2024 yılında yine Bloomberg Businessweek Türkiye köşemde kaleme aldığım yazıda, önümüzdeki dönemde 10 kişilik hatta tek kişilik milyar dolarlık şirketlerin mümkün hale geleceğini ifade etmiştim. Bu iddia bir girişimcilik motivasyonu ya da teknolojik iyimserlik değildi; yapısal bir dönüşümün erken okumasıydı. Organizasyonel kasın yerini zekâ yoğunluğunun alacağı, şirketlerin büyüklükle değil çeviklikle ve mimari derinlikle rekabet edeceği bir döneme girildiğini savunmuştum. Aradan yalnızca iki yıl geçti. Bugün yarım trilyon dolara yaklaşan bir şirket olan, henüz üç aylık bir girişimin kurucusunu, OpenClaw’ı bünyesine katması, bu dönüşümün hızını gösteren çarpıcı bir örnek olarak karşımızda duruyor.
Burada mesele teknik olarak bir satın alma bedelinin açıklanıp açıklanmaması değil. Asıl mesele şu: 500 milyar dolarlık bir organizasyon, üç ay içinde ortaya çıkan bir bireysel üretimi, stratejik seviyede ciddiye alıyor. Bu, artık “küçük şirketler büyüklere meydan okuyor” hikâyesi değildir. Bu, tekil zekânın kurumsal ölçekle aynı masaya oturabildiği bir eşiktir. Büyük şirketler bu seviyede yalnızca gelir ya da ürün satın almaz; zaman, üstünlük ve potansiyel tehdidi kontrol altına alma kapasitesi satın alırlar. Eğer üç aylık bir girişimin kurucusu bu radarın içine giriyorsa, orada milyar dolarlık bir potansiyel etkisi görülmüş demektir.
Sam Altman’ın beş yıllık ufku ve sıkışan zaman
Sam Altman kısa süre önce tek kişilik milyar dolarlık şirketlerin beş yıl ve sonrasında mümkün olabileceğini öngörmüştü. Bu, makul bir perspektifti; çünkü bugüne kadar milyar dolarlık değer yaratımı, genellikle büyük ekipler, büyük sermaye ve uzun zaman gerektiriyordu. Ancak bugün gördüğümüz tablo, bu zaman çizelgesinin dramatik biçimde sıkıştığını gösteriyor. Üç ay içinde yarım trilyon dolarlık bir şirketin dikkatini çekebilen bir birey varsa, burada henüz bilanço üzerinde milyar dolarlık bir şirket oluşmamış olsa bile milyar dolarlık bir etki potansiyelinin doğduğunu kabul etmek gerekir. Artık mesele şirketin bugünkü değeri değil; yarattığı asimetrik etki kapasitesidir. Zaman lineer ilerlemiyor. Teknoloji, özellikