Businessweek
Bloomberg Businessweek Türkiye dijital dergisine aboneliğiniz boyunca tam erişim sağlayabilirsiniz. Abone Ol

Ekonomi

Dikkat Ekonomisi Üzerine Beklenmeyen Bir Değerlendirme
Odaklanabilmenin modern dünyadaki ekonomik, psikolojik ve sosyal değeri
  • 21 Ağustos 2026 10:09
  • Prof. Dr. Uğur Batı
Dikkat Ekonomisi Üzerine Beklenmeyen Bir Değerlendirme

Bir zamanlar statü, sahip olduklarımız üzerinden okunurdu: Daha büyük bir ev, daha pahalı bir otomobil, güçlü bir unvan, kalabalık bir çevre, özel okula gönderilen evlat… Bugün bunlara sessiz fakat giderek daha değerli hâle gelen başka bir ayrıcalık ekleniyor: Bir kitabın başında kırk dakika kalabilmek. Karşımızdaki insanı telefonumuza bakmadan dinleyebilmek. Bir fikir henüz sonuç vermemişken onunla kalmaya devam edebilmek. Bir işi, araya başka bir ekran ya da bildirim girmeden tamamlayabilmek. Kısacası, dikkatimizi nereye vereceğimize kendimiz karar verebilmek.Bir beyin koçu, beyin antrenörü ve eğitimci olarak çocuklarla, yetişkinlerle, öğretmenlerle ve kurumlarla yaptığım çalışmalarda en sık karşılaştığım cümlelerden biri şu: “Odaklanamıyorum.” Bu cümleyi söyleyen herkesin dikkat kapasitesinde klinik bir sorun bulunmuyor. Çoğu zaman karşımızda dikkati kaybolmuş bir insan değil, dikkati gün boyunca onlarca kez bölünmüş bir zihin bulunuyor.Mesajlar, e-postalar, çevrim içi toplantılar, kısa videolar, haber bildirimleri, sosyal medya akışları ve yapılacaklar listeleri aynı anda tek bir şey talep ediyor: “Bana bak.” Bu nedenle çağımızın dikkat meselesini yalnızca kişisel irade üzerinden açıklamak eksik kalıyor. Sorun, insanların bir anda disiplinsizleşmesi değil. Dikkatimizi yakalamak, mümkün olduğunca uzun süre elde tutmak ve davranışa dönüştürmek üzerine kurulmuş büyük bir ekonomik sistemin içinde yaşıyoruz. Belki de modern dünyanın en önemli sorularından biri artık şudur: Dikkatimizi gerçekten biz mi yönetiyoruz, yoksa bizim adımıza yönetilmesine mi izin veriyoruz? Peki bunun bir ekonomisi de tesis oldu desem.Küresel dikkat ekonomisi, trilyonlarca dolarlık büyüklüğe sahip soyut bir pazar olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar ve Birleşmiş Milletler raporları, küresel dikkat ekonomisinin büyüklüğünün trilyonlarca dolar mertebesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu işin reklam geliri bile ürkütücü boyutta: Yalnızca büyük teknoloji şirketlerinden biri olan Meta (Facebook ve Instagram), tek başına 2025 yılında yaklaşık 196,2 milyar dolar reklam geliri elde etti.Dikkat ekonomisi, insanların kendilerine aktarılan bilgi zenginliğini işleme şeklini ifade ediyor. Bu bir yönetsel faaliyet. Açıkçası dikkat süresinin giderek azalmasıyla içeriklerin, ilgimizi çekmek için rekabete girmesini ele alan bir olguyu ifade ediyoruz. Sosyal medyada “Okuyan Anne” adıyla bilinen, eğitimci, yazar ve çocuk gelişim uzmanı Pınar Yeşiltay Sevim ile bir seminerde durumu tartışıyorduk. Hoş bir sohbet oldu ve bu sohbette kurucusu olduğu Kidz Brain’de özellikle çocukların ve bireylerin dikkat, hafıza ve öğrenme becerilerini nasıl geliştirdiklerinden uygulama örnekleriyle söz etti.

