Businessweek
Bloomberg Businessweek Türkiye dijital dergisine aboneliğiniz boyunca tam erişim sağlayabilirsiniz. Abone Ol

Küresel Ekonomi

Kaya Gazı Devrimi ve Amerikan Çöküşündeki Rolü
Kaya petrolü ABD’ye kısa vadeli stratejik rahatlama sağladı. Ancak bu rahatlama Washington’un yükselen Asya gerçeğine uyum sağlamasını geciktirdi.
  • 19 Haziran 2026 01:17
  • Dr. Şahin Yaman
Kaya Gazı Devrimi ve Amerikan Çöküşündeki Rolü

21. yüzyılın ikinci çeyreğine girdiğimiz bu günler, hem ABD hegemonyasının çöküşüne, aynı zamanda da dünya ekonomik merkezinin Atlantik’ten Asya’ya kaydığı tarihsel bir jeoekonomik dönüşüme şahitlik ediyor. Bu dönüşümün merkezinde şüphesiz ABD-Çin ekonomik rekabeti ile enerji kaynaklarına dair jeopolitik ve ekonomik rekabet var. Bu bağlamda ABD’nin son 20 yılda elde ettiği hidrokarbon üretim sıçraması dünya ölçeğinde çok büyük bir gelişme. 2008 finansal krizi sonrasına denk gelen ABD kaya gazı üretim devrimi genellikle Amerika’nın küresel iktidarının yeniden ihyasını sağlayacak, Washington’un jeopolitik açıdan yeniden doğuşunu payandalayacak kritik bir jeoekonomik gelişme olarak yorumlanmıştır. Ancak yakından bakıldığında kaya gazı devriminin, Amerikan hegemonyasını yeniden tesis etmek bir yana, aksine ABD askeri ve yumuşak gücünü daha da aşındıran ya da hızlandıran bir gelişme olarak görülebilir. Bu bağlamda kaya petrolü devriminin, yükselen Asya karşısında göreli güç kaybı yaşayan ABD’nin stratejik manevra alanını bir miktar genişlettiği inkar edilemez. Ancak petrolde Orta Doğu’ya olan bağımlılığın ortadan kalktığı yanılgısı Washington’u dış politikada daha saldırgan, uluslararası ticarette daha korumacı ve toplamda daha tek taraflı bir jeostratejik hatta yönlendirdi.

2010’lu yılların sonlarında ABD dış politikasında belirgin bir dönüşüm yaşandığın gözlemliyoruz. ABD, Trump yönetimiyle 2018’de dünyanın en büyük Serbest Ticaret Anlaşması olacak ‘Trans Pasifik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Anlaşması TPP’den çekilmiş, 2020 yılında ise Çin bunu fırsat bilerek bu anlaşmaya dahil olmuştu. ABD kendi sözde hegemonyasının sacayağı DTÖ Temyiz Organı’nın yarı fonksiyonunu felç etmiş, Çin’e karşı kullanmaya başladığı tarifeleri savaş aracı olarak adlandırmaya başlamıştır. Bu arada da Çin’in petrol ihtiyacını karşılayan ülkelerden İran ve Venezuela enerji sektörlerine yönelik ilave ambargo ve baskılar ortaya koydu. Şüphesiz bu gelişmeler tesadüfi değil. Enerji bağımsızlığına yaklaştığını düşünen Washington bu psikoloji içinde, küresel ticaret kurallarına dayalı liderlikten ziyade güç temelli pazarlık araçlarına yönelmeye başladı. Böylece kurallara dayalı çok taraflı DTÖ ve BM sisteminin yerini giderek yaptırımların, enerji baskısının ve ekonomik zorlamanın öne çıktığı yeni bir döneme bıraktı.

Bu süreç bize göre ABD’yi günün sonunda daha fazla savaş, çatışma ve korumacılık batağına çekmiş ve Washington için zararlı olmuştur. Kaya gazı petrolü ile dünya hidrokarbon üretim lideri olmak ABD’ye yaramamıştır. Burada ortaya çıkan olgu klasik kaynak lanetinden farklı, ilave bir faktör var: Tüm bunlar ABD hegemonyasının gerileyiş sürecine denk geldi. Bu durum dolayısıyla bir nevi “hegemonik petrol laneti” olarak tanımlanabilir.

