Businessweek
Bloomberg Businessweek Türkiye dijital dergisine aboneliğiniz boyunca tam erişim sağlayabilirsiniz. Abone Ol

Özel Dosya

*Platon’un Mağarası ve Batı Jeoekonomik Serabı: Yapay Zekâ Çağında Batı Demokrasilerinin Çöküşü ve Hakikatin Yeniden Dağılımı**
ABD hâlâ güçlü, fakat epistemik otoritesini kaybetti. Avrupa, değer üretme kapasitesini korusa da yönsüzleşmiş görünüyor. Çin ve Hindistan, bilgiyle iktisadı birleştirerek yeni bir uygarlık dilini kuruyor.
  • 7 Kasım 2025 01:25
  • Dr. Şahin Yaman
*Platon’un Mağarası ve Batı Jeoekonomik Serabı: Yapay Zekâ Çağında Batı Demokrasilerinin Çöküşü ve Hakikatin Yeniden Dağılımı**

“İnsanlar karanlık bir mağarada zincire vurulmuş, yalnızca duvara yansıyan gölgeleri görürler; gerçeğin kendisini değil, yalnızca onun yansımasını.” Platon, Devlet, VII. Kitap


Platon’un mağara alegorisi, insanın hakikat yerine temsillerin hükmü altında yaşadığını anlatır. Mağaradaki zincirli insanlar, yalnızca gölgeleri görür; dışarıdaki gerçeğe ulaşmak için önce o gölgelerin illüzyonunu fark etmek gerekir. Bugünün dünya ekonomisi de benzer bir eşiği yaşıyor. ‘Bretton Woods’ sonrası tek kutuplu finansal mimari — dolar merkezli para sistemi, uluslararası kurumların epistemik otoritesi ve küresel değer zincirlerinin asimetrik örgütlenmesi — uzun süre “ekonomik gerçekliğin” yegâne biçimi olarak sunuldu. Ancak duvara yansıtılan bu gölgeler, giderek çözülmekte olan düzenin ideolojik izdüşümlerine dönüştü.


21. Yüzyıl’ın bu türbülanslı döneminde, Platon’un mağarası yalnızca bir metafor değil, çözülmekte olan Batı merkezli küresel düzenin bizatihi kendisi. Soğuk Savaş’ın ardından ABD ve Batılı müttefikleri, kendi perspektifinden duvara yansıttıkları “liberal uluslararası ekonomik düzen” imgesini evrensel hakikat gibi kabul ettirmeye çalışmakla kalmadılar. Çifte standartlı ‘Gömülü Liberal’ politikalarla iktisat politikalarında tutarlılığın ahlaki temellerini de çürüttüler. Sözde Batı demokrasi ilkeleri, kendilerinin bile tutarlı bir şekilde uymadıkları serbest piyasa prensipleri, Bosna, Filistin vb. birçok örnekte çifte standartlaştırdıkları insan hakları, tamamen tekelleşmiş ancak sözde özgür medya… Hepsi aynı merkezî ışığın duvarda bıraktığı kendi bilgi ve ideolojik tekellerinin spektrumundan geçirdikleri gölgelerdi. Bugün çözülmekte olan şey yalnızca ekonomik düzen değil; Batı’nın bilgi üzerindeki tekelini “hakikat” olarak sunan o kurucu mitin kendisidir.


Tocqueville’den Trump’a: Batı demokrasilerinin içten çöküşü


Alexis de Tocqueville, Amerika’da Demokrasi’de halk iradesine dayalı cumhuriyetin en büyük tehlikesinin “çoğunluk despotizmi” olduğunu söylemişti. Bugün bu uyarı, bir kehanet gibi Batı siyasetinin üzerine çökmüş durumda. ABD ve Avrupa demokrasileri, içeriden çürüyen birer Tocqueville laboratuvarına dönüştü. Medya, sermaye ve siyaset arasındaki geçirgen sınırlar;


