Businessweek
Bloomberg Businessweek Türkiye dijital dergisine aboneliğiniz boyunca tam erişim sağlayabilirsiniz. Abone Ol

Küresel Ekonomi

Küresel Ekonomide Yeni Dönem: Krizden Fazlası
Jeoekonomik rekabetin sertleştiği, politik kararların ekonomik dengeleri hızla yeniden şekillendirdiği bu yeni dönemde; krizler tek başına belirleyici olmaktan çıkıyor.
  • 6 Şubat 2026 01:53
  • Sidar Gedik
Küresel Ekonomide Yeni Dönem: Krizden Fazlası

Bugün ekonomik meseleleri yalnızca “kriz” kavramı üzerinden konuşmak yetersiz kalıyor. Gümrük vergileri, ticaret anlaşmaları, nadir toprak elementlerin pazarlık konusuna dönüşmesi, enerji ve teknoloji gibi başlıkların etrafında şekillenen yeni bir ülkeler arası güç mücadelesinin içindeyiz. Ekonomi, giderek daha fazla jeopolitik ve stratejik bir alana dönüşürken, bu rekabet çoğu zaman konvansiyonel savaşlardan farklı olarak görünmez ama etkisi derin araçlarla yürütülüyor.


Bu çerçevede ekonomik krizin ne anlama geldiği de kişiden kişiye değişiyor. Kimi için yükselen döviz kurları, kimi için hayat pahalılığı ya da artan işsizlik krizin en somut göstergeleri. Hepsi kendi bağlamında doğru, ancak bugünün karmaşık ekonomik gerçekliğini tek başına açıklamak için yeterli değil.


Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) 2026 Küresel Riskler Raporu, bu belirsizlik ortamının artık geçici olmadığını ve küresel risklerin giderek daha görünür hâle geldiğini ortaya koyuyor. Rapora göre bugün dünyanın karşı karşıya olduğu en büyük üç risk; jeoekonomik çatışmalar, yanlış bilgi ve dezenformasyon ile toplumsal kutuplaşma olarak sıralanıyor. Jeoekonomik çatışma, devletlerin askerî güç yerine ekonomik araçları stratejik bir baskı unsuru olarak kullanmasıyla şekilleniyor. Yaptırımlar, gümrük vergileri, teknoloji kısıtlamaları ve ikili ya da çok taraflı ticaret anlaşmaları, yeni dönemin başlıca mücadele alanları hâline gelmiş durumda.


ABD Başkanı Donald Trump döneminde hız kazanan tarife politikaları, bu jeoekonomik ortamın en görünür tetikleyicilerinden biri oldu. Küresel ölçekte yoğun tepkilerle karşılaşmasına rağmen, kamuoyundaki eğilimler bu politikaların tamamen zeminsiz olmadığına işaret ediyor. Ipsos Global Trendler araştırmasının sonuçlarına göre, 43 ülkede katılımcıların yarısı “Ülkemde yabancı mal ve hizmetlerin ithalatını sınırlamak için daha fazla ticaret engeli olmalı” görüşünü paylaşıyor. Bu bulgu, korumacı reflekslerin yalnızca siyasi karar vericilere değil, toplumların beklentilerine de dayandığını ortaya koyuyor.


Öte yandan Ipsos’un Mayıs 2025’te 29 ülkede gerçekleştirdiği Global Advisor araştırması, Trump’ın ekonomik politikalarına yönelik kaygıların küresel ölçekte güçlü biçimde hissedildiğine işaret ediyor. Katılımcıların yüzde 61’i, bu politikaların küresel ekonomi üzerinde olumsuz bir etki yaratacağını düşünüyor. Bu tedirginlik, yalnızca genel ekonomik beklentilerle sınırlı kalmıyor; ülkeler arası ilişkiler düzeyinde de kendini gösteriyor. Ülkeler ortalamasında katılımcıların yüzde 54’ü, Trump’ın ekonomi politikalarının kendi ülkeleri ile ABD arasındaki ilişki üzerinde olumsuz bir etki yaratacağını ifade ediyor. Bu algı Kanada’da yüzde 81 ile en yüksek seviyedeyken, Türkiye’de aynı görüşü paylaşanların oranı yüzde 38 ile küresel ortalamanın belirgin biçimde altında kalıyor. Bu tablo, jeoekonomik kaygıların ülkeler arasında homojen olmadığını; ekonomik ve siyasi ilişki dinamiklerine bağlı olarak farklılaştığını ortaya koyuyor.