Kaya petrolü ABD’ye kısa vadeli stratejik rahatlama sağladı. Ancak bu rahatlama Washington’un yükselen Asya gerçeğine uyum sağlamasını geciktirdi. Enerji üstünlüğü, sınai üretim üstünlüğünün ve rekabet gücünün yerini tutamadı. Petrol üretimindeki artış, Çin’in sanayi üretimindeki yükselişini durduramadı. LNG ihracatı, RCEP’in oluşumunu engelleyememiş, enerji gücü, dünya ekonomisinin ağırlık merkezinin Asya’ya kayışını tersine çevirememiştir. Rockfellercı petrol stratejisi Ricardo’cu karşılaştırmalı üstünlüklere galebe çalamadı. Tam tersine enerji kaynaklı özgüven, ABD’nin daha korumacı, daha çatışmacı ve daha tek taraflı bir strateji izlemesine yol açtı. Bu nedenle kaya devrimi dönemini Amerikan hegemonyasını yeniden inşa eden değil, onun aşınma sürecini farklı biçimlerde hızlandıran bir ara dönem olarak okunmalı.

2001-2008: Kaya gazı devrim ateşi ve hegemonik aşınmanın başlangıcı

2001 yılı dünya sistemi açısından iki kritik gelişmeye sahne oldu. Birincisi, Çin’in DTÖ’ye katılımı. İkincisi ise Afganistan’ın işgali. Bu iki gelişme küresel ekonomi ile küresel güvenlik arasında tarihsel bir ayrışma yarattı. ABD güvenlik alanında maliyetli askerî angajmanlara sürüklenirken, dünya üretim sistemi giderek Doğu Asya merkezli hale geldi. Çin, Japonya, Güney Kore ve ASEAN merkezli üretim ağları küresel ekonominin yeni ağırlık merkezini oluşturmaya başladı. 2003 Irak işgali ise Amerikan gücünün sınırlarını görünür hale getirdi. Aynı yıl Cancun Bakanlar Konferansı’nda Doha Kalkınma Gündemi’nin fiilen kilitlenmesi, Batı’nın küresel ticaret kurallarını tek başına belirleme kapasitesinin zayıfladığını gösterdi.

Kısaca ABD, artık küresel sistemi ayakta tutan hayırsever despot (Benevolent despot) olmaktan çıktığını, sisteme olumlu dışsallıklar sağlayan bir devlet işlevini kaybettiğini aşikar etmiştir. 2003 Irak Müdahalesi ile 2008 Finansal kriz arası dönem ABD kaya gazı devrim fikir ve hazırlıklarının ivme kazandığı bir döneme denk geliyor. ABD’nin Orta Doğu petrollerinden kendini bağımsız hissetmeye başlaması ve bir süre sonra Arap Baharı ayaklanmaları, Suriye, Libya karışıklıkları, Venezuela ve İran’a yönelik baskıların artmasının kaya gazı ivmesiyle at başı bir seyir izlemesi de tesadüf olmasa gerekir.

