktidardan bağımsızlaştırmış, sivil toplum-fert-devlet ilişkilerine dair güven ve normatif istikrar için tampon işlevi görmesini sağlamıştır. Tarihsel anayasal süreçte, yargı toplumdaki iktidar dengesizliklerini, asimetrik dinamikleri dengeleyici ve normatif erozyona karşı koruyucu bir rol üstlenmiştir; ancak günümüzde tecrübe edilen cumhuriyetçi ve demokrat parti partizanlaşmasının artması bu tamponu zayıflatmıştır.


Federalistler merkezi, güçlü ve elit odaklı bir devlet modelini savunurken, Jeffersoncular tarıma dayalı ve yerelci bir demokrasi hayal etmişlerdir. Gece yarısı yargıç atama uygulaması, o dönemde federalistlerin kurumsal sigortası olarak görülmüştür. Yargıç Marshall, mahkemeyi ne federalist ne de Jeffersoncu bir araç olarak konumlandırmış, yasama ve yürütme arasında denge sağlayan bir kurum işlevi tesis etmiştir. Amerikan siyasi, sosyal ve kurumsal dengeleri, temel hak ve özgürlükleri ve Amerikan sistemi büyük ölçüde bu yapı ekseninde şekillenmiştir. Şimdi bu yapı hızla çökmektedir.


Hukuki gerileyiş ve normatif çatlaklar


Amerikan hukuk sistemi siyasi, sosyal, dış politika ve küresel hegemonik boyutları itibariyle topyekûn bir gerileyiş süreci içerisindedir. Diğer yandan sosyal, siyasal ve hukuki dokuda çok ciddi gerginlikler ve ayrışmalara sahne olmaktadır. Spesifik olarak Amerikan hukuk sistemindeki normatif çatlaklar, Anglo-Sakson hukuki çerçevede bir gerileyiş örneği olarak değerlendirilebilir. Tarih boyunca hukukun üstünlüğü, yargının bağımsızlığı ve temel hakların korunmasında Amerikan devletine zırh teşkil eden bu mekanizma hali hazırda hızla aşınmaktadır. Söz konusu gerileyiş, sadece yasaların uygulanmasını değil; toplumsal güveni, sivil toplum-fert-devlet ilişkilerinin özgürlüğe dayalı dinamiklerini, normatif sürekliliği ve anayasanın ruhunu da tehdit etmektedir.


21. yüzyıl başında Amerikan yargısına atamalar Gece Yarısı Yargıçlarını hatırlatırcasına ideolojik, örgütsel ve partizan perspektiften şekillendirilmiş, yargı bağımsızlığı ve normatif prensipler zayıflatılmıştır. Mahkemede homojen ideolojik bloklar oluşturularak çoğulculuk azaltmış, kazai içtihatlar politik müdahaleler ile hizalanmıştır. Hukukun işlevi sonuç olarak giderek sembolik ve partizan müdahalelere açık hale gelmiştir. 2016’daki Garland, 2018’deki Kavanaugh ve 2020’deki Barrett süreçleri, Yüksek Mahkeme atamalarının teamüllerden uzaklaşıp tamamen siyasi güç dengeleriyle yürüdüğünü gösteren üç örnektir. Cumhuriyetçiler Garland’ı “seçim yılı” diyerek bloke ederken, iki yıl sonra tartışmalar ortasında Kavanaugh’u onayladı ve 2020’de aynı ilkeyi tersine çevirip seçimden hemen önce Barrett’ı geçirmiştir. Bu üç olay, mahkeme atamalarının artık tutarlı kurallara değil, o anda Senato’yu kontrol eden partinin stratejik çıkarlarına göre şekillendiğini ortaya koyar. Hukuken doğrudan ihlal olmasa da, anayasal teamüller ve alışkanlıklar partizan amaçlarla değiştirildiğinde, hukuka olan toplumsal güven zayıflamakta ve normatif otorite kaybolmaktadır.