“özgür basın”ın yerini alan manipülatif enformasyon ağları; seçmen iradesini yönlendiren algoritmalar… Artık halk yöneten değil, yönlendirilen konumunda. ABD’de ulusal muhafızların eyaletlere gönderilmesi, Trump döneminde Kongre’nin kuşatılması, “Amerikan demokrasisi” nin yalnızca temsili bir ritüel haline geldiğini gösteriyor. Tocqueville’in tarif ettiği özgür yurttaş toplumundan çıkıp, savaş, medya ve sermaye bağımlısı bir teknokrasiler ağına dönüştü. Bu çürüme, liberal ideallerin değil, hegemonik demokrasinin kendi gölgesinin çöküşüdür.


Batı’nın bilgi üzerindeki tekelini “hakikat” olarak sunması, yalnızca ekonomik bir üstünlük iddiası değil, insanlığın düşünsel ufkunu biçimlendiren bir medeniyet mühendisliğiydi. İngiltere’nin sömürgeci rasyonalitesiyle kurulan bu zihinsel mimari, ABD eliyle evrensel bir “özgürlük” söylemine dönüştürüldü. Oysa bu özgürlük miti, zincirleri yalnızca biçim değiştirerek sürdürdü. Sanayi devrimi kömürle insanı, finansal kapitalizmse verilerle bilinci zincirledi. Fransız Devrimi’nin “özgürlük” idealiyle gönderdiği Özgürlük Heykeli bile, bir zamanlar köle ticaretinin meşruiyet merkezlerinden doğmuş bir ironiyi temsil ediyordu. Fransız aydınlarının dediği gibi: “Biz Amerika’ya köleliği öğrettik; onlar da 1776 Anayasası’yla bize insanların nasıl özgürleştirileceğini anlattılar.” Bu ironik alışveriş, Batı’nın hakikat iddiasının özünü özetler: Kurtuluşun dili bile köleleştirici bir aklın ürünüydü.


Bugün çözülmekte olan şey yalnızca ekonomik düzen değil; Batı’nın bu “medeniyet miti”nin kendisidir. Zira artık insanlık, duvardaki gölgelerin ardında sadece ekonomik eşitsizlikleri değil, epistemik zincirlerini de görmeye başlıyor. Ve o zincirler çözülmeye başladıkça, hakikat Batı’nın tekeline sığmayacak kadar geniş bir anlam kazanmaya başlıyor. Charles Krauthammer, 1990’da Foreign Affairs’te “The Unipolar Moment” başlıklı makalesinde bu yanılsamayı ilan etmişti: “Bugün dünya tek kutupludur. Amerika’nın askeri, ekonomik ve kültürel gücüne denk bir rakip yoktur.” Fakat bu “ışık”, kısa sürede jeoekonomik bir seraba dönüştü. ABD hegemonyası, serbest piyasa vaadiyle finansal bağımlılık üretti; demokrasiyi ihraç ederken savaşları kalıcılaştırdı. 2008 finansal kriziyle mağaranın ilk çatlağı belirdi; Afganistan ve Irak ise o mağarada Batı’nın kendi gölgesine yenildiği fil mezarlıklarıydı. Bugün Ukrayna, Filistin, İran ve Tayvan çevresinde yoğunlaşan krizler, liberal düzenin değil, Batı’nın savaş bağımlılığının yansımalarıdır.


Mağaranın çatlağı: Transatlantik ayrışmadan Doğu’nun aydınlanmasına


Batı’nın kendi içindeki ekonomik fay hatları uzun süredir sessizdi. De Gaulle’ün “Atlantik’ten Urallara kadar Avrupa” vizyonu, Washington’un rehberlik iddiasına ilk stratejik itirazdı.


