Bu hafta yapay zekâ dünyasında çok konuşulan bir istifa yaşandı. OpenAI ve Anthropic gibi dünyanın en önemli yapay zekâ laboratuvarlarında çalışmış Jacob Coxon, Anthropic'ten ayrılırken oldukça sert bir açıklama yaptı. Yapay zekâyı geliştiren insanların, bu teknolojinin daha bu 10 yıl sona ermeden insanlığın varlığını tehdit edebileceğine gerçekten inandıklarını; buna rağmen şirketlerin daha güçlü sistemler geliştirmek için yarışmayı sürdürdüğünü söyledi.
Ardından tartışma büyüdü. Anthropic'in Alignment Science Lead'i Evan Hubinger, önümüzdeki 10 yılda yapay zekânın insanlığı yok etme riskini kişisel olarak yüzde 10'un üzerinde gördüğünü açıkladı.
Bu oranların bilimsel olarak hesaplanmış olasılıklar olmadığını söylemek gerekiyor. Coxon'un korktuğu geleceğin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini de bilmiyoruz.
Ama beni söylediklerinden çok verdiği tarih düşündürdü.
Çünkü Coxon ilk değil.
Son birkaç yıldır dünyanın en önemli yapay zekâ şirketlerini yöneten insanlar, birbirinden tamamen farklı gelecek senaryoları anlatırken sürekli tarihler veriyor. Kimi insan zekâsının aşılacağını söylüyor, kimi iş hayatının yeniden yazılacağını, kimi paranın önemini kaybedeceğini, kimi ise kontrolün tamamen kaybedilebileceğini düşünüyor.
İlginç olan şu:
Geleceğin nasıl olacağı konusunda anlaşamıyorlar ama geleceğin ne zaman başlayacağı konusunda giderek birbirlerine yaklaşıyorlar.
Anthropic CEO'su Dario Amodei, 2026–2027 gibi yakın bir dönemde bir veri merkezinin içinde adeta "dahilerden oluşan bir ülke" kadar entelektüel kapasiteye sahip sistemlerden söz ediyor.
Google DeepMind CEO'su Demis Hassabis, insan seviyesinde genel yapay zekâ için yaklaşık 2030'u işaret ediyor.
Sam Altman, önümüzdeki 10 yıl içinde süperzekânın geliştirilmesinin neredeyse kesin görüyor. OpenAI ayrıca 2028'e doğru yapay zekânın, daha iyi yapay zekâ geliştirme sürecinin önemli bir parçası haline gelmesini bekliyor.
Mark Zuckerberg, önümüzdeki birkaç yıl içinde insanların kendi bilişsel kapasitelerini aşan sistemlerle birlikte yaşamaya başlayabileceğini söylüyor.
Elon Musk ise başka bir geleceğe bakıyor: Yapay zekâ ve robotlar insanların tüketebileceğinden daha fazla mal ve hizmet üretmeye başladığında çalışmanın zorunluluk olmaktan çıkabileceğini, 2036'ya geldiğimizde paranın bugünkü anlamının bile sorgulanabileceğini düşünüyor.
Ray Kurzweil ise yıllardır 2029'da insan seviyesinde yapay zekâya, 2045 civarında ise insan ve makine arasındaki sınırın radikal biçimde değişeceği "tekillik" dönemine işaret ediyor.
Şimdi bütün bu tarihleri aynı cetvelin üzerine koyalım:
2027: Veri merkezlerinde devasa insan uzmanlığına denk zekâ kapasitesi.
2028: Yapay zekânın, daha iyi yapay zekâ geliştirme sürecinin önemli bir parçası haline gelmesi.
2029–2030: İnsan seviyesinde veya onu aşan genel yapay zekâ.
2030: Coxon'ın işaret ettiği kontrol ve varoluşsal risk eşiği.
2035: Süperzekâ.
2036: İnsan emeğinin, çalışmanın ve paranın bugünkü ekonomik anlamının sorgulanmaya başlaması.
2045: Kurzweil'in tekillik çizgisi.
Bu tarihlerin hepsi doğru çıkmayabilir. Bazıları erken, bazıları geç gerçekleşebilir. Bazıları hiç gerçekleşmeyebilir. Fakat önem verdiğim konu şu ki; İnsanlığın yeni zaman çizelgesi.
Homo sapiens yüz binlerce yıldır dünyada. Tarım devrimi binlerce yılda yayıldı. Sanayi Devrimi birkaç nesilde dünyayı değiştirdi. Elektrik, otomobil, bilgisayar ve internetin toplumsal dönüşümü onlarca yıl sürdü.
Şimdi ise 2026'dan 2040'a yalnızca 14 yıl var.
Bugün 10 yaşında olan bir çocuk 2040'ta yalnızca 24 yaşında olacak. Bugün kırklı yaşlarında olanlarımızın büyük bölümü hâlâ aktif hayatın içinde olacak.
Yani konuştuğumuz gelecek torunlarımızın geleceği değil.
Bizim geleceğimiz.
Çalışmanın anlamı değişebilir.
Eğitimin amacı değişebilir.