Güvenlik aygıtlarının genişlemesi ve merkezi yürütme yetkisinin artması, kriz anlarında hukukun geri çekilmesi Amerikan devletinde normatif çatlakları derinleştirmiştir. Kurumsal güvenin erozyonu, hukuka duyulan toplumsal inancın azalmasıyla doğrudan ilişkilidir. Hukuk artık yalnızca normlar bütünü değil, ritüel ve beklentiler sistemidir; ritüel zayıfladığında normlar işlevsizleşir, toplumsal güven erir. Medya ve küresel iletişim ağları, toplumda paralel bilgi evrenleri yaratır; bireyler ve sivil toplum, manipülasyon ve kimlik mühendisliği yoluyla normatif baskı altında kalır. Popülizm, çoğunluğun iradesini kutsarken azınlık haklarını siler; mahkeme fren işlevini yitirir ve sivil toplum, merkezi güç tarafından şekillendirilen ideolojik çerçevede sıkışır.


Hegemonya gerilerken hukuk: Normatif zırhı çatlatan kritik kararlar


Hukuk, hegemonik üstünlüğe yumuşak bir zır teşkil ederken; hakimiyetin gerilemesiyle birlikte o da dejenere olmakta, zırh çatlamaktadır. Tarihsel vakalar, normların ilk olarak kültürel ve teamül olarak çözülmeye başladığını göstermektedir. Kanuni dil, gelenek ve teamül yozlaşarak bir nevi erimekte, kurallar etkisizleşmekte, aşırı genişleme ve agresif politikaların ekonomi ve güvenlik cephelerinde yarattığı baskı normların aşınmasını hızlandırmaktadır. ABD’de son dönemde hukuk sisteminde meydana gelen dönüşümün, anayasal devletin tarafsızlık ve normatif süreklilik zeminini aşındırdığı, kurumsal öngörülebilirliğini adım adım ortadan kaldırdığı görülmektedir. Siyasi atamalar ve Senato pratiklerinde yerleşen partizanlaşma anayasal devletin temel dayanaklarını aşındırırken; ‘Bush v. Gore’ (2000) seçim sürecine müdahalesiyle normatif kırılmayı görünür kılmış, ‘Shelby County v. Holder’ (2013) federal denetimi kaldırarak hak korumasını zayıflatmış ve ‘Dobbs v. Jackson’ (2022) yarım asırlık bir temel hakkı ortadan kaldırarak hem hakların evrenselliğini hem de yargısal sürekliliği sarsan daha derin bir anayasal gerilemeyi tetiklemiştir.


Bush v. Gore (2000) vakası Amerika’da anayasal siyasetin kırılgan noktalarından birine dokunan bir karar olarak hukukun seçim meşruiyeti karşısındaki konumunu tartışmaya açmıştır. Mahkeme, eşitsiz oy sayımı standartlarını gerekçe göstererek Florida’daki yeniden sayımı durdurdu ama aynı anda “çözüm üretilemeyecek kadar az zaman kaldığı” iddiasıyla anayasal bir çıkmazı kendi iradesiyle yaratmıştır. Bu yaklaşım, eşit koruma gerekçesini ilk kez böylesi dar ve seçim sonucunu fiilen belirleyecek bir bağlamda kullanması nedeniyle, anayasal düzenin tarafsız hakem ilkesini zedeleyen bir kırılmadır da. Kararın “emsal teşkil etmez” notuyla sınırlandırılmak istenmesi bile, Mahkeme’nin anayasal yorum yerine siyasal sonuç üretme alanına kaydığı algısını güçlendirmiştir. Böylece Bush v. Gore, Amerikan hukuk düzeninde yargının yürütme erkiyle kesiştiği noktada ortaya çıkan en belirgin normatif fay hatlarından biri olarak anılmaya devam etmektedir. Shelby County v. Holder kararı (2013), ABD’de oy hakkı rejiminde derin bir kırılma yaratmış; Mahkeme, Oy Hakları Yasası’nın 5. bölümü için kullanılan denetim formülünü geçersiz sayarak federal gözetimi ortadan kaldırmış, böylece tarihsel olarak ayrımcılık kaydı bulunan eyaletlere geniş bir takdir alanı açmıştır. Bu boşluk, kısa sürede seçmen kimliği düzenlemeleri ve seçim bölgelerinin yeniden çizimi gibi uygulamalarla azınlık seçmenlerin erişimini daraltan yeni bir süreci tetiklemiştir. Sonuç olarak karar, federal eşitlik güvencesinin zayıfladığı, eyalet inisiyatifinin güçlendiği ve Amerika’nın demokratik temsil mimarisinde uzun vadeli etkiler yaratabilecek bir anayasal kaymayı beraberinde getirmiştir.


