Harvard bağlantılı bir araştırma, bu soruyu çok kapsamlı bir şekilde ele alıyor. Bu araştırma, GPT’nin verdiği cevapları, World Values Survey verileriyle karşılaştırıyor. Yani 65 ülkeden on binlerce insanın değerleri, tutumları ve düşünme biçimleriyle. Ortaya çıkan tablo net: GPT, “evrensel insanı” temsil etmiyor. WEIRD diye adlandırılan topluluklara daha yakın duruyor: Western (Batılı), Educated (Eğitimli), Industrialized (Sanayileşmiş), Rich (Zengin), Democratic (Sanayileşmiş). Kısaca Batılı, eğitimli, sanayileşmiş ve demokratik toplumlar.
GPT kime benziyor, kimden uz aklaşıyor?
Araştırmaya göre GPT’nin yanıtları; ABD, Kanada, İngiltere ve Batı Avrupa ülkelerine oldukça yakın. Buna karşılık Etiyopya, Pakistan veya Kırgızistan gibi WEIRD dışı toplumlara gidildikçe benzerlik hızla düşüyor. Yani model “insan gibi” davranıyor; ama Batılı bir insan gibi.
Üstelik sadece değerler düzeyinde değil. Düşünme tarzında da aynı eğilim var:
● Analitik, kategorik düşünme
● Birey merkezli benlik tanımı
● Kişisel özellikleri öne çıkaran “ben” anlatısı
Bu, WEIRD toplumların klasik psikolojik profili. Daha da önemlisi şu: GPT yalnızca WEIRD cevaplar vermiyor; “insan” kavramını da WEIRD üzerinden hayal ediyor.
Girdi WEIRD ise çıktı da WEIRD
Araştırmanın özeti tek cümlede böyle: Veri WEIRD ise, çıktı da WEIRD olur. İnternet verisinin büyük bölümü Batı merkezli. İnsan geri bildirimleri de öyle. “Zararlı”, “uygunsuz” ya da “yardımsever” tanımları bile kültürel olarak taraflı. Bu yüzden model büyütmek, daha çok veri eklemek ya da çok dilli olmak tek başına çözüm değil. Sorun ölçek değil; çeşitlilik ve muhakeme çerçevesi. Sorun teknoloji değil; ölçüsüzlük.
İş dünyası için asıl risk nerede?
Bu tabloyu sadece “etik” başlığına hapsetmek büyük hata olur. Asıl risk şurada: Global ürünler, global platformlar ve global otomasyonlar… Ama tek kültürlü bir varsayılan zihinle çalışıyorlar. Bir ülkede empati olarak algılanan ton, başka bir ülkede sınır ihlali sayılabilir. Bir yerde
“özerklik”, başka bir yerde “sorumsuzluk” gibi okunabilir. Eğer yapay zekâyı “evrensel insan” sanırsak, yanlış normları kusursuz bir hızla ölçekleriz. Yapay zekâ hız verir; ama yönü insan çizer. Bugün o yön, büyük ölçüde Batı normlarıyla çiziliyor.
Ne yapmalı?
Bu araştırmanın söylediği şey çok basit ama çok kritik:
● “İnsan gibi” derken, hangi insanı referans aldığımızı açıkça konuşmalıyız.
● Kültürü sadece dil ve lokalizasyon sanmamalıyız. Değerler, otorite algısı, bireycilik–kolektivizm gibi eksenleri işin merkezine koymalıyız.
● Yapay zekâyı karar verici değil, karar ortağı olarak konumlandırmalıyız.
Çünkü yapay zekâ ortalamayı üretir. Anlamı, ölçüyü ve sınırı hâlâ insan koyar. Bu çağda rekabet avantajı, daha akıllı modellerden değil; daha bilinçli yönetişim kurabilen organizasyonlardan çıkacak. Teknoloji mekaniği çözer. Ama oyunu yeniden kuracak olan, hâlâ insan. Yapay zekâ değil, insan fark yaratır.
İlgilenenler için araştırma linkini de bırakıyorum;
https://evolvinglanguage.ch/wp-content/uploads/ Which-Humans-Atari-et-al.pdf