Dikkat ekonomisinin Nobel’e uzanan düşünsel kökleri

Dikkat ekonomisi, sosyal medya çağında bulunmuş popüler bir kavram değil. Bu düşüncenin kökleri, Nobel ödüllü iktisatçı ve bilişsel bilimci Herbert A. Simon’a kadar uzanıyor. Simon, henüz akıllı telefonların ve sosyal medya platformlarının bulunmadığı bir dönemde, bilgi bolluğunun dikkat kıtlığı yaratacağını öngörmüştü. Çünkü bilgi miktarı arttığında, insanın onu işleyecek zamanı ve zihinsel kapasitesi aynı oranda artmıyordu.Herbert Simon, ekonomik örgütlerde karar verme süreçlerine ilişkin öncü çalışmaları nedeniyle 1978 yılında Ekonomi Bilimleri Ödülü’nü aldı. Onun “sınırlı rasyonellik” yaklaşımı, insanın sınırsız bilgiye, zamana ve hesaplama kapasitesine sahip kusursuz bir karar verici olmadığını ortaya koyuyordu. İnsan, seçenekleri değerlendirirken dikkatinin, hafızasının ve bilişsel kapasitesinin sınırları içinde hareket ediyordu.Bu yaklaşım bugün çok daha görünür bir anlam taşıyor. Önümüzde sonsuz sayıda seçenek olduğunda daha özgür olduğumuzu düşünebiliriz. Fakat her seçeneği değerlendirmek, her habere bakmak, her mesaja cevap vermek ve her gelişmeyi takip etmek zorunda hissettiğimizde zihinsel özgürlüğümüz artmayabilir. Tam tersine, karar verme kapasitemiz yorulabilir. Dikkat ekonomisi tam olarak bu sınırlılığın üzerine kurulur. Bir platform bizim günümüzün tamamına sahip olmak zorunda değildir. Birkaç saniyemizi tekrar tekrar kazanması yeterlidir.Bir bildirimle… Yeni bir mesajla… Bir sonraki videonun merakıyla… Kaydırdıkça bitmeyen bir akışla… Dikkatimiz tek seferde elimizden alınmaz. Küçük parçalar hâlinde toplanır. Diğer yandan dikkat ve karar verme ilişkisini anlamak için Daniel Kahneman’ın çalışmalarına da bakmak gerekir. Kahneman, psikoloji araştırmalarını ekonomi bilimine taşıyarak insanların belirsizlik altında nasıl karar verdiğini ortaya koyduğu çalışmaları nedeniyle 2002 yılında Ekonomi Bilimleri Ödülü’nü aldı.

Amos Tversky ile geliştirdiği çalışmalar, insanların karar verirken her zaman soğukkanlı, hesaplı ve tamamen rasyonel davranmadığını gösterdi. Bu bulguların dikkat ekonomisi açısından önemi büyük. Çünkü dijital platformlar yalnızca neye baktığımızla ilgilenmez. Hangi başlığa daha hızlı tepki verdiğimizi, hangi görüntünün bizi öfkelendirdiğini, neyin merak uyandırdığını ve hangi içeriğin kararlarımızı etkileyebileceğini de ölçer.İnsan zihni, tehdit, yenilik, sosyal onay ve belirsizlik içeren uyaranlara karşı duyarlıdır. Bu nedenle sakin, uzun ve düşünmeye çağıran bir içerik; şaşırtıcı, korkutucu ya da öfkelendirici bir içerikle aynı şartlarda yarışmaz.Dijital dünyada çoğu zaman en doğru bilgi değil, en hızlı tepkiyi doğuran bilgi görünür olur. Bu yüzden dikkat yönetimi, yalnızca işimizi tamamlamamızı sağlayan bir verimlilik tekniği değildir.

Aynı zamanda düşüncelerimizi, tercihlerimizi ve kararlarımızı koruma becerisidir. Neye uzun süre maruz kalırsak zihinsel dünyamız onunla şekillenmeye başlar. Dikkatimizi sürekli kaygı üreten içeriklere verirsek dünyayı daha tehditkâr algılayabiliriz. Sürekli başkalarının hayatını izlersek kendi yaşamımızı yetersiz görebiliriz. Sürekli hızla tüketilen içeriklerle beslenirsek yavaş ilerleyen faaliyetler anlamsız ve sıkıcı gelebilir. Dikkatimizi verdiğimiz şey yalnızca zamanımızı tüketmez. Algımızı da biçimlendirir.

