Yüksek faiz oranlarının şirketler üzerindeki baskıyı artırdığı dönemlerde, grup içi likiditenin etkin yönetimi stratejik önem taşımaktadır. Yeni açıklanan yatırım teşvik paketinin temel amacına uygun olabilecek biçimde Türkiye’yi, özellikle katma değerli yatırımlar için küresel bir cazibe merkezi haline getirmek ve uluslararası yatırımcıların ilgisini çekmek için grup içi likiditenin verimli kullanılması çok önemlidir. Bu ihtiyaca yanıt veren “nakit havuzlama” (cash pooling), grup şirketlerinin fazla nakitlerini ortak bir havuzda toplayarak fon ihtiyacı bulunan şirketlerin kullanımına sunan çağdaş bir finansman modelidir.
Sistem sayesinde, nakit fazlası bulunan şirketler kaynaklarını düşük mevduat getirileriyle bankalarda değerlendirmek yerine grup içinde kullanıma açarken, fon ihtiyacı olan şirketler de yüksek maliyetli banka kredilerine başvurmadan finansman sağlayabilmektedir. Böylece grup bünyesindeki atıl fonlar ekonomiye kazandırılmakta, dış finansman ihtiyacı azalmakta ve topluluk genelinde önemli ölçüde maliyet avantajı elde edilmektedir.
Nakit havuzlama, özellikle batılı ülkelerde çok uluslu şirketlerin standart nakit yönetim araçlarından biridir. Dünya genelinde iki temel model öne çıkmaktadır. “Fiziksel havuzlama” (physical pooling) yönteminde iştiraklerin hesap bakiyeleri fiilen ana hesaba aktarılırken “Notional pooling” modelinde ise fon transferi yapılmaksızın banka, hesap Grup Şirketlerinin hesap bakiyelerini konsolide ederek net pozisyon üzerinden faiz hesaplaması yapmaktadır. Çok uluslu şirketler bu sistemler sayesinde milyarlarca dolarlık likiditeyi tek merkezden yönetebilmekte, banka kredilerine bağımlılığı azaltmakta ve finansman maliyetlerini düşürmektedir.
OECD’nin transfer fiyatlandırması rehberi, nakit havuzlamayı meşru bir grup finansman yöntemi olarak kabul etmekte; havuz yöneticisinin üstlendiği işlev ve risklere uygun bir getiri elde etmesini, katılımcı şirketlerin ise sistemden sağlanan ekonomik faydayı emsallere uygun şekilde paylaşmasını öngörmektedir. Bu yaklaşım, uygulamanın uluslararası vergi standartları açısından güçlü bir dayanağa sahip olduğunu göstermektedir.
Türkiye’de uygulama hukuken mümkün olmakla birlikte, vergi ve finansal mevzuattaki bazı kısıtlamalar nedeniyle potansiyeli tam anlamıyla kullanılamamaktadır. Grup içi finansman işlemlerinin KDV’ye tabi olması, nakit havuzlama işlemleri çerçevesinde düzenlenecek sözleşmelerde doğabilecek damga vergisi yükü ve transfer fiyatlandırması riskleri şirketlerin bu yönteme temkinli yaklaşmasına yol açmaktadır. Ayrıca vergi mevzuatının yanında, konuya ilişkin Sermaye Piyasası Kurulu düzenlemeleri, Bankacılık mevzuatı, Türk Parası kıymetini koruma hakkında 32 sayılı karar hükümlerinin de değerlendirilerek gerekirse ihtiyaç duyulan revizelerin yapılması gerekir.
Uluslararası uygulamalara paralel olarak vergisel yüklerin azaltılması ve uygulanacak faiz oranlarına ilişkin öngörülebilir kurallar belirlenmesi, Türkiye’de nakit havuzlamanın yaygınlaşmasını hızlandırabilir. Grup içindeki atıl fonların etkin kullanımı sayesinde şirketler daha düşük maliyetle yatırım yapabilecek; üretim, istihdam ve ihracat kapasitesi güçlenecektir.
Küresel ölçekte başarısı kanıtlanmış bu model, uygun mevzuat altyapısıyla Türkiye’de de reel sektörün rekabet gücünü artıracak stratejik bir finansman aracı olma potansiyeline sahiptir.