2008 krizi ve Atlantik merkezli küresel ekonomik sistemin sonu

2008 Küresel Finans Krizi yalnızca ekonomik bir kriz değildir. Bu kriz, Bretton Woods sonrasında oluşan Atlantik merkezli ekonomik düzenin meşruiyet krizidir. 2008 yılında tecrübe edilen derin kriz, Çin’in ihracatta bir yıl sonra ABD ve Almanya’yı geçmesiyle birlikte Washington (ve AB’nin) kendi ekonomik rekabet güçlerine olan güvenlerini tamamen kaybettikleri ve artık tamamen korumacı, dost düşman ayırt etmeden uygulayacakları bir ticaret savaşı söylem ve uygulamasına savrulacakları bir karar anı olduğu anlaşılmaktadır. Roger Altman’ın ifade ettiği gibi, 2008 çöküşü Batı’nın dünya üzerindeki ekonomik ve siyasi etkisini kalıcı biçimde zayıflatmış, küresel güç merkezinin Doğu’ya kayışını hızlandırmıştır. Altman; 2008 finansal ve ekonomik krizinin, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa için önemli bir jeopolitik darbe olduğunu, bu krizin, küresel güç ve iktidar merdiven basamaklarında Batıyı aşağılara yuvarladığın, artık küresel güç mücadelesinde hakimiyetin Batı’dan Doğu’ya doğru kayışını hızlandırdığının altını çizmektedir. 2008 büyük finans krizi Batı tarzı kapitalizmin güvenilirliğine kalıcı zarar vermiş ve Washington ile müttefiklerinin uluslararası sistemdeki stratejik kaldıraç gücünü azaltmıştır. (Altman, 2009) 2009 yılında Çin’in ihracatta hem ABD’yi hem Almanya’yı geçmesi, yaklaşık üç yüzyıllık Batı ekonomik üstünlüğünün sona erişinin sembolik dönüm noktasıdır. Bu tarihten itibaren dünya ekonomisinin ağırlık merkezi geri dönülmez biçimde Asya’ya yönelmiştir.

Kaya devrimi ve hegemonya: Payanda mı? Lanet mi?

Kaya petrolü ve kaya gazı devrimi, ABD’nin 21. yüzyıl jeoekonomik pozisyonunda kritik bir dönüm noktası oluşturuyor. Bu dönüşüm sıklıkla “enerji bağımsızlığı” veya “Amerikan enerji rönesansı” olarak okunuyor. Ancak daha yapısal bir perspektiften bakıldığında kaya devrimi, ABD hegemonyasını güçlendiren doğrusal bir gelişme değil, aksine hegemonik dönüşüm sürecinin zamanlamasını değiştiren bir stratejik şok olarak değerlendirilmelidir. Bu bağlamda kaya devrimi ABD’ye üç temel avantaj sağladı. İlk olarak, enerji ithalat bağımlılığının azalması Washington’un dış şoklara karşı kırılganlığını azaltmış ve özellikle petrol fiyat döngülerine duyarlılığı düşürmüştür. İkinci olarak, iç enerji maliyetlerindeki görece düşüş, sanayi rekabet gücünü kısmen desteklemiş ve ABD’yi yeniden üretim coğrafyası olarak cazip hale getirmiştir. Üçüncü olarak ise ABD’nin küresel enerji piyasalarında “marginal swing producer” rolünü güçlendirmesi, jeopolitik baskı kapasitesini artırmış ve yaptırım rejimlerinin etkinliğini genişletmiştir.

Ancak bu kazanımlar, aynı zamanda hegemonik istikrarın klasik mekanizmasını zayıflatan bir yan etki de üretti. Hegemonik istikrar teorisinin (Kindleberger geleneği) temel varsayımı, hegemon gücün yalnızca askeri değil, aynı zamanda ticaret, finans ve kurumsal düzeni aktif biçimde “üreten ve sürdüren” bir rol üstlenmesidir. Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD’nin GATT/ WTO sistemi ve Bretton Woods sonrası finansal mimariyi desteklemesi, yalnızca normatif bir tercih değil, aynı zamanda enerji ve ticaret akışlarının küresel ölçekte güvenliğinin sağlanmasına yönelik stratejik bir zorunluluktu. Bu açıdan bakıldığında, ABD’nin küresel sistemin “sigortacısı” rolü, belirli ölçüde dış bağımlılık yapısına dayanıyordu. Küresel enerji akışlarının güvenliği, deniz yollarının açık kalması ve ticaretin kesintisizliği, Amerikan hegemonyasının sürdürülebilirliği açısından doğrudan bir çıkar alanı oluşturuyordu. Bu nedenle ABD, çok taraflı kurumlara yalnızca ideolojik değil, sistemik bir zorunluluk nedeniyle de yatırım yapıyordu. Kaya devrimi bu yapıyı kısmen dönüştürmüştür. Enerji bağımlılığının azalmasıyla birlikte ABD’nin küresel ticaret ve finans sistemine “yüksek düzeyde dışsal bağımlılığı” göreli olarak zayıflamış, buna paralel olarak çok taraflı kuralların stratejik değeri yeniden değerlendirilmiştir. Bu dönüşüm, doğrudan bir “kurumsal terk” değil, daha ziyade hegemonik teşvik yapısının değişmesidir: ABD için küresel kurallar artık sistemin sürdürülebilirliği için vazgeçilmez bir sigorta değil, gerektiğinde esnetilebilir bir araç haline gelmiştir. Bu çerçevede kaya devrimi, ABD hegemonyasını güçlendirmekten ziyade, onun davranış biçimini dönüştüren bir “enerji temelli stratejik özerklik şoku” üretmiştir. Enerji güvenliğinin artması, küresel sistemin bakım maliyetine olan bağımlılığı azaltırken, aynı zamanda daha seçici, daha ikili ve daha güç temelli bir dış politika davranışını mümkün kılmıştır.