Rueff’in dolar eleştirileri, 1965 Kanada Auto Pact’ı, Kennedy Round gerilimleri, Avrupa’nın Ortak Tarım Politikası. 1965 tarihli ABD–Kanada Auto Pact, Kuzey Amerika’da serbest ticaret maskesi altında ekonomik bağımlılığın kurumsallaştığı, “hegemonik entegrasyonun” erken bir örneğiydi. Kennedy Round müzakereleri, ABD’nin tarımda serbestleşme baskısıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun Ortak Tarım Politikası’nı (CAP) koruma ısrarı arasında yaşanan; piyasa açıklığı ile tarımsal özerklik arasındaki derin transatlantik çıkar çatışmasının simgesiydi.


Avrupa Ödemeler Birliği, başlangıçta Marshall Planı’nın uzantısı olarak ABD tarafından Avrupa ticaretini dolar likiditesiyle canlandırmak amacıyla desteklenmişti; ancak kısa sürede, Washington’un dolar merkezli bir finansal hiyerarşi kurma niyetine karşı Avrupa’nın kendi parasal özerkliğini inşa etme çabasına dönüştü. Bu süreç, De Gaulle ve Rueff’in öncülüğünde şekillenen “parasal egemenlik” doktriniyle birleşerek, transatlantik ilişkilerde üretimden finansa kayan ilk jeoekonomik-parasal fay hattını ortaya çıkardı; Bretton Woods düzeninin içinden doğan bu çatlak, ileride Avrupa’nın ortak para birimine giden yolun da entelektüel zeminini hazırladı.


Tüm bunlar, Batı içindeki iktisadi iç savaşın erken sinyalleriydi. 1971’de doların altın standardından kopmasıyla ABD, üretimden finansallaşmaya geçti; Avrupa ise sosyal piyasa ilkelerine tutundu. Bugün bu tarihsel ayrım yeniden belirginleşiyor. Washington güvenlik reflekslerine sarılırken, Brüksel endüstriyel özerklik arıyor. NATO’nun askeri birliği, AB’nin ekonomik özerkliğiyle çatışıyor. Avrupa bugünlerde kendi askeri gücünü pekiştirme, güvenlik otonomisini tartışıyor. Artık Batı’nın mağarası tek bir duvar değil; birbirine ışık tutan ama farklı gölgeler üreten çoklu ekranlardan oluşuyor. Zekeriya’nın The Post-American World’de belirttiği gibi, “Amerika düşmüyor; diğerleri yükseliyor.” Çin’in “Made in China 2025” stratejisi, Rusya’nın enerji merkeziliği, Hindistan’ın dijital altyapısı, ASEAN üretim koridorları ve BRICS’in finansal ağları — Batı’nın tek ışıklı mağarasını gölgelerle dolduruyor. Trump’ın başlattığı ticaret savaşları, çelik ve alüminyum tarifeleri, teknoloji ambargoları ABD’ye beklenen stratejik kazancı getirmedi. Tam tersine, Çin’in yarı iletken üretiminde farkı kapatmasına, çip savaşlarında kendi teknolojik özerkliğini inşa etmesine neden oldu.


ABD’nin TPP’den çekilmesiyle oluşan boşluğu Çin RCEP ile doldurdu. Jeoekonomik denge Doğu’ya kayarken, hakikatin epistemik merkezi de sessizce Asya’ya taşındı. Cemil Meriç’in dediği gibi: “Işık Batı’dan değil, Doğu’dan gelir.” Bu yalnızca kültürel değil, ekonomik bir aydınlanmadır. Doğu artık yalnızca üretim üssü değil, mükemmel de değil ancak tedricen hakikatin de üreticisi olmaya aday gibi görünüyor.


Yapay zekâ ve medya çağı: Mağaranın yeni gölgesi


Yapay zekâ, veri ve algoritmalar aracılığıyla artık yalnızca üretimi değil, gerçeğin kendisini yeniden şekillendiriyor. Gölgeyi duvara vuran eller artık filozoflar veya devletler değil — makineler. Bu çağda kim veriye sahipse, o “ışığın kaynağına” sahip olur. ABD, Çin, AB ve Hindistan, farklı dijital epistemolojiler geliştiriyor. Bir dönemin petrolü enerji idi; bugünün petrolü veri. Yarınki ticaret savaşları, gümrük tarifelerinde değil, AI standartlarında ve kod politikalarında yaşanacak. Ancak tehlike açık: İnsanlık artık kendi ürettiği algoritmaların gölgesine zincirleniyor. Yeni mağara dijital; zincirler görünmez; ışık sahte.