Dikkatimizin çalınması kişisel bir başarısızlık mı?

Johann Hari, Türkçede Çalınan Dikkat adıyla yayımlanan kitabında dikkat krizini yalnızca telefon bağımlılığına ya da bireysel irade eksikliğine bağlamıyor. Kitabın temel iddiası, odaklanma becerimizin kişisel hatalarımızdan daha büyük, sistemsel kuvvetler tarafından aşındırıldığı yönünde. Hari; hızlanan yaşam ritmi, sürekli görev değiştirme, uyku kaybı, stres, çocukların serbest oyun alanlarının daralması, sosyal medya platformlarının tasarımı ve kesintisiz uyarılma hâli gibi çok sayıda etkenin bir araya gelerek dikkati zayıflattığını savunuyor.

Kitabın önemli tarafı, “Telefonunu bırak ve iradeli ol” türündeki basit reçetelerin ötesine geçmesi. Dikkat krizini bireysel olduğu kadar kültürel ve ekonomik bir mesele olarak ele alıyor. Bu bakış, benim sahada gözlemlediğim tabloyla da örtüşüyor.Çocuklara “odaklan” diyoruz ama onların dikkatini sürekli bölen bir çevre kuruyoruz. Çalışanlardan yaratıcı ve stratejik düşünmelerini bekliyoruz ama günlerini toplantılar, bildirimler ve anlık mesajlarla parçalıyoruz. Yetişkinlerden kitap okumalarını, dinlenmelerini ve kendilerine zaman ayırmalarını istiyoruz; fakat boş kalan her saniyeyi yeni bir içerikle dolduruyoruz.Sonra ortaya çıkan zihinsel dağınıklığı kişilik özelliği gibi yorumluyoruz:“Dikkatsizim.”“İradesizim.”“Ben zaten hiçbir şeyi tamamlayamıyorum.”Oysa bazen sorun insanın kendisi değil, içinde yaşamaya çalıştığı dikkat düzenidir.

Dikkatimiz azalmadı; parçalandıPopüler kültürde insanların dikkat süresinin birkaç saniyeye kadar düştüğüne ilişkin çarpıcı iddialar sıkça tekrarlanıyor. Ancak dikkat, herkes için geçerli tek bir süreyle açıklanabilecek kadar basit bir süreç değildir. Bir insan sevdiği bir diziyi saatlerce izleyebilir, ilgisini çeken bir konuda uzun süre konuşabilir veya heyecan duyduğu bir proje üzerinde zamanın nasıl geçtiğini fark etmeden çalışabilir.Dolayısıyla mesele yalnızca “Ne kadar süre odaklanabiliyoruz?” değildir. Asıl mesele şunlardır: Dikkatimiz ne kadar sık bölünüyor? Bölünmeden önce ne kadar derinleşebiliyoruz? Bölündükten sonra aynı düşünce düzeyine ne kadar sürede dönebiliyoruz? Dikkatimizi kendimiz mi seçiyoruz, yoksa dışarıdan gelen uyarılar mı yönlendiriyor?İnsan beyni karmaşık görevleri çoğu zaman gerçekten aynı anda yürütmez. Görevler arasında hızlı geçişler yapar. Bir yandan çevrim içi toplantıya katılıp diğer yandan e-posta yazdığımızı ve telefondaki mesajı kontrol ettiğimizi düşündüğümüzde aslında zihnimiz bu görevler arasında gidip gelmektedir. Bu geçişler dışarıdan çok hızlı görünebilir.

Ancak her birinin bilişsel bir maliyeti vardır. Çünkü zihin her geçişte şu soruların cevabını yeniden kurar: Ben ne yapıyordum? Nerede kalmıştım? Şimdi hangi kuralları kullanmam gerekiyor? Önceliğim neydi?Bütün bunlar birkaç saniye içinde gerçekleşse de gün boyunca onlarca kez tekrarlandığında ciddi bir zihinsel yorgunluk oluşturur. Günün sonunda bazen çok fazla iş yapmış gibi hissederiz fakat neyi gerçekten tamamladığımızı söylemekte zorlanırız. Çünkü yorulan yalnızca bedenimiz değildir. Dikkatimiz, gün boyunca onlarca farklı yere taşınmıştır.