Kaya gazı/petrol devrimi, ABD hegemonyasının çöküşünü başlatan bir neden olmaktan ziyade, bu sürecin zamanlamasını, yönünü ve yönetim biçimini değiştiren bir hızlandırıcı olarak okunmalıdır. Hegemonik düzenin çözülmesi doğrudan enerji kıtlığı üzerinden değil, enerji bağımsızlığının ürettiği stratejik teşvik rejimi değişimi üzerinden ilerlemektedir. Bu yeni rejimde ABD, küresel kurumsal düzeni dışsal olarak sürekli yeniden üreten bir hegemon olmaktan ziyade, iç finansallaşma ve güvenlikleşme eğilimleriyle şekillenen hibrit bir yapıya kaymış; kaya gazı devrimi ise bu dönüşümü tetikleyen yapısal bir kırılma noktası işlevi görmüştür.

Kaya gazı, küresel ticaret düzeni ve enerji

21. yüzyılın ikinci çeyreğine girilirken küresel ekonomik mimaride temel bir rol transferi yaşanıyor; enerji, artık küresel ticaret savaşlarının belirleyici değişkeni olmaktan ziyade, üretim ağları içinde işleyen bir alt-fonksiyon haline geliyor. Enerji kıtlığına dayalı eski jeoekonomik mantık yerini, üretim ağlarının yoğunluğu, kritik boğum noktaları ve ağların yönelimi üzerinden şekillenen yeni bir rekabet rejimine bırakıyor.

Bu dönüşümün kritik kırılma noktalarından biri Kuzey Akım (Nord Stream) hattının devre dışı kalmasıdır. Avrupa’nın ucuz Rus boru gazından daha pahalı ABD LNG’sine yönelmesi, kısa vadede transatlantik enerji bağımlılığını Washington lehine yeniden yapılandırmış; ancak orta vadede Avrupa sanayisinin enerji maliyetlerini artırarak rekabet gücünde belirgin bir erozyon üretmiştir. Böylece ABD–AB ilişkisi simetrik bir ortaklıktan ziyade, enerji maliyetleri üzerinden derinleşen asimetrik bir bağımlılık yapısına evrilmiştir.

Bu yeni enerji mimarisi, kalıcı bir Atlantik üstünlüğü üretmek yerine, Rus enerji akışlarının Asya’ya, özellikle Çin’e iskonto kanalları üzerinden yeniden yönlenmesini hızlandırmıştır. Sonuç olarak enerji ticareti, Atlantik içinde yeniden dağıtılırken küresel üretim merkezinin Asya’ya kayışını daha da güçlendiren bir geri besleme mekanizmasına dönüşmüştür. Aynı süreç, RCEP, Kuşak ve Yol Girişimi, Doğu Asya merkezli enerji koridorları, yapay zekâ ekosistemleri, dijital ticaret ve ödeme sistemleri ile yeni nesil lojistik ağlarının eş zamanlı genişlemesiyle birleşerek Atlantik merkezli hiyerarşik düzenin yerini alan çok katmanlı, çok kutuplu, yapay zekâ, tedarik zincir ağları-temelli bir jeoekonomik mimariyi görünür kılmıştır.

