ABD ekonomisi üçüncü çeyrekte beklentilerin üzerinde yüzde 4,3, büyüme kaydetti. ABD’de işler iyi mi gidiyor? Bazıları için evet ama birçoğu için hele de alt ve orta sınıf için pek de iyi gidiyor sayılmaz. Bir yandan lüks markaların satışları hızla artarken diğer taraftan öğrenci kredileri borcu 1,81 trilyon dolara ulaşmış durumda. Neredeyse 500 bin Amerikalı sağlık harcamaları nedeniyle iflas etmiş. Yani özetle üst gelir gruplarının gelirden ve ekonomik refahtan aldıkları pay artarken, alt gelir gruplarının aldığı pay hızla geriliyor: K-şekilli ekonomi iyiden iyiye belirginleşiyor.
Giderek kaybolan Amerikan Rüyası
ABD uzun süre fırsatlar ülkesi olarak tanımlandı. Eğer yeterine çalışırsan bir üst gelir grubuna ulaşman mümkündü. Bahçeli bir ev ve önünde güzel bir araba… İkinci Dünya Savaşı sonrası Franklin Delono Roosevelt politikaları ile mümkün hale gelebilen bu Amerikan Rüyası, ya da orta sınıfın yükselişi son kırk yıldır sekteye uğradı. Raj Chetty’nin araştırmasına göre 1940 doğumlu Amerikalıların yüzde 90’ı ebeveynlerinden daha yüksek gelir elde ederken, 1980 doğumlularda bu oran yüzde 50’ye kadar gerilemiş. Stanford Üniversitesi’nin bir çalışması ise fırsatlar ülkesi deyiminin artık sadece bir mit olduğunu ortaya koyuyor. ABD’de en düşük yüzde 20’lik kesimde doğan bir çocuğun en yüksek yüzde 20’lik kesime dahil olma ihtimali sadece yüzde 8. Yani Amerika’da sosyal mobilite oldukça düşük. Amerikan halkı da bu konuda umudunu kaybetmiş durumda. Chinoy vd. (2024)’nin Harvard Üniversitesi’nde yaptığı bir çalışma bu noktada önemli bir vurgu yapıyor: Eğer yukarı doğru sosyal mobilite düşükse, sistemi değiştirmek isteyen partilere daha fazla kayış oluyor. Yani aslında tam da ABD’nin yaşadığı durum. Küreselleşmedeki yanlışların, gelir dağılımı adaletsizliğindeki artışın ortaya çıkardığı ezilmiş bir alt ve orta sınıf var. Daha da önemlisi bu sınıftakilerin yüksek gelir gruplarına geçme gibi bir umudu yok. New York gibi bir yerde kendi sosyalist olarak tanımlayan Mamdani’nin seçilmesini, yerleşik kurumları sıklıkla eleştiren Trump’ın iki kez başkan seçilmesini bu çerçevede okuyabiliriz.
Alt ve orta sınıfın paradoksu
Alt ve orta gelir grupları için sorun yalnızca gelir düzeyinin düşüklüğü değil; sistemin artık yukarı doğru bir hareketliliğe izin vermediği algısı. Trump’a yönelen seçmen kitlesinin önemli bir kısmını, reel geliri uzun süredir eriyen, küreselleşmeden ve üretimin başka ülkelere kaymasından zarar görmüş ancak kendisini hâlâ “orta sınıf” olarak tanımlayan kesimler oluşturuyor. Ne var ki paradoks tam da burada başlıyor. Trump’ın öne çıkardığı politikaların büyük bölümü – yüksek tarifeler, kamu harcamalarında kesintiler ve vergi indirimlerinin ağırlıklı olarak üst gelir gruplarına yönelmesi – K-şekilli ekonomik yapıyı tersine çevirmekten ziyade pekiştirme potansiyeline sahip. Bu politikalar kısa vadede enflasyon üzerinde baskı yaratmasa bile, orta sınıfın en büyük harcama kalemleri olan konut, sağlık ve eğitim maliyetlerini düşürmeye doğrudan bir çözüm sunmuyor. Alt ve orta sınıf için konut sahibi olma ihtimali düşüyor, ilk kez konut alma yaşı 40’a ulaşmış durumda. Enflasyon düşse de gıda, lokantada yemek gibi kalemlerde fiyatların artışı enflasyonun üstünde kaldı. Kasım ayında elektrik fiyatlarındaki artış yüzde 6,9 olurken, doğal gaz hizmetleri fiyatlarındaki artış yüzde 9,1’e ulaşmış durumda.
Dolayısıyla Trump’ı iktidara taşıyan alt ve orta sınıf seçmen, K-şekilli ekonomide en fazla zarar gören grup olmaya devam ediyor. Üst gelir grupları varlık fiyatları ve finansal gelirler üzerinden kazançlarını artırırken, alt ve orta sınıf için borçluluk kalıcılaşıyor, sosyal mobilite ihtimali zayıflıyor ve Amerikan Rüyası giderek soyut bir anlatıya dönüşüyor.
ABD’de yaşanan sorun sadece bir liderden ya da tek bir ekonomik göstergeden kaynaklanmıyor tabii ki. Sorun, büyümenin yukarı doğru aktığı, ancak aşağıya sızmadığı bir ekonomik yapının kalıcı hale gelmesi. Aristoteles, siyasal istikrarın ana dayanaklarından birinin geniş ve güçlü bir orta sınıf olduğunu söyler; çünkü orta sınıf, zengin ile yoksul arasındaki gerilimi dengeleyen bir “tampon” işlevi görür ve uçların siyaseti belirlemesini zorlaştırır. Bugün ABD’de tartıştığımız K-şekilli ayrışma da tam bu noktaya işaret ediyor: Orta sınıfın zayıfladığı bir düzende büyüme manşetleri güçlü kalsa bile, toplumsal uzlaşma ve demokratik denge giderek daha kırılgan hale geliyor.