Dobbs vs. Jackson(2022), Davası ise kürtaj hakkına ilişkindi; ancak objektif olarak ifade etmek gerekirse, kararın yarattığı etki yalnızca bu konuyla sınırlı değildir. Mahkeme, ‘Roe vs. Wade ve Casey’ içtihatlarını kaldırarak, federal düzeyde tanınan bir temel hak kategorisini anayasal koruma alanından çıkarmış; böylece bu konunun tamamen eyaletlerin takdirine bırakılmasını mümkün kılmıştır. Bu durum, iç siyasi çatışmanın zaten yoğun olduğu bir alanda, ulusal düzeyde ortak bir hak zemininin dağılmasına ve eyaletler arası hukuki ayrışmanın hızlanmasına yol açan yapısal bir dönüşüm yaratmıştır. Ortaya çıkan kırılma, aynı zamanda mahkemenin yerleşik içtihadı ters yüz etme eşiğini düşürdüğünü göstererek anayasal istikrar fikrini de sarsmıştır. Bu karar, oldukça tartışmalı kürtaj hakkı dışında diğer temel hak ve hürriyetlerin artık evrensel bir anayasal şemsiye altında değil, siyasal coğrafyanın iradesi altında şekilleneceği yeni ve daha dalgalı bir dönemin kapısını aralamıştır.


Bu üç kararın toplam etkisi, Amerikan anayasal düzeninin uzun süredir taşıdığı istikrar fikrinin, hem kurumsal hem de normatif düzeyde aşınmakta olduğuna işaret eden yapısal bir gerilemeyi ortaya koymaktadır. Yüksek Mahkeme, seçim meşruiyetine doğrudan temas eden ‘Bush vs. Gore’ ile tarafsız hakem rolünü zedelemiş, federal eşitlik güvencesini boşaltan ‘Shelby County’ ile ortak yurttaşlık ilkesini gevşetmiş, ‘Dobbs vs Jackson’ ile temel hakların ulusal düzeyde korunmasına ilişkin modern dönemin en merkezi sütunlarından birini yerinden oynatmıştır. Bu kararların kesişim noktasında, federal hak ve özgürlükler mimarisinin parçalandığı, siyasal kutuplaşmanın anayasal yorumları belirgin biçimde şekillendirdiği, yargının kendi içtihat sürekliliğini terk etme eşiğinin düşürüldüğü ve temel hakların coğrafi bir kırılganlığa mahkûm edildiği yeni bir dönem bulunmaktadır. Böylece Amerikan anayasal düzeni, yüksek mahkemenin içtihat istikrarından ayrıldığı, federal mekanizmanın yerini parçalı eyalet rejimlerine bıraktığı, kurumsal tarafsızlığın sürekli sınandığı bir hatta ilerleyerek, hegemonik anayasal modelin yumuşak dokusunu oluşturan normatif zırhı adım adım deldiği görünmektedir.