Bu mimaride kaya gazı ve kaya petrolü devrimi, ABD’ye geçici bir enerji avantajı ve jeopolitik manevra kapasitesi kazandırmış olsa da, Asya merkezli üretim ve teknoloji yoğunlaşmasını tersine çevirecek bir kaldıraç üretmedi. Enerji bağımsızlığı, ABD’nin küresel ekonomik yönetişimi sürdürme yönündeki kurumsal motivasyonunu zayıflatırken, çok taraflı ticaret rejiminden güç temelli ve ikili pazarlıklara dayalı bir dış politika yönelimine geçişi hızlandırdı. Bu durum, DTÖ’nün kurumsal işleyişinin aşınması, ticaret savaşlarının yükselişi ve çok taraflı düzenin çözülmesiyle birlikte küresel sistemin kurallar temelinden güç temelli bir rekabet rejimine evrilmesini hızlandırdı.

Kaya gazı etkisi ve hegemonik aşınmanın jeoekonomik mantığı

Kaya gazı devrimi ve ABD’nin hidrokarbon üretiminde lider konuma yükselmesi, Amerikan hegemonyasının yeniden güçlenmesi anlamına gelmiyor. Aksine bu gelişme, enerji bağımsızlığının sağladığı geçici avantajlar üzerinden hegemonik gerilemeyi belirli bir süre öteleyen, ancak küresel üretim ve rekabet dinamiklerindeki yapısal kayma nedeniyle durdurulamayan bir aşınma sürecini temsil ediyor.

Kuzey Akım hattının (Nord Stream) sabote edilmesi ve kaya gazı/petrolü devrimi birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan tablo, Atlantik sistemin eş zamanlı iki yönlü bir enerji/ekonomik rekabetçilik dönüşümü tecrübe ettiğini gösteriyor: Avrupa’nın enerji bağımlılığı üzerinden iç hiyerarşisi yeniden şekillenirken, küresel ölçekte üretim ve ticaret merkezinin Asya’ya kayışı hızlanıyor. Bu çift yönlü süreç, ABD’nin kısa vadeli enerji üstünlüğünü uzun vadeli sistemik avantajlara dönüştürmesini engelliyor.

Sonuç olarak kaya gazı devrimi, hegemonik çöküşün nedeni değil; yönünü değiştiren, hızını yeniden ayarlayan ve geçiş süresini uzatan jeoekonomik bir kırılma noktası. 21. yüzyılın ana ekseni artık Atlantik’in enerji üstünlüğü değil, Asya’nın üretim, ticaret ve teknoloji temelli jeoekonomik merkeziliğidir.