Yapay zekâ, veri ve algoritmalar aracılığıyla artık yalnızca üretimi değil, gerçeğin kendisini yeniden şekillendiriyor. Gölgeyi duvara vuran eller artık filozoflar veya devletler değil — makineler. Bu çağda kim veriye sahipse, o “ışığın kaynağına” da sahip olur. ABD’nin medya-ekonomi- teknoloji üçgeninde kurduğu dijital hegemonyası, hakikatin küresel dolaşımını denetlerken, Avrupa’nın “etik yapay zekâ” söylemi ise aynı gölgenin daha insancıl bir versiyonunu üretmeye çalışıyor. Ancak bu iki kutbun da epistemik ortak paydası değişmiyor: gerçeklik, hâlâ Batı merkezli bir bilgi mimarisi tarafından kodlanıyor. Yarınki ticaret savaşları artık gümrük tarifelerinde değil, yapay zekâ standartlarında, algoritmik şeffaflık normlarında ve dijital kod politikalarında yaşanacak. Ancak asıl tehlike burada başlıyor: İnsanlık, kendi ürettiği dijital sistemlerin epistemik gölgesine zincirleniyor. Yeni mağara dijital; zincirler görünmez; ışık sahte — ve bu sahte ışığın ardında, Batı’nın “evrensel hakikat” iddiası, yalnızca daha sofistike bir manipülasyon biçimine dönüşüyor.


Bu dijital çağın yeni jeoekonomik düzeninde, veri akışlarını kontrol edenler artık sınırları değil, zihinleri yönetiyor. ABD merkezli teknoloji devleri — Google, Meta, Amazon ve OpenAI — yalnızca algoritmalar üretmiyor; aynı zamanda dünyaya neyin “bilgi”, neyin “doğru”, neyin “makbul” olduğunu tanımlayan normatif çerçeveleri ihraç ediyor. Avrupa ise bu epistemik tahakküme, “dijital egemenlik” ve “etik yapay zekâ” kavramlarıyla karşılık vermeye çalışıyor; fakat bu çaba da temelde aynı hiyerarşik düzenin içinden konuşuyor. Böylece, 19. yüzyılın sömürge coğrafyalarında yaşanan fiziksel kolonyalizm, 21. yüzyılda “veri emperyalizmi” biçiminde yeniden sahneye çıkıyor.


Artık ülkeler sadece mallarını veya insanlarını değil, bilişsel sistemlerini ve düşünme biçimlerini de ihraç ediyor. Dijital kolonyalizm, bir yazılım güncellemesi gibi sessizce, rızayla ve görünmez biçimde ilerliyor. Kod, yeni sömürge aracına dönüşürken; algoritmalar, küresel düzeydeki iktidar asimetrilerini yeniden üretiyor. Mağaranın duvarına düşen gölgeler bu kez ekranlarımızda, haber akışlarımızda, yapay zekâ çıktılarında beliriyor. Ve insanlık, kendi eliyle inşa ettiği bu dijital mağaranın içinden, yeniden “hakikat” arayışına çıkmak zorunda kalıyor.