Telefonun yalnızca sesi değil, ihtimali de dikkat ister

Telefonun dikkatimizi dağıtması için mutlaka çalması gerekmez. Masanın üzerinde sessizce durması bile zihnimizde küçük bir beklenti oluşturabilir: Bir mesaj gelmiş olabilir. Yeni bir bildirim bulunabilir. Birisi cevap vermiş olabilir. Bir gelişmeyi kaçırıyor olabiliriz. Böylece aynı anda iki iş yapmaya başlarız: Önümüzdeki göreve odaklanmak ve telefona bakma dürtüsünü bastırmak.

İkinci görev görünmezdir. Fakat zihinsel enerji tüketir. Bu nedenle odaklanmayı yalnızca irade meselesi olarak değerlendirmiyorum. İnsanlara sürekli “Telefonuna bakma” demek yerine, telefona bakmamak için neden bu kadar fazla enerji harcamak zorunda kaldıklarını da düşünmeliyiz.Odaklanmanın önemli bir bölümü çevre tasarımıdır.Telefonu görüş alanından çıkarmak…Bildirimleri kapatmak…Mesajlar için belirli kontrol saatleri oluşturmak…Çalışmaya başlamadan önce gerekli belgeleri hazırlamak…Tek bir zaman dilimi için tek bir bilişsel hedef belirlemek…Bunlar küçük düzenlemeler gibi görünse de beynin sürekli direnmek için harcadığı enerjiyi azaltabilir. Disiplin, her dürtüyle savaşmak değildir. Bazen savaşı başlamadan gereksiz hâle getirmektir.

Meşguliyet neden başarı gibi görünüyor?

Modern çalışma kültürü, çoğu zaman üretkenlikten çok erişilebilirliği ödüllendiriyor. Mesajlara hızlı cevap veren, sürekli çevrim içi görünen, toplantıdan toplantıya koşan ve aynı anda birçok işi yöneten kişi çalışkan kabul ediliyor. Oysa görünür hareketlilik ile gerçek zihinsel üretim aynı şey değildir.E-postalara cevap vermek, gelen kutusunu temizlemek ve mesajlara dönmek küçük tamamlanma duyguları yaratır. Yapılan iş hemen görünür olur. Derin düşünme ise daha yavaştır.

Bir strateji geliştirmek… Bir kitap yazmak… Yeni bir eğitim modeli oluşturmak… Karmaşık bir problemi çözmek… Bir araştırmayı değerlendirmek…

Bu çalışmaların ilk saatlerinde ortaya gösterilebilecek somut bir sonuç çıkmayabilir. Zihin fikirleri dener, eler, geri döner, bağlantılar kurar. Bu yüzden yüzeysel meşguliyet üretken hissettirebilirken, derin çalışma bazen verimsizmiş gibi hissettirebilir. Dikkatin statü sembolüne dönüşmesi tam da burada başlar. Kesintisiz zaman yaratabilen kişi, yalnızca daha disiplinli olmayabilir. Aynı zamanda kendi takvimi üzerinde daha fazla kontrole sahip olabilir. Her mesaja hemen cevap vermek zorunda değildir. Her toplantıya katılmaz. Başkalarının aciliyetlerini kendi önceliği hâline getirmez. Dolayısıyla odaklanabilmek, çağımızda bir tür özerklik göstergesidir.

Çocuklara “odaklan” demek neden yetmiyor?

Çocukların dikkatinden söz ederken sorunu kolayca ekran süresine indirgeme eğilimindeyiz. Oysa çocukların dikkat becerileri; uyku, hareket, beslenme, duygusal güvenlik, serbest oyun, yetişkin modeli ve çevresel uyaranlarla birlikte değerlendirilmelidir.Çocuğa sürekli “Dikkatini ver” demek, ona dikkatini nasıl yöneteceğini öğretmez. Dikkat bir komut değil, geliştirilen bir beceridir. Çocukların şu deneyimlere ihtiyacı vardır: Yarım bırakılmadan oynanan oyunlara… Sonuna kadar dinlenen hikâyelere… Cevabı hemen verilmeyen sorulara… Beklemeye… Sıkılmaya… Kendi oyununu kurmaya… Yetişkinin de telefonunu bıraktığı sohbetlere…Çocuklar dikkate ilişkin söylediklerimizden çok, dikkatimizi nasıl kullandığımızı gözlemler.