Benzer bir arayış Avrupa Birliği’nde de görülüyor. AB, hem ABD hem de Çin ile ilişkilerinde “stratejik özerklik” hedefini öne çıkarıyor. Özellikle teknoloji altyapısı, enerji güvenliği ve yeşil dönüşüm alanlarında tedarik zincirlerini çeşitlendirmeye yönelik politikalar izliyor. Bu çerçevede, 1 Ocak 2028 itibarıyla Rus gazına tam bir yasak uygulanacağını duyurdu. Hindistan ise küresel tedarik zincirlerinde alternatif bir üretim üssü olarak konumlanırken, Rusya enerji ihracatı ve stratejik ham maddeler üzerinden AB’nin yaptırımlarına karşı Asya ile ilişkilerini güçlendirmeye çalışıyor.


Jeoekonomik gerilimler, ülkelerin aldığı stratejik kararlar ve küresel ölçekte artan belirsizlik, doğal olarak bireylerin geleceğe dair beklentilerine de yansıyor. Küresel ekonominin yönüne ilişkin algılar, yalnızca makro göstergelere karşı görüşlerle değil; kişisel refah, iş güvencesi ve gelir beklentileri üzerinden şekilleniyor. Ipsos’un araştırmaları çok katmanlı belirsizliğin, toplumların ekonomik geleceğe bakışında belirgin bir ayrışma yarattığını ortaya koyuyor.


Ipsos’un 2026 Öngörüleri araştırmasına katılanların yarısı (yüzde 51), küresel ekonominin 2026 yılında 2025’e kıyasla daha kötüye gideceğini öngörüyor. Ülkeler ortalamasında her iki kişiden biri (yüzde 48), ülkelerinin 2026 yılında resesyona gireceğini düşünüyor. Makroekonomik göstergelere ilişkin bu kararsız tablo, mikro düzeyde de benzer bir bölünmeye işaret ediyor. Harcanabilir gelirin 2026’da 2025’e kıyasla artıp artmayacağı sorulduğunda, katılımcıların yüzde 47’si harcanabilir gelirlerinin artacağını düşünüyor. Türkiye’de ise küresel tabloya kıyasla daha karamsar bir görünüm öne çıkıyor. Dünya ekonomisinin geçtiğimiz yıla göre daha kötüye gideceğini düşünenlerin oranı yüzde 54 ile küresel ortalamanın üzerinde. Araştırmaya katılan her on kişiden yedisi ülkede bir resesyon beklentisi olduğunu ifade ederken, harcanabilir gelirin artacağına ilişkin öngörüler de ülkeler ortalamasına göre daha olumsuz. (yüzde 51).


Bu noktada, ekonomik tabloya ilişkin algıları anlamak için tüketici güveni önemli bir gösterge olarak öne çıkıyor. Ocak ayında Ipsos Global Tüketici Güven Endeksi bir önceki aya göre 0,5 puan artarak 49,9 seviyesine yükseldi. 2025’in büyük bölümünde durağan seyreden endeks, üst üste üçüncü ayda kaydettiği anlamlı artışla 2026’ya daha iyimser bir ruh hâliyle girildiğine işaret ediyor. Endeks, geçen yılın aynı dönemine kıyasla 1,3 puan daha yüksek seviyede yer alıyor.


Araştırmanın yapıldığı 30 ülke arasında, yalnızca Kolombiya ve Güney Kore’de anlamlı bir düşüş kaydedildi. Türkiye ise 34,6 ile endeksin en düşük seviyesine sahip ülke konumunda. Bununla birlikte, geçtiğimiz yıla kıyasla Türkiye’de 1,5 puanlık sınırlı bir iyileşme de dikkat çekiyor.


TÜİK Tüketici Güven Endeksi verilerine baktığımızda ise, son dört yılda tüketici algısının ne denli dalgalı bir seyir izlediğini görüyoruz. 2022 yılında 70’li seviyelerden başlayan endeks, yıl içinde artan ekonomik baskılarla birlikte belirgin bir gerileme yaşadı. 2023 ve 2024 boyunca düşük ancak yatay bir görünüm sergileyen endekste, asıl toparlanma 2025 yılında başladı. Ocak 2026 itibarıyla 83,7 seviyesinde ölçülen endeks, iyimserliğin yeniden güç kazandığını gösterse de, tablo hâlâ temkinli bir güven ortamına işaret ediyor.


Peki, bu algılar ne ölçüde gerçeklerle örtüşüyor? Ipsos Yaşam Maliyeti Monitörü araştırmasına göre, 2024 yılı Kasım ayında katılımcıların yüzde 65’i 2025 yılı boyunca kendi ülkelerinde enflasyon oranının artacağını düşünüyordu. Oysa birçok ülkede enflasyon oranları son 12 aya kıyasla genel olarak geriledi. Buna rağmen, tüketicilerin gündelik hayatlarında hissettikleri baskı güçlü biçimde devam etti. Enflasyon, aylık olarak yayımlanan Dünyanın Endişeleri araştırmamızda istikrarlı şekilde en önemli endişe başlıkları arasında yer alıyor. 30 ülke ortalamasında katılımcıların yüzde 63’ü, enflasyonun “normal” seviyelere dönmesinin en az bir yıl daha süreceğini, hatta hiç gerçekleşmeyebileceğini düşünüyor.


Bugün dünya ekonomisinde yaşananları yalnızca göstergelerle ya da teknik tanımlarla açıklamak mümkün değil. Jeoekonomik rekabetin sertleştiği, politik kararların ekonomik dengeleri hızla yeniden şekillendirdiği bu yeni dönemde; krizler tek başına belirleyici olmaktan çıkıyor. Enflasyon geriliyor olabilir, ancak yaşam maliyeti algısı hâlâ yüksek; tüketici güveni toparlanma sinyalleri veriyor olabilir, ancak temkin baskın. Bu tablo, küresel ekonomide krizden fazlasının yaşandığını, algılar, beklentiler ve jeopolitik dinamiklerin ekonomik gerçekliğin ayrılmaz bir parçası hâline geldiğini gösteriyor. Önümüzdeki dönemde ekonomiyi anlamak kadar, bu algıları doğru okumak ve yönetmek de ülkeler, kurumlar ve markalar için en az makro göstergeler kadar belirleyici olacak.