Amerikan anayasal gerileyişinin jeopolitik ve normatif okuması


Amerikan hukuk düzeninin uzun süre boyunca taşıdığı kurumsal istikrar ile jeopolitik üstünlük arasında tesis ettiği hassas denge ve bağın çözülmekte olduğu görülmektedir. ABD’nin küresel hegemonyası, yalnızca askeri ve ekonomik kapasiteye değil, hukuku evrensel bir norm üreticisi olarak konumlandıran anayasal güven mimarisine de dayanmaktaydı. Bugün bu siyasi-anayasal mimari, hem içerideki partizan kutuplaşma hem de dış dünyadaki tektonik jeo-ekonomik güç kaymasıyla birlikte çatırdamaktadır. Yargının tarafsız hakem rolünün zedelenmesi, federal güvencelerin parçalanması ve temel hakların eyaletler arasında dağılması, ABD’yi ulusal bir anayasal bütünlükten ziyade bölgesel hukuk rejimlerinin gevşek bir koalisyonuna yaklaştırmakta. Bu gerileme yalnızca içtihat değişikliğinin teknik bir sonucu olmayıp; Amerikan devletinin anayasal normatif zırhının, Sam Amcanın küresel iktidarının aşınması ile eşzamanlı törpülendiğini de gösteren yapısal bir kırılmadır. Sonuçta ortaya çıkan bahse konu devlet sosyolojisi tablosu, hegemonyanın üstün hukuk (Suprema lex) üretme kapasitesinin zayıfladığını, devletin hukukun temel kavramları üzerinden değil, siyasi rekabetin taşkın, aşındırıcı ritmi üzerinden yönetildiği yeni ve çok dalgalı bir dönemi tasvir etmektedir. Bu nedenle Amerikan hukukundaki gerileme, salt yargısal bir sorun olmayıp; aynı zamanda küresel düzenin geleceğine dair daha geniş bir güç değişikliğinin, Atlantik Ülkeleri ile BRICS başta geri kalan dünya arasındaki güç dengelerinde meydana gelen tektonik depremin bir nevi erken uyarı işareti mahiyeti de taşımaktadır. Sonuçta Amerikan örneği bizlere, anayasal devletlerin Haldun’cu kaderinin tek bir ülkeye özgü olmadığını göstermektedir. Hukuki direkleri gevşeyen toplumların, hangi kıtada olurlarsa olsunlar, sessiz bir yapısal çöküşün ilk titreşimlerini önce teamüllerinde, sonra kurumlarında ve en sonunda da kendi demokratik ufuklarında hissedeceklerini hatırlatıyor.