Çok kutuplu aydınlanma, kodlar, gölgeler ve Batı’nın epistemik gün batımı


ABD hâlâ güçlü, fakat epistemik otoritesini kaybetti. Avrupa, değer üretme kapasitesini korusa da yönsüzleşmiş görünüyor. Çin ve Hindistan, bilgiyle iktisadı birleştirerek yeni bir uygarlık dilini kuruyor. Platon’un mağarasından çıkan insan gözleri kamaşır; Batı da şimdi o kamaşmayı yaşıyor. Çünkü ilk kez hakikati değil, hakikat tekelinin çözülüşünü pasifçe izliyor. Yeni dünya düzeni artık şu soruyla belirlenmeyecek: “Kimin gücü var?” Ama şu soruyla şekillenecek:


“Kimin ışığı daha hakiki ?” Ve o ışık, giderek Doğu’dan doğuyor. Amerikan hegemonyasının mağarası çöküyor. Gölgeler, medya manipülasyonuyla, savaş bağımlılığıyla, finansal illüzyonlarla birbirine karışmış durumda. Tocqueville’in demokrasisi, neredeyse Orwell’in distopyasına dönüştü. Yapay zekâ, Doğu’nun bilgi birikimiyle birleştiğinde insanlık halihazırda tecrübe ettiğimiz tektonik küresel ekonomik depremden ileride ve ötede daha radikal bir “jeoekonomik ” kırılma yaşayacak. En azından ümidimiz bu yönde.


Bu çağın Platon’u mağaradan çıkmayacak belki; ancak duvarın arkasındaki kodu yazanlardan biri olacak muhtemelen. Ve o kodun ilk satırında şu yazacak: Hakikat artık tek değil; güç, bilgi ve ışık biraz çalkantılı, çatışmacı ve belirsizliklerle dolu da olsa yeniden Doğu’ya dönüyor. Bu aslında çok kutuplu sisteme geçişin yarattığı bir bulanıklık sanki: Mağaradan çıkışın sancısı. Evet bugün yaşadığımız küresel ekonomik dalgalanmalar, aslında mağaradan çıkışın sancılarıdır. Tek kutuplu düzenin yansımaları hâlâ gözlerimizi kamaştırıyor; doların hâkimiyeti, küresel tedarik zincirlerinin bağımlılığı ve uluslararası kurumların epistemik üstünlüğü hâlâ gölgeleri canlı tutuyor. Ancak dışarıdaki ışığa alışmak, yeni bir kavramsal görüş gerektiriyor: Ekonomik güvenlik, sadece korumacılıkla değil; karşılıklı güven üretimiyle sağlanabilir. Gerçek refah, yalnızca servet değil, meşruiyet de üretmektir. Platon’un mağarasından çok kutuplu dünyaya geçiş, yalnızca sistemsel bir değişim değil, hakikatin de yeniden tanımlanmasıdır. Artık mesele, kimin güçlü olduğu değil; hangi ekonomik anlayışın insanlığın ortak geleceğini taşıyabileceği meselesidir. Yeni küresel düzen, medeniyetlerin çatışması üzerine değil; insanlığın birlikte kaleme aldığı, yapay zekâ çağının kalın kitabında yeni bir varoluş modalitesi olarak uzlaşı üzerine inşa edilmelidir.