Dergi Erişimi
Dergi içeriklerini okumak için Bloomberg Businessweek Türkiye dijital dergisine abone olmanız gerekmektedir.Abone değilseniz abonelik satın alarak tüm dergi içeriklerine sınırsız erişim sağlayabilirsiniz
Abone Ol
Küresel Ekonomide Kurallar Değişiyor Riskler Derinleşiyor
Küresel Ekonomide Kurallar Değişiyor Riskler Derinleşiyor
Küresel ekonomi ticaretin baskı altına alındığı, kaynak rekabetinin sertleştiği ve bölgesel güç dengelerinin yeniden şekillendiği yeni bir döneme giriyor. Yapay zeka rekabetinden su krizine, kritik mineraller ve enerji güvenliğine kadar uzanan 10 jeopolitik başlık, bu yıl küresel oyunun kurallarını yeniden yazacak.
Her Şeyi Kaçırdığınızı mı Hissediyorsunuz?
Her Şeyi Kaçırdığınızı mı Hissediyorsunuz?
Akışkan ekonomide ayakta kalanlar, her fırsata koşanlar değil, neyi kaçırmayı göze aldığını bilenler olacak.
Yapay Zekâ İnsanlığı Yok Etmeyecek Ama Başka Bir Şey Oluyor
Yapay Zekâ İnsanlığı Yok Etmeyecek Ama Başka Bir Şey Oluyor
Mesele yapay zekânın bir gün bilinç kazanması değil, mesele bizim fark etmeden reflekslerimizi devretmemiz.
Kârlarda Toparlanma Sinyalleri
Kârlarda Toparlanma Sinyalleri
Borsa İstanbul’da dördüncü çeyrek bilançoları gelmeye başladı. Şirketlerin çoğunda kârların yıllık bazda artması, üçüncü çeyreğe göre ise gerilemesi bekleniyor. Kârlılıklarda asıl toparlanmanın geçen yılın baz etkisinin de yardımıyla 2026 yılında yaşanması öngörülüyor.
Döviz Kredilerinde Musluklar Daha da Kısılıyor
Döviz Kredilerinde Musluklar Daha da Kısılıyor
Merkez Bankası’nın yabancı kredilerde büyüme rasyosunu yarıya düşürmesi şirketlerde finansman baskısını artıracak. Büyük şirketler yurt dışı finansmana yönelirken, KOBİ’lerin kredi bulması zorlaşacak.
6 Şubat; Yaralar Kabuk Bağladı Ama Çarklar Dönmüyor
6 Şubat; Yaralar Kabuk Bağladı Ama Çarklar Dönmüyor
15 milyon kişinin yaşadığı 11 ilde 37 bin binanın yıkılmasına, 311 bin binanın kullanılmaz hale gelmesine neden olan ve 52 bin canı yaşamdan koparan büyük depremin ardından üç yılda konutların büyük bölümü teslim edildi. 3,6 trilyon lira depremin kayıplarını karşılamak için kullanıldı, alt yapı ve konut olarak yaralar büyük oranda sarıldı ancak ne çalışan ne de fabrika sayıları eskiye ulaştı. Finansman maliyeti ve nitelikli işgücü kaybına dikkat çeken iş insanlarına göre, deprem kentleri artık binadan çok finansmana, konuttan çok istihdama odaklanan yeni bir toparlanma evresine ihtiyaç duyuyor.
Türkiye İçin Hayati Güncelleme
Türkiye İçin Hayati Güncelleme
Avrupa Birliği’nin, agresif Trump politikaları ve Çin riskine karşı serbest ticaret anlaşmalarını hızlandırması ile “Made in Europe” hazırlığına girmesi, Türkiye’deki ihracatçıları alarma geçirdi. AB ile 30 yıl önce imzalanan Gümrük Birliği yıllarca yüksek entegrasyon sağlasa da geldiğimiz noktada güncellenme ihtiyacı kaçınılmaz.
Türkiye-AB Gümrük Birliği’nin Modernizasyonu: AB Serbest Ticaret Anlaşmalarından Kaynaklanan Asimetrilerin Giderilmesi
Türkiye-AB Gümrük Birliği’nin Modernizasyonu: AB Serbest Ticaret Anlaşmalarından Kaynaklanan Asimetrilerin Giderilmesi
AB ve Türkiye’nin Gümrük Birliği’nde dengeyi yeniden tesis etmesi için atılması gereken pek çok adım var.
İngiltere’de ‘Made in Europe’ Endişesi
İngiltere’de ‘Made in Europe’ Endişesi
AB’nin “Made in Europe” planı, Brexit sonrası ilişkileri yeniden inşa etmeye çalışan Birleşik Krallık’ta otomotivden teknolojiye, yeşil dönüşümden savunmaya kadar uzanan geniş bir alanda tedarik zinciri endişesini tetikledi.
Nadir Toprak Elementleri Savaşı Madenlerde Değil, Rafinaj Hatlarında
Nadir Toprak Elementleri Savaşı Madenlerde Değil, Rafinaj Hatlarında
Türkiye, nadir toprak elementlerini çıkaran bir ülke olmanın ötesine geçebilecek altyapıya sahip; ancak bunun için madencilik odaklı bir yaklaşımdan ziyade, ileri teknoloji ve malzeme geliştirmeyi merkeze alan bütüncül bir stratejiye ihtiyaç duyuyor.