Bir ebeveyn çocuğuna “Telefonu bırak” derken kendisi sürekli ekranına bakıyorsa verilen mesaj alınmayacaktır. Asıl mesaj sözle değil davranışla iletilir. Bir öğretmen öğrencilerden odaklanmalarını isterken dersi sürekli uyaranlarla dolduruyorsa çocuk derinleşmeyi değil, sürekli yenilik aramayı öğrenebilir.Beyin eğitiminin amacı çocuğu uzun süre kıpırdamadan oturtmak değildir. Hedefe yönelmesini, dikkatinin dağıldığını fark etmesini, yeniden dönmesini ve başladığı bir işi yaşına uygun biçimde sürdürebilmesini desteklemektir. Dijital dünyadan tamamen çıkmak çözüm mü?Johann Hari’nin Çalınan Dikkat kitabındaki güçlü mesajlardan biri, dikkat krizinin yalnızca bireysel dijital detokslarla çözülemeyeceğidir. Çünkü sorun sadece cihazların hayatımızda bulunması değil; çalışma kültürünün, platform tasarımlarının, stres düzeyinin ve günlük yaşam hızının da dikkatimizi aşındırmasıdır.

Teknolojiyi bütünüyle hayatımızdan çıkarmak ne gerçekçi ne de gerekli. Dijital araçlar öğrenmek, üretmek, haberleşmek ve yeni bağlantılar kurmak için güçlü olanaklar sunuyor. Asıl mesele teknolojinin varlığı değil, onunla kurduğumuz ilişkinin otomatikleşmesidir. Telefonu neden elimize aldığımızı fark etmeden açıyorsak… Bir videonun ardından diğerine nasıl geçtiğimizi hatırlamıyorsak… Boş kalan her anı içerikle dolduruyorsak… Yatağa telefonla giriyor ve sabaha ekranla başlıyorsak… Burada bilinçli kullanımdan çok, öğrenilmiş bir davranış döngüsünden söz edebiliriz. Dikkati geri kazanmak için büyük ve sürdürülemez kararlar yerine küçük sınırlar daha etkili olabilir:

Günün ilk dakikalarını telefonsuz geçirmek…

Bildirimleri varsayılan olarak kapalı tutmak…

E-posta ve mesajlar için belirli saatler oluşturmak…

Çalışırken telefonu görüş alanından çıkarmak…

Ekransız yemekler planlamak…

Yürüyüş sırasında içerik tüketmemek…

Bir görevden diğerine geçmeden önce nerede kalındığını not etmek…

Günün belirli bir bölümünü yeni bilgi almadan geçirmek…

Amaç kusursuz biçimde odaklanan bir insana dönüşmek değildir.

Amaç, dikkatin yönünü tekrar seçebilir hâle gelmektir.