Dergi Erişimi
Dergi içeriklerini okumak için Bloomberg Businessweek Türkiye dijital dergisine abone olmanız gerekmektedir.Abone değilseniz abonelik satın alarak tüm dergi içeriklerine sınırsız erişim sağlayabilirsiniz
Abone Ol
ABD'nin Kamu Borcu Rekor Seviyelerde
ABD'nin Kamu Borcu Rekor Seviyelerde
ABD'nin toplam kamu borcu, iki ayda 1 trilyon dolar artarak 38 trilyon doları aştı. Bu artış pandemi dışındaki en hızlı yükseliş oldu. Ülke borcunun GSYH'ya oranı yüzde 125 seviyesinde. ABD’nin dış borç miktarı Çin, Hindistan, Japonya, Almanya ve İngiltere ekonomilerinin tamamının gayrisafi yurtiçi hasılalarının toplam değerine eşit.
Bu Dönemde Nasıl Yatırım Yapmalısınız?
Bu Dönemde Nasıl Yatırım Yapmalısınız?
Politik çalkantılar, gümrük tarifelerinin soku ve belki de olusan bir yapay zekâ balonu? Finans uzmanlarından çalkantılı zamanlarda yol bulma rehberi.
ABD-Çin Tarife Ateşkesi: Kim Kazandı, Kim Kaybetti?
ABD-Çin Tarife Ateşkesi: Kim Kazandı, Kim Kaybetti?
Busan’daki Trump–Şi mutabakatında, tarifelerin bir bölümünün geri çekilmesi ve kritik minerallerde ihracat kontrollerinin askıya alınması küresel tedarik zincirlerine kısa vadeli bir nefes aldırdı. Ateşkes iki dev ekonomi için gerçek bir uzlaşma mı, yoksa yalnızca zaman kazandıran taktiksel bir mola mı? Ateşkes süresince taraflar kendi stratejik yedek planlarını mı inşa edecek?
Sermaye Piyasalarında Gündem “Manipülasyonla Mücadele”
Sermaye Piyasalarında Gündem “Manipülasyonla Mücadele”
Her yıl Kasım ayının ilk haftası yapılan Sermaye Piyasaları Kongresi’ne manipülasyonla mücadele mesajları damga vurdu. Özellikle manipülasyon için kullanılan fonların yöneticilerine ve bu fonların ait olduğu portföy yönetim şirketlerine lisans iptaline kadar cezalar gündemde.
Üretimin Yeni Dili
Üretimin Yeni Dili
Üretmek; düşünmek, dönüştürmek, değer yaratmak demek. Ve bence bu, bütün mesleklerin ortak dili.
Yeni Dönemin Anahtarı Dijitalleşme Verimlilik ve Yeşil Dönüşüm
Yeni Dönemin Anahtarı Dijitalleşme Verimlilik ve Yeşil Dönüşüm
OECD Ekonomi Departmanı Başkan Yardımcısı Dr. Filiz Ünsal, küresel ekonominin dönüşümünü, COP30 öncesi iklim gündeminden para politikası ve dijital sanayiye uzanan geniş bir çerçevede anlattı.
Altına Dönüş
Altına Dönüş
Son yıllarda dijital para birimleri çokça konuşulmasına karşın altının parıltısını yeniden kazanması güven ihtiyacını ortaya koydu. Altının yeniden merkez bankalarının gözdesi haline gelmesi, küresel ekonomik sistemin kırılganlığına dair sessiz ama güçlü bir mesaj taşıyor.
Medyanın Dönüşümü: Kurumlardan Bireylere, Oradan da Sentetik Çağa
Medyanın Dönüşümü: Kurumlardan Bireylere, Oradan da Sentetik Çağa
Yakında daha fazla influencer göreceğiz; çoğu yapay zekâ olacak ve yapay zekâ, yeni gerçek olarak kabul edilmeye başlayacak.
İngiltere’de Zenginlere ve Profesyonellere Yeni Vergiler Yolda
İngiltere’de Zenginlere ve Profesyonellere Yeni Vergiler Yolda
İngiltere Hükümeti’nin yeni planları, hem ülkeyi terk eden varlıklı bireyleri hem de yüksek gelirli profesyonel grupları hedef alarak, İngiltere’nin mali dengesini yeniden kurmayı amaçlıyor.
Türkiye’deki Fintek Sektörünün Gelişimi
Türkiye’deki Fintek Sektörünün Gelişimi
