Sam Altman geçtiğimiz günlerde yaptığı bir değerlendirmede, bir insanı yetiştirmenin yaklaşık 20 yıl sürdüğünü; buna karşılık bir yapay zekâ modelinin çok daha kısa sürede eğitilebildiğini söyledi. Enerji tüketimine bu kadar takılmamak gerektiğini ima etti. Alt metin netti: İnsan yetiştirmek uzun ve maliyetli. Model eğitmek hızlı ve ölçeklenebilir.
Dario Amodei özellikle beyaz yaka işlerin ciddi biçimde daralabileceğini söylüyor. Mustafa Suleyman ise önümüzdeki 18 ay içinde birçok mesleğin yapay zekâ tarafından üstlenileceğini ifade etti. Ve şimdi asıl soruya gelelim: Bu yapay zekânın başındaki insanlar neden bir anda tüm insanlığı bu kadar gereksiz görmeye başladı? İnsanları neden bu kadar basit varlıklar olarak tanımlamaya başladılar ve tüm dünyaya korku salmak istiyorlar?
Son dönemde kurulan dil sıradan bir “teknolojik dönüşüm” dili değil. İnsan emeğini küçülten, insan yetiştirme sürecini verimsiz bir maliyet gibi tarif eden bir ton var. Sanki insan yavaş, pahalı ve eskimiş bir sistem; yapay zekâ ise hızlı, ucuz ve kaçınılmaz bir alternatifmiş gibi anlatılıyor. Ben bunun büyük ölçüde yatırım ve rekabet psikolojisiyle ilgili olduğunu düşünüyorum. Şu an tarihin en pahalı teknoloji yarışı yaşanıyor. Model eğitimi maliyetleri devasa. GPU yatırımları milyarlarca dolar. Veri merkezleri, enerji tüketimi, altyapı yatırımları… Böyle bir ortamda şirket değerleri bugünkü gelirle değil, yarın kuracakları hikâyeyle ölçülüyor. Ve en çok yatırım çeken hikâye, en radikal olanı. “Yapay zekâ verimliliği artıracak” demek sıradan. “Ana iş gücü yapısı değişecek” demek daha çarpıcı. “Birçok meslek ortadan kalkacak” demek ise sermayeyi hızlandırır.
Korku dikkat üretir. Dikkat sermaye üretir. Ama burada ciddi bir çelişki var. Eğer insan gerçekten bu kadar gereksizleşiyorsa, ekonominin temeli çöker. Çünkü ekonomiyi döndüren şey yalnızca üretim değildir; tüketimdir. İnsan gelir kaybederse talep düşer. Talep düşerse şirket değerleri düşer. İnsan değersizleşirse piyasa küçülür. Bu nedenle “insansız ekonomi” anlatısı kendi içinde sürdürülebilir değildir. Ayrıca teknolojik kapasite ile kurulan söylem arasında da ciddi bir mesafe var. Basit bir örnek verelim. Bugün birçok ihtiyacımız için hâlâ Google’a bakma gereği duyuyoruz. Instagram’a giriyoruz. YouTube’a giriyoruz. Çünkü yapay zekâ bize cevap veriyor ama çoğu zaman ihtiyacımızı yüzde yüz değil, yüzde üç-beş oranında karşılıyor.
Genel geçer, ortalama, algoritmik cevaplar alıyoruz. Karşımızda “seni anlıyorum” diyen bir model var. Ama aslında tam olarak anlamıyor. Bağlamı taklit ediyor, derinliği taklit ediyor, empatiyi taklit ediyor. Kelimelerle böyleymiş gibi gösteriyor. Ama hâlâ çok katmanlı, sosyal ve sezgisel insan deneyimini taşımıyor. Eğer gerçekten bizi bu kadar derin anlayan bir sistemle karşı karşıya olsaydık, bugün Google’ın bu kadar güçlü kalmasını konuşmazdık. Arama motoru alışkanlıklarımız bu kadar dirençli olmazdı. Sosyal kanıta bu kadar ihtiyaç duymazdık. Yapay zekâ bu kadar hızlı ilerlerken hâlâ Google’ı bitirebilmiş değil. Ama biz bütün insanlığı bitirebilmesinden bahsediyoruz. Bu çok uç bir senaryo. Bu noktada söylem ile gerçeklik arasındaki fark büyüyor. Ve tam da bu yüzden bugünkü tablo bana beş yıl önceki NFT dönemini hatırlatıyor. O dönemde de “geri kalırsan kaybedersin” dili hâkimdi. NFT’ler yeni mülkiyet düzeni olarak anlatılıyordu. Milyon dolarlık satışlar manşet oluyordu.
Herkes bir anda yeni bir ekonomik düzenin başladığına inandırılmıştı. Sonra ne oldu? Teknoloji tamamen yok olmadı. Ama köpük dağıldı. Abartı normalleşti. Gerçek değer ile anlatı arasındaki mesafe kapandı. Yapay zekâ elbette NFT değil. Bu çok daha güçlü ve kalıcı bir teknoloji. Ama şu an kurulan korku dili, gerçek teknolojik kapasitenin önünde gidiyor. Ve bu yüzden tekrar soruyorum: Yapay zekânın başındaki insanlar neden bir anda insanı bu kadar gereksiz bir değişken gibi konuşmaya başladı? Neden insanı sistemden çıkarılabilir bir maliyet kalemi gibi tarif ediyorlar? Neden tüm dünyaya sürekli bir daralma ve yer değiştirme korkusu pompalanıyor? Gerçek dönüşüm mü yaşıyoruz, yoksa yatırım yarışının dramatize ettiği bir gelecek hikâyesini mi dinliyoruz? Belki de gerçekten korkmamız gereken yapay zekâ değil. Belki de korkmamız gereken şey, yatırım almak ve yarışta geri kalmamak için büyütülen bu korku anlatısının kendisidir.