Dergi Erişimi
Dergi içeriklerini okumak için Bloomberg Businessweek Türkiye dijital dergisine abone olmanız gerekmektedir.Abone değilseniz abonelik satın alarak tüm dergi içeriklerine sınırsız erişim sağlayabilirsiniz
Abone Ol
Çin’in Alternatif Rotası: Kuzey Buz Denizi
Çin’in Alternatif Rotası: Kuzey Buz Denizi
Bir Çin konteyner gemisi geçen sonbahar Ningbo’dan yola çıkıp yalnızca 20 günde İngiltere’ye vardığında, denizcilik dünyası uzun süredir ütopik olarak gördüğü bir güzergahın artık ticari gerçeğe dönüştüğünü fark edebildi. Rusya’nın Arktik kıyısı boyunca uzanan Kuzey Deniz Rotası, iklim değişikliğinin erittiği buzullar ve Kızıldeniz’deki kaosun ittiği yükle birlikte Pekin’in yeni ‘Kutup İpek Yolu’ hamlesinin merkezine oturdu.
Savaş, Faiz ve Enflasyon Muhasebesinin Gölgesinde Bir Çeyrek
Savaş, Faiz ve Enflasyon Muhasebesinin Gölgesinde Bir Çeyrek
İran savaşı, Borsa İstanbul’da ikinci çeyrek bilançolarına bir maliyet şoku olarak girdi; çıkarken bir ayrışma mekanizmasına dönüşmüştü. Enerji faturasını gelire çevirebilen şirketlerle o faturayı taşımak zorunda kalanlar arasındaki mesafe açıldı. Bilançonun alt satırında ise ayrışmayı bulanıklaştıran ikinci bir katman devredeydi: Etkisi azalarak da olsa süren enflasyon muhasebesi ve ertelenmiş vergi kalemleri, bazı şirketlerde operasyonel tabloyla örtüşmeyen bir net kâr üretti.
Avrupa’da Tahvil Faizleri Son Yılların En Yükseğinde
Avrupa’da Tahvil Faizleri Son Yılların En Yükseğinde
Avrupa’da uzun vadeli tahvil faizleri, kalıcı enflasyon endişeleri, yükselen enerji fiyatları ve artan kamu borçlanma ihtiyacıyla zirve seviyelerine çıktı.
Reklamlarda “Yapay” Tat
Reklamlarda “Yapay” Tat
Yapay zekâ yaratıcılığın öne çıktığı reklamcılık sektöründe de taşları yerinden oynatıyor.
Oyun Dünyası Konsoldan Dijitale Dönüyor
Oyun Dünyası Konsoldan Dijitale Dönüyor
Pandemi sonrası ucuz sermaye döneminin kapanması ve yapay zekânın yükselişiyle çalkalanan küresel oyun sektörü; bütçe baskıları, dijitalleşme ve değişen iş modelleri eşliğinde yeniden yapılanırken, Türkiye için de yeni bir stratejik dönemin kapılarını aralıyor.
Enerji İnovasyonunda Asıl Darboğaz: Teknoloji Değil, Ticarileşme
Enerji İnovasyonunda Asıl Darboğaz: Teknoloji Değil, Ticarileşme
Bir teknolojiyi geliştirmek, oyunun yalnızca ilk adımı. Gerçek rekabet, o teknolojiyi ekonomik olarak sürdürülebilir hale getirebilmekte başlıyor.
Türkiye’de Bankaların Blokzincire İlgisi Artıyor
Türkiye’de Bankaların Blokzincire İlgisi Artıyor
Türk bankaları ve yatırım şirketleri, likidite yönetim stratejilerini kripto varlıklarla üst seviyeye taşımanın adımlarını atıyor. Kurumlar, blokzincir teknolojisinin yüksek hız ve düşük maliyet avantajıyla, kripto paraların spekülatif varlıklardan likidite yönetimi aracına evrildiği bir döneme hazırlanıyor.
Fon Piyasasında Kartlar Yeniden Dağıtılıyor
Fon Piyasasında Kartlar Yeniden Dağıtılıyor
Türkiye’de yatırım fonları piyasasının büyüklüğü 10 trilyon lirayı aşarken, özellikle serbest fonlar ve para piyasası fonlarının öne çıktığı gelişmeler sistemin yeni baştan dizayn edilmesi ihtiyacını ortaya çıkardı. SPK’nın yeni Fon Rehberi ile risk, yoğunlaşma, sermaye yeterliliği ve şeffaflık kurallarını sıkılaştırmaya hazırlanması, Maliye’nin ise kısa vadeli sermayeyi vergilendirme seçeneklerini değerlendirmesi, fon piyasasında yeni bir dönemin habercisi.