Vergi, Yapı ve Girişimcileri Bekleyen Büyük Dönüşüm
Vergi, Yapı ve Girişimcileri Bekleyen Büyük Dönüşüm
ABD’de şirket kurmak kolay, ancak doğru yapıyı kurmak çok kritik. ABD’de iş kurmanın başarısı, yalnızca doğru ürün ve pazarı yakalamaktan değil; vergi mimarisini, şirket yapısını ve sermaye akışını Trump’ın ekonomi anlayışına göre kurgulamaktan geçiyor.
Platformlar İçin Vergide Meydan Artık Boş Değil
Platformlar İçin Vergide Meydan Artık Boş Değil
TÜRSAB, Airbnb ve Expedia’nın da olduğu 10 seyahat platformuna erişim yasağı isterken vergi konusunda haksız rekabeti gerekçe gösterdi. Aslında seyahat platformlarının vergi yükümlülüğünde belirsizlikler giderilmiş değil. Ancak Booking.com için 2017’de başvurulduğu dönemdeki kadar boşluk yok. 2021’den bu yana yüzde 15’lik küresel asgari kurumlar vergisi mevzuatta var ancak Türkiye’de ofisi ya da bağlı işletmesi olmayanlardan almak zor. Ofisi yoksa dijital hizmet vergisi alınıyor. Ayrıca 2022’de getirilen 3 nolu beyannameyle KDV, 2019’dan itibaren de verilen reklamlara yüzde 15 stopaj var.
Bilgisayar ve Telefon Fiyatlarına RAM Zammı Yolda
Bilgisayar ve Telefon Fiyatlarına RAM Zammı Yolda
Veri merkezlerinin yarattığı arz-talep dengesizliği, bellek pazarında bir darboğaz yarattı. Akıllı telefon ve PC’lerde fiyat artışı ile RAM’de sınırlama riski gündemde. Etkinin özellikle alt segment cihazlarda daha çok hissedilmesi bekleniyor.
Fern Kış Fırtınası: ABD Soğuk Hava İle Değil, Sistemin Dayanıklılığı İle Test Ediliyor
Fern Kış Fırtınası: ABD Soğuk Hava İle Değil, Sistemin Dayanıklılığı İle Test Ediliyor
Amerika Birleşik Devletleri’nde Fern Kış Fırtınası sırasında yaşananları yalnızca sert bir kış fırtınası olarak tanımlamak meseleyi eksik okumak olur. Bu süreci, hava koşullarından çok daha fazlasını anlatan bir sistem testi olarak görmek gerekir. Çünkü ortaya çıkan tablo, yalnızca sıcaklıkların düştüğünü değil; enerji piyasalarının, elektrik sistemlerinin ve makroekonomik varsayımların aynı anda zorlandığını açık biçimde gösteriyor.
Sanayide Yeni Rekabet Alanı: İnsan Altyapısını Tasarlamak
Sanayide Yeni Rekabet Alanı: İnsan Altyapısını Tasarlamak
Sanayide kalıcı güç, tek bir aktörün çabasıyla degil; egitimden üretime, sivil toplumdan is dünyasına uzanan ortak bir anlayısla kurulabiliyor.
Kış Aylarında Kritik Kontroller Hayati Risklerin Önüne Geçiyor
Kış Aylarında Kritik Kontroller Hayati Risklerin Önüne Geçiyor
Don, buzlanma, ani sıcaklık farkları ve yağışlar; ihmal edilmiş bir otomobil için büyük risk taşıyor.
Otomotivde Stratejik Dönüşüm: Berlin Duvarı’ndan Bugüne
Otomotivde Stratejik Dönüşüm: Berlin Duvarı’ndan Bugüne
20. yüzyılın savaşlar arası dönemlerinden bu yana, korumacılığın bu denli güçlü ve izolasyonist bir yaklaşımla benimsendiği bir küresel ortam yaşamadık. Bu tablo, Avrupalı otomobil üreticilerini hızlı ve kapsamlı bir yeniden uyum süreciyle karşı karşıya bırakıyor.
Yapay Zekâ, Yeni İşe Alımları Şimdiden Etkilemeye Başladı
Yapay Zekâ, Yeni İşe Alımları Şimdiden Etkilemeye Başladı
Yapay zekâ çağına girmiş olsak da en azından şimdilik tüm işler otomatikleştirilemiyor ama yayımlanan her yeni iş ilanı, şirketlere bunu denemek için bir fırsat sunuyor.
Çin’in Elektrikli Araç Batarya Devi Yeni Bir Yol Arıyor
Çin’in Elektrikli Araç Batarya Devi Yeni Bir Yol Arıyor
CATL, Çin iç pazarını ucuz ve verimli bataryalarla doldurdu ve şimdi aynısını yurt dışında da yapmak istiyor. Ancak Avrupalı siyasetçiler ve Donald Trump bu yolun önünde ciddi bir engel olarak duruyor.
Kripto Suçlarında Fiziksel Şiddet Dönemi
Kripto Suçlarında Fiziksel Şiddet Dönemi
Yükselen fiyatlar ve kripto işlemlerinin geri döndürülemez niteliği, vahşi ev baskınları ve adam kaçırma vakalarında ciddi bir artışı tetikledi.