Dergi Erişimi
Dergi içeriklerini okumak için Bloomberg Businessweek Türkiye dijital dergisine abone olmanız gerekmektedir.Abone değilseniz abonelik satın alarak tüm dergi içeriklerine sınırsız erişim sağlayabilirsiniz
Abone Ol
Sağlık Sigortasında Kurallar ‘Sil Baştan’
Sağlık Sigortasında Kurallar ‘Sil Baştan’
2026’da yürürlüğe girecek Özel Sağlık Sigortaları Yönetmeliği ömür boyu yenilemeden, bekleme sürelerine ve geçiş haklarına kadar kuralları sigortalı lehine yeniden belirliyor. Yönetmelikle sigortalı yeni tüm haklarda kayıp olmadan şirket değiştirilebileceği için rekabetin artması bekleniyor. 2018’de grup-bireysel ve yatarak-ayakta poliçe ayrımı yapılmadığında 2.344 TL olan özel sağlık sigortası ortalama primi Ekim 2025’te 35 bin TL’ye ulaştı. Tamamlayıcı sigorta ise 2018’de 581 TL iken 2025’te 12 bin TL oldu. Ömür boyu yenileme garantisi sisteme ilk giriş yaşı 60’ın altında olanlara zorunlu hale gelirken, bu yaşı geçenlere sunulursa ek fiyat uygulanabilecek.
Merkez İndirimde Tekrar Vites Yükseltti
Merkez İndirimde Tekrar Vites Yükseltti
Eylül ve Ekim aylarında yüksek gelen enflasyon sonrası faiz indirim hızını düşüren TCMB, pozitif sürpriz yapan Kasım verisi sonrası faiz indirimlerini tekrar hızlandırdı.
Banka Hisseleri Kararı Değil Beklentiyi Fiyatlıyor
Banka Hisseleri Kararı Değil Beklentiyi Fiyatlıyor
Bankacılık endeksi 2024–2025 döneminde para politikasına en duyarlı sektörlerden biri olurken, faiz indirimi yapılan altı toplantının öncesinde ortalama yüzde 3,4 yükseliş kaydetti. Karar sonrası fiyatlamalar ise daha sınırlı ve dağınık bir tablo sundu.
Finansmana Sıkışan Firmalar Direksiyonu Borsaya Kırdı
Finansmana Sıkışan Firmalar Direksiyonu Borsaya Kırdı
Yüksek faiz ortamında finansmana ulaşmakta güçlük çeken küçük ve orta ölçekli şirketler kaynak temin etmek için halka arza yöneldi. SPK verilerine göre halka açılmak için sırada bekleyen 127 şirket bulurken, başvuru sürelerinin iki yılı aşması dikkat çekiyor. Yabancı ilgisinin düşük olması ve büyük şirketlerin değerlemelerini karşılayacak piyasa derinliğinin bulunmaması ise büyük oyuncuları halka açılmaktan uzak tutuyor.
Avrupa Merkez Bankası’nda Şahin Dönüş
Avrupa Merkez Bankası’nda Şahin Dönüş
Avrupa Merkez Bankası’na yönelik faiz artışı beklentileri hızla güç kazanırken, piyasalardaki bu şahin hava ekonomistlerin uyarılarıyla çelişiyor. 2026’ya doğru, Euro Bölgesi hem dezenflasyon baskıları hem de güçlü euro riski arasında sıkışan bir para politikası yolculuğuna hazırlanıyor.
Enflasyon Bitmeden Enflasyon Muhasebesi ile Vedalaşmak
Enflasyon Bitmeden Enflasyon Muhasebesi ile Vedalaşmak
Enflasyon muhasebesi; belirsiz, anlamsız ve hedeflediği amaçtan uzak, ilave iş yükü doğuran bir müessese görünümüne büründü.
Rus Varlıklarında Son Perde: AB’nin Planı Ne, Risk Kimde?
Rus Varlıklarında Son Perde: AB’nin Planı Ne, Risk Kimde?
Avrupa Birliği, Ukrayna’nın savaşla yıpranan bütçesini 210 milyar euroluk dondurulmuş Rus varlıklarıyla mı yoksa kendi kasasından mı finanse edecek? Belçika, Euroclear üzerinden tek başına risk üstlenmek istemezken, Brüksel’in önünde kritik sorular duruyor: AB, Moskova’ya hangi mali silahı doğrultacak, bu plan hukuki ve finansal olarak nerede patlayabilir ve Kremlin, Avrupa’nın “Rus parasıyla Ukrayna’yı fonlama” hamlesine nasıl bir misilleme hazırlıyor?
Made in Europe: Stratejik Bir Sanayi Politikası ve Türkiye İçin Bir Eşik
Made in Europe: Stratejik Bir Sanayi Politikası ve Türkiye İçin Bir Eşik
Küresel rekabet artık yalnızca fiyat ve verimlilik üzerinden değil, dayanıklılık ve stratejik kapasite üzerinden tanımlanıyor.
Amerikan Rüyası Artık Çok mu Pahalı?
Amerikan Rüyası Artık Çok mu Pahalı?