Bilginin ekonomik değeri değişebilir.
Paranın rolü değişebilir.
Şirketlerin nasıl çalıştığı değişebilir.
Bilimsel keşfin hızı değişebilir.
Ve belki de insanlık tarihinde ilk kez zekâ, Homo sapiens'in ekonomik üstünlüğü olmaktan çıkabilir.
Geçmişte makine insanın kas gücünü ikame ettiğinde insan zihni ekonominin merkezine yerleşti. Bilgisayar hesaplamayı devraldığında insan karar vermeye devam etti. İnternet bilgiyi ucuzlattığında insan onu yorumlayan taraftı. Yapay zekâ ise ilk kez bütün bu alanlara aynı anda dokunuyor.
Yazıyor, kodluyor, tasarlıyor, araştırıyor, karar veriyor, bilim yapıyor ve başka yapay zekâ sistemlerinin geliştirilmesine yardım ediyor.
Dolayısıyla önümüzdeki kırılma yalnızca bazı mesleklerin kaybolması olmayabilir.
Ekonominin merkezindeki "insana ihtiyaç var" varsayımı sorgulanabilir.
Bugünkü ekonomik sistemin temel döngüsü insan üzerine kurulu: İnsan zamanını ve emeğini satar, gelir kazanır, tüketir; şirketler üretir ve yeniden insan çalıştırır.
Peki üretimin giderek daha büyük bölümünü yapay zekâ ve robotlar yaparsa?
İnsan üretimin vazgeçilmez girdisi olmaktan çıkarsa?
O zaman gelir nereden gelecek? Üretilen refah kime ait olacak? Para neyi ölçecek? Kariyer ve emeklilik ne anlama gelecek?
Belki de yapay zekâ çağının en zor "alignment" problemi yalnızca makinelerin amaçlarını insan değerleriyle hizalamak olmayacak.
Makinelerin yarattığı refahı insanlıkla hizalamak da gerekecek. Ama mesele ekonomiden de büyük.
Çocuklarımızı hâlâ 20 yıl sonra var olup olmayacağını bilmediğimiz mesleklere hazırlıyoruz. Üniversiteler dört yıllık programlar, şirketler beş ve on yıllık stratejiler tasarlıyor. İnsanlar hayatlarının en büyük kararlarını 20–30 yıllık varsayımlarla veriyor.
Oysa bugün üniversiteye başlayan bir gencin dört yıl sonra mezun olacağı dünya ile bugün kaydolduğu dünya arasındaki fark, belki de tarihte hiç olmadığı kadar büyük olabilir. Bu nedenle yapay zekânın bize getirdiği en önemli değişimlerden biri belki de henüz teknoloji değil. Zaman algısı. Bu tahminlere inanmak zorunda değiliz. Ama onları görmezden gelmek de kolay değil.
Çünkü bu tarihleri veren insanlar yalnızca gelecek hakkında konuşmuyor. Yüz milyarlarca dolarlık yatırımları, devasa veri merkezlerini ve dünyanın en iyi araştırmacılarını bu geleceğin geleceğine inanarak yönetiyorlar.
Dolayısıyla tahminleri yanlış çıksa bile, bu tarihler bugünün dünyasını şimdiden değiştirmeye başlattı.
Belki bundan sonra kendimize farklı sorular sormamız gerekiyor.
"2040'a kadar nasıl bir kariyer yapmalıyım?" yerine:
2040'ta kariyer kavramı bugünkü anlamıyla var olacak mı?
"Çocuğum hangi mesleği seçmeli?" yerine:
Hangi yetenekler onu değişen dünyada insan olarak değerli tutacak?
"Şirketim yapay zekâyı nasıl kullanmalı?" yerine:
Yapay zekâ şirketimin bugün var olma nedenini değiştirirse ne yapacağım?
"Paramı nereye yatırmalıyım?" yerine:
Zekânın bolluk haline geldiği bir dünyada gerçekten ne kıt kalacak?
Coxon'ın istifası birkaç hafta sonra gündemden düşebilir.
Ama verdiği tarih orada kalacak.
Hassabis'in, Amodei'nin, Altman'ın, Zuckerberg'in, Musk'ın ve Kurzweil'in tarihleri de.
Hepsini aynı cetvelin üzerine koyduğumuzda önümüzde garip derecede kısa bir gelecek beliriyor.
2026–2040. Sadece 14 yıl. Belki bu tarihler insanlığın tam olarak nasıl değişeceğinden ziyade değişimi hangi hızda düşünmemiz gerektiğini söylüyor.
O halde asıl soru şu:
Kendimizi, çocuklarımızı, şirketlerimizi, yatırımlarımızı, sağlığımızı ve hayatlarımızı hâlâ eski dünyanın zaman çizelgesine göre mi planlıyoruz; yoksa insanlığın yeni zaman çizelgesinin çoktan başladığının farkında mıyız?
Belki de yapay zekânın yarattığı en büyük kırılma henüz zekânın kendisinde değil.
İnsanlığın gelecek için kullandığı takvimin birdenbire kısalmış olmasındadır.