Dergi Erişimi
Dergi içeriklerini okumak için Bloomberg Businessweek Türkiye dijital dergisine abone olmanız gerekmektedir.Abone değilseniz abonelik satın alarak tüm dergi içeriklerine sınırsız erişim sağlayabilirsiniz
Abone Ol
Aynı Denizde Farklı Rotalar
Aynı Denizde Farklı Rotalar
Hürmüz’ün gölgesinde gelişen piyasalar: 2026, yükselen ekonomilerin tek bir blok gibi davranmayı bıraktığı yıl olarak tarihe geçiyor.
Yapısal Enflasyonist Riskler ve Merkez Bankalarının Yeni İkilemi
Yapısal Enflasyonist Riskler ve Merkez Bankalarının Yeni İkilemi
Son yıllarda yaşanan jeopolitik kırılmalar, tedarik zinciri sorunları, enerji dönüşümü, yükselen kamu borçları ve yapay zeka yatırımları, küresel ekonomiyi daha yüksek bir enflasyon seviyesine doğru sürüklüyor olabilir. Bu durum, merkez bankacılığının temel işleyişini de değiştirme potansiyeli taşıyor.
Euro/Dolar’da Denklem Değişiyor
Euro/Dolar’da Denklem Değişiyor
Son on yılın büyük bölümünde, dünyanın en likit para birimi çiftini yönlendiren tek bir rakamdı; Fed ile ECB arasındaki faiz farkı. 2026’nın ortasında bu kural kitabı gerçek zamanlı olarak yeniden yazılıyor. Orta Doğu’da gerçekleşen küresel belirsizlik kaynağı olan savaş, tersine dönen kalabalık bir spekülatif pozisyonlar ve Washington ile Frankfurt arasında giderek açılan büyüme uçurumu, Euro/ dolar’ı para politikası kadar jeopolitik bir gösterge haline de getirdi.
Geri Çekilen Petrol Fiyatları Faiz İndirimi Getirir mi?
Geri Çekilen Petrol Fiyatları Faiz İndirimi Getirir mi?
Petrol fiyatlarında geri çekilme, para politikası açısından önemli bir nefes alma alanı yaratıyor. Ancak bu alanın faiz indirimine dönüşebilmesi için jeopolitik bir sorunun çözülmesinden fazlası gerekiyor.
Barışın Bedeli: Tahran’a Nakit, Washington’a Zaman
Barışın Bedeli: Tahran’a Nakit, Washington’a Zaman
Washington zafer, Tahran direniş diyor. Ancak ortaya çıkan tablo kalıcı bir barıştan çok, tarafların en zor dosyaları 60 günlüğüne erteleyerek nefes aldığı bir ara anlaşmaya işaret ediyor. İran petrol gelirlerine yeniden erişim kazanırken, ABD enerji şokunu ve savaşın maliyetini sınırlıyor. Asıl hesaplaşma ise nükleer program, yaptırımlar ve bölgesel güç dengeleri üzerinde şimdi başlıyor.
Avrupa’nın Çin İkilemi
Avrupa’nın Çin İkilemi
Avrupa Birliği, kritik minerallerden elektrikli araçlara uzanan geniş bir alanda Çin’e bağımlılığı azaltmaya çalışırken, sanayi kapasitesini koruma ve ticaret ilişkilerini sürdürme arasında zor bir denge arıyor.
Nakit Havuzlama: Küresel Bir Finansman Standardı ve Türkiye İçin Fırsat
Nakit Havuzlama: Küresel Bir Finansman Standardı ve Türkiye İçin Fırsat
Advertorial
Yapay Zekâ Ajanlarının Yapabildiği ile Erişebildiği Aynı Şey Değil
Yapay Zekâ Ajanlarının Yapabildiği ile Erişebildiği Aynı Şey Değil
Bir ajanın ne kadar akıllı olduğunu onu üreten şirket belirler; neye erişebileceğini ise siz belirlersiniz.
Turizmin Kur Hassasiyeti: Türkiye Dünyada İlk Sırada
Turizmin Kur Hassasiyeti: Türkiye Dünyada İlk Sırada
Türkiye, son yıllarda turizm gelirleri ve ziyaretçi sayısında rekorlar kırarken küresel ölçekte döviz kuru hareketlerine en duyarlı destinasyonlardan biri olmaya devam ediyor. Türk lirasındaki yüzde 10’luk değer kaybı yabancı ziyaretçi sayısında yüzde 11,4’lük artış sağlıyor.
Dünya Kupası Gerçekten Kazandırıyor mu?
Dünya Kupası Gerçekten Kazandırıyor mu?
Dünya Kupası artık sadece futbol değil. Bu organizasyon dev bir ekonomik vitrin. Bir ay sonra kupayı yalnızca bir takım kaldıracak. Ancak asıl sorunun cevabı yıllar sonra ortaya çıkacak: Turnuvayı düzenleyen üç ülke bu organizasyondan kalıcı bir ekonomik miras yaratabilecek mi?