‘Türk fintekler doğru işbirlikleri, kullanıcı odaklı ürünler ve düzenleyici yapılarla uyum sağlayarak globalde fark yaratır’
Asgari Ücrette Hesap Zamanı
Asgari Ücrette Hesap Zamanı
Asgari ücrette tespit komisyonunun Aralık ayında başlayacak maratonu öncesi komisyonun yapısı da tartışmalarda önce çıkarken, Ekim itibariyle yıl sonu için yüzde 33’lük yıllık enflasyon mu yoksa gelecek yıl için yüzde 22’lik yıllık enflasyon beklentisinin mi baz alınacağı belirleyici olacak. Sendikalar oran telaffuz etmeyip milli gelir dağılımını yansıtan geçim ücretinin geçerli olmasını talep ediyor. Uzun zaman dilimine bakıldığında yıllık brüt asgari ücretin kişi başına gelire oranı 1970’lerde yüzde 80 seviyesindeyken, 2024 itibariyle yüzde 46,5’e, bu yıl ise yüzde 43 seviyesine düşmüş durumda.
ABD’de Yapay Zekâ ve Halk Algısı: Teknolojiye Güven mi Korku mu Hâkim?
ABD’de Yapay Zekâ ve Halk Algısı: Teknolojiye Güven mi Korku mu Hâkim?
Trump yönetiminin hız politikası kısa vadede ekonomik avantaj getirebilir ama güven duygusu yeniden inşa edilmezse inovasyonun temeli zayıflar.
Türkiye Bu Kasım’da da “Fırsatları” Kovalayacak
Türkiye Bu Kasım’da da “Fırsatları” Kovalayacak
Efsane Kasım Türkiye’de pek çok Avrupa ülkesine göre çok daha hareketli geçiyor. Peki bu dönemde tüketiciler gerçekten “fırsatları” mı yakalıyor, yoksa pazarlama dünyasının yarattıgı “harikalar diyarında” mı dolasıyor?
Bilinmezliklerle Zorlayıcı Yıllar: Globalleşmede Kırılmalar ve Bölünen Toplumlar
Bilinmezliklerle Zorlayıcı Yıllar: Globalleşmede Kırılmalar ve Bölünen Toplumlar
Dünya belirsizliklerin etkisinde dalgalı bir dönemden geçiyor. Pandemi, enflasyon, iklim krizi, savaşlar ve göç gibi gelişmeler iyimserliğin azalmasına neden oluyor. İyimserlik geriledikçe ve olumsuz bakış açısı daha fazla hakim oldukça, ülkeler daha çok içe kapanmaya ve kendi ürettikleri ürünleri satın almaya başladılar.
Değişen Otomotiv Ekosisteminde Tedarikçi Sisteminin Artan Önemi
Değişen Otomotiv Ekosisteminde Tedarikçi Sisteminin Artan Önemi
Otomotiv sektörü, 2020’den bu yana farklı sorunların aynı anda ortaya çıktığı dönemlere birkaç kez tanıklık etti, ancak hiçbiri bugünkü kadar zorlu olmadı.
Otomotiv Sektöründe Artık Yazılım Konuşuluyor
Otomotiv Sektöründe Artık Yazılım Konuşuluyor
Elektrikli otomobil dönüşümü yedek parça sektörünü de dönüştürüyor.
Beklenmedik Coğrafyalarda Dijital Ekonomi Mümkün Olabilir mi?
Beklenmedik Coğrafyalarda Dijital Ekonomi Mümkün Olabilir mi?
Dijital ekonomi artık sadece bir sektör değil, ekonominin kendisi. Bu yeni ekonominin önemli noktaları, haritalarda görünmeyen yerlerde çiziliyor.
Küresel Dönüşüm, Zohran Mamdani ve Bir Şehrin Ekonomik Mesajı
Küresel Dönüşüm, Zohran Mamdani ve Bir Şehrin Ekonomik Mesajı
Mamdani’nin vizyonu, küresel düzeyde yükselen otoriter dalgaya karşı “kent temelli bir dayanışma politikası” öneriyordu.
ABD’nin Nükleer Rönesansı Anlatılandan Daha Sancılı Bir Süreç
ABD’nin Nükleer Rönesansı Anlatılandan Daha Sancılı Bir Süreç
Oklo adlı bir Silikon Vadisi girişimi, küçük reaktörlerle nükleer enerjiyi ABD’ye geri getirme hamlesinin öncülüğünü yapıyor. Ancak şirketin zengin ve siyasi bağlantılara sahip destekçileri, nükleer güvenliği tehlikeli derecede es geçilmesini sağlıyor olabilir.