Birkaç Yüz Dolar Seçim Tahmin Piyasalarını Nasıl Manipüle Edebilir?
Birkaç Yüz Dolar Seçim Tahmin Piyasalarını Nasıl Manipüle Edebilir?
Siyasi tahminler için bir “doğruluk serumu” olarak lanse edilen bu piyasalar, bazen şaşırtıcı derecede düşük bir maliyetle çarpıtılmaya açık.
Zayıf Talep Enflasyonu Dizginleyebilecek mi?
Zayıf Talep Enflasyonu Dizginleyebilecek mi?
Üç yılı aşan sıkı finansal koşullar talebi zayıflatsa da maliyet artışları, hizmet tarafındaki katılık ve gıdadaki sürpriz negatif etkiler enflasyonun düşüşünü sınırladı. Öte yandan bu yaz iç talepte dip seviyenin görüldüğü tahmin edilirken, programın başarısı, sıkılığın üretim kapasitesine zarar vermeden ne kadar dengeli sürdürülebileceğine bağlı.
Yapay Zekânın İtibarını Kim Kurtaracak?
Yapay Zekânın İtibarını Kim Kurtaracak?
Yapay zekâyı kendi aklımızın yerine değil, aklımızın kapasitesini büyüten bir altyapı olarak konumlandırırsak bambaşka bir ekonomi ortaya çıkabilir.
Youtube’dan Para Kazanmak Zorlaşıyor
Youtube’dan Para Kazanmak Zorlaşıyor
Platform yeni içerik üreticilerinin para kazanma eşiğini yükseltirken gelir modellerini yeniden gözden geçirmeye zorluyor.
Türkiye’nin 1 Trilyon Dolarlık Pazarda Pay Arayışı
Türkiye’nin 1 Trilyon Dolarlık Pazarda Pay Arayışı
Küresel turizmin en büyük 10 kaynak pazarında yurt dışı harcamaları 1 trilyon dolar sınırına dayanırken Türkiye yüksek harcama kapasitesine sahip ülkelerdeki potansiyelini henüz tam olarak kullanamıyor. Turist sayısında dünyanın önde gelen destinasyonları arasında yer alan Türkiye’nin özellikle Çin ve Hindistan gibi büyük pazarlardaki payı sınırlı kalıyor.
Türkiye Hyundai’nin Avrupa’daki Elektrikli Otomobil Üretim Üssü Olma Yolunda İlerliyor
Türkiye Hyundai’nin Avrupa’daki Elektrikli Otomobil Üretim Üssü Olma Yolunda İlerliyor
Türkiye’de yabancı bir otomobil üreticisi tarafından üretilen ilk elektrikli binek araç olan IONIQ 3 Hyundai için de yeni bir dönemin başlangıcına işaret ediyor.
Dünyanın Geri Kalanı Uzak Dururken Güney Amerikalılar ABD Turizmine Can Simidi Oldu
Dünyanın Geri Kalanı Uzak Dururken Güney Amerikalılar ABD Turizmine Can Simidi Oldu
Bölgeden gelen ziyaretçi sayısı yılın ilk yarısında yüzde 5,5 artarken, Avrupa ve Kanada’dan gelen turistlerde sert düşüşler yaşandı.
Çin Otomotiv Sektörünün Avrupa Stratejisindeki Kritik Açmaz: Aşırı Kapasite ve Düşük Fiyat
Çin Otomotiv Sektörünün Avrupa Stratejisindeki Kritik Açmaz: Aşırı Kapasite ve Düşük Fiyat
Sektörün Avrupa’daki en büyük stratejik hatası, aşırı kapasite sorununu düşük fiyatlarla Avrupa pazarına aktarmayı ve bunu sürdürülebilir bir büyüme modeli olarak görmeyi tercih etmesi.
Pera’nın Taçsız Kraliçesi: Markiz Pastanesi ve Saray Topraklarından Süzülen Estetik
Pera’nın Taçsız Kraliçesi: Markiz Pastanesi ve Saray Topraklarından Süzülen Estetik
1940 yılında Lebon Pastanesi’ni devralan Avedis Ohanyan Çakır, Paris’in ünlü lüks çikolatacısı “Marquise de Sévigné”i İstanbul’a taşımak amacıyla dükkâna “Markiz” adını verirken farkında olmadan duvarda asılı duran iki kadın figürünün esin kaynağı Madam Markiz’in unvanını da Paris’ten İstanbul’a taşımış oldu.
Tokenmaxxing Öldü Şimdi Kemer Sıkma Zamanı
Tokenmaxxing Öldü Şimdi Kemer Sıkma Zamanı
Kurumsal Amerika’nın yapay zekâya yönelik maksimalist yaklaşımı sona eriyor. Bu da çalışanları ve yöneticileri, sırada ne olduğuna dair belirsizlik içinde bırakıyor.