Amerikan Rüyası uzun yıllar net bir vaat sundu: Çok çalışırsan karşılığını alırsın. Bir ev, güvenli bir iş, çocuklar için daha iyi bir gelecek… Bugün hâlâ bu anlatı ABD kültürünün merkezinde yer alıyor. Ancak günlük hayatın rakamları, bu rüyanın artık giderek daha pahalı hâle geldiğini gösteriyor. Soru basit ama rahatsız edici: Amerikan Rüyası hâlâ erişilebilir mi, yoksa orta sınıf için artık bir ayrıcalık mı?
Yapay Zekanın (Öz) Güven Sorunu
Yapay Zekanın (Öz) Güven Sorunu
Günümüzde bilgi kapısı haline gelen yapay zeka asistanlarının yüksek özgüvenle eksik ya da yanlış bilgi üretmesi, kullanıcılarda doğruluk yanılsamasına yol açıyor. Hataları görünmez hale getiren bu durum, toplumsal kutuplaşmayı derinleştireceği gibi kurumlara olan güveni de aşındırıyor.
Yapay Zeka ile Tek Kişilik Dev Kadrolar Mümkün mü?
Yapay Zeka ile Tek Kişilik Dev Kadrolar Mümkün mü?
Bence asıl soru şu: Zaten aramızdalar da, biz hâlâ onları “çalışan” diye mi görüyoruz?
Tüketicinin Yeni Yorgunluğu ve Gelecek
Tüketicinin Yeni Yorgunluğu ve Gelecek
Markalar tüketici davranışlarının değiştiğini görüyor ama nedenini anlamlandıramıyor.
Yeni Neslin Sanayiye Getirdiği Beş Değer
Yeni Neslin Sanayiye Getirdiği Beş Değer
İş süreçlerinde her kuşağın katkısı farklı ama birbirini tamamlıyor.
Enerji Depolamanın ‘Altın Çağı’ Başladı
Enerji Depolamanın ‘Altın Çağı’ Başladı
Küresel enerji depolama pazarı 2025’te 247 GWh kurulum kapasitesine ulaşarak tarihi bir sıçrama yaşamak üzere. Lityum-iyon batarya fiyatlarının bu yıl ortalama kWh başına 108 dolara kadar gerilemesiyle birlikte, veri merkezlerinden elektrik şebekelerine uzanan geniş bir yelpazede batarya sistemleri kritik altyapı bileşeni haline geldi. Türkiye, yaklaşık 34 GW ön lisanslı kapasite ve 2053’e kadar 30 GW/120 GWh hedefiyle bu dönüşümde önemli bir oyuncu olma yolunda emin adımlarla yürüyor.
Valizi Küçük Harcaması Büyük
Valizi Küçük Harcaması Büyük
Türkiye fuar ve kongre turizminde pandemi sonrası güçlü bir toparlanma yakalayarak yüksek katma değerli ziyaretçileri çekme kapasitesini hızla artırıyor. Kişi başı harcamanın, klasik turizmin birkaç katına çıktığı bu segment, şehir ekonomilerine güçlü bir çarpan etkisi sağlıyor. Artan fuar sayısı, yükselen yabancı ziyaretçi trafiği ve sektörün hızlı toparlanması Türkiye’nin turizmde rekabet gücünü belirgin şekilde artırıyor.
Otomotivde Rekora Doğru
Otomotivde Rekora Doğru
2025 yılında otomobil pazarı beklenmedik bir ivme yakalarken Kasım ayı bu ivmenin yıl sonuna doğru hız kesmek bir yana güçlenerek devam ettiğini gösteriyor. İkinci el pazarındaki durum ise düşen kârlılıklarla beraber sıfır araçtaki ivmeyi yakalıyor.
Sektör 2030’a Hazırlanıyor: Otomotivde Dönüşümünün Beş Temel Stratejisi
Sektör 2030’a Hazırlanıyor: Otomotivde Dönüşümünün Beş Temel Stratejisi
2030 stratejileri otomotiv sektöründeki birçok yoğunlaşmayı ve coğrafi hâkimiyeti etkilerken bu stratejileri uygulayabilen şirketler öne çıkacak.
Trump’ın DSÖ’ye Yönelik Saldırısı Radikal Reformu Zorluyor
Trump’ın DSÖ’ye Yönelik Saldırısı Radikal Reformu Zorluyor
Ebola’dan diğer sağlık acil durumlarına kadar uzanan krizlere müdahale eden BM kurumu çalkantıda. Ancak yöneticileri, bu süreçten daha güçlü çıkabileceklerini söylüyor.
Çocuklar İçin Yapılan “AI Slop” YouTube Videoları Eğitici Görüntüsü Veriyor
Çocuklar İçin Yapılan “AI Slop” YouTube Videoları Eğitici Görüntüsü Veriyor
Platformda daha fazla zaman geçiren çocuk yaşları giderek küçülürken, beyinlerinin eğiticiymiş gibi görünen yapay zekâ üretimi videolar tarafından şekillendiğine dair kaygılar büyüyor.
Popüler Oyun Shovel Knight’ın Yaratıcısı ‘Tamam mı Devam mı’ Anında
Popüler Oyun Shovel Knight’ın Yaratıcısı ‘Tamam mı Devam mı’ Anında
Yacht Club Games’in yeni oyunu Mina the Hollower’ın mutlaka başarılı olması gerekiyor.