53 Yıllık Hasret Bitti, Kasa Doldu
53 Yıllık Hasret Bitti, Kasa Doldu
Madison Square Garden’ın tavanından yağan konfeti yağmuru, yalnızca yarım asırlık bir bekleyişin sonunu işaret etmiyordu. New York Knicks, San Antonio Spurs’ü NBA Finalleri’nde 4-1 mağlup ederek 53 yıllık şampiyonluk özlemine son verdiğinde, sahada kazanılan kupanın çok ötesinde bir zafer elde etti.
Yıllık İzinde İnce Hesap Zamanı
Yıllık İzinde İnce Hesap Zamanı
Yargıtay’ın yıllık izne denk gelen hafta tatili günlerinin izinden düşülemeyeceğine ilişkin kararı izinde kuralları gündeme getirdi. Türkiye’de hizmet süresine göre 14 ile 26 gün arasında kademeli izin uygulanırken izne rastlayan hafta tatili günlerinin izinden sayılması fiili çalışma günlerine bağlı. Fiilen 6 gün çalışılıyorsa arada kalan 1 haftalık izin günü, 5 gün çalışılıyorsa 2 gün izinden sayılmıyor. Ancak uyuşmazlık olduğunda hakimler çalışma düzenine ve daha önceki içtihatlara göre karar veriyor.
Fark Et, İstifade Et, Üret, Yönet!
Fark Et, İstifade Et, Üret, Yönet!
Türkiye yapay zekâyı ithal edilen bir verimlilik aracı olarak mı görecek, yoksa kendi kalkınma modelinin, rekabet gücünün ve üretim kapasitesinin merkezine mi yerleştirecek?
Yapay Zekâ Müzik Dünyasına “Nota” Veriyor
Yapay Zekâ Müzik Dünyasına “Nota” Veriyor
Yapay zekâ ile yapılan müzik ve kliplerin tüketicisi her geçen gün artarken yapay zekâyı eğiten verinin telif hakları sorun olmaya devam ediyor. Müziğe emek verenler ise bir süre sonra oluşan eserlerin vasatlaşabileceğine dikkat çekiyor.
Şirketlerin Ödeme Gücü 23 Yılın En Düşüğünde
Şirketlerin Ödeme Gücü 23 Yılın En Düşüğünde
Türkiye’nin en büyük 500 sanayi şirketinin kârlılıkları 2025 yılında 2024’e göre nominal olarak artmasına karşın, borç ödeme gücü 23 yılın en düşük seviyesine geriledi. İhracat rakamlarında 2024’e göre toparlanma kaydedilirken, faaliyet kârının yüzde 85’i hala finansman maliyetlerine gidiyor.
Renault Yeni C-SUV Modeli Boreal’ı Satışa Sundu
Renault Yeni C-SUV Modeli Boreal’ı Satışa Sundu
Modelin 2027 yılında Renault’nun en çok satan araçlarından biri olması bekleniyor
AB Otomotiv Sektöründe Karar Zamanı: Çinli Üreticilere Fabrika Satışı mı, Ortaklık mı?
AB Otomotiv Sektöründe Karar Zamanı: Çinli Üreticilere Fabrika Satışı mı, Ortaklık mı?
Fabrika satışı yerine Çin ile kontrollü ortaklık ve yerli batarya yatırımları Avrupa’nın uzun vadeli bağımsızlığını sağlayabilir.
Oyun Dünyasının Kahramanı Valve, Antitröst Hesaplaşmasıyla Karşı Karşıya
Oyun Dünyasının Kahramanı Valve, Antitröst Hesaplaşmasıyla Karşı Karşıya
ABD ve Birleşik Krallık’taki davalar, Valve’ın Steam mağazasının pazardaki gücünü kötüye kullandığını öne sürüyor. Valve ise buna katılmıyor.
Bir Bob Ross Tablosunun Değeri Ne Kadar?
Bir Bob Ross Tablosunun Değeri Ne Kadar?
“Mutlu küçük ağaçlar” sözüyle hafızalara kazınan Amerikalı televizyon resim eğitmeninin eserleri nadiren satışa çıkıyor. Bu da basitlikle koleksiyon değeri arasındaki çizgide duran tabloların fiyatlarını yukarı taşıyor.
Khanna Başkanlık Yolu İçin Silikon Vadisi’ne Savaş Açmaya Hazırlanıyor
Khanna Başkanlık Yolu İçin Silikon Vadisi’ne Savaş Açmaya Hazırlanıyor
Ro Khanna yıllarca teknoloji sektörünü destekledi ve varlıklı bağışçılarla yakın ilişkiler kurdu. Şimdi ise servet vergisini savunan ve “Epstein sınıfına” sert sözler yönelten bir başkan aday adayı olarak kendisini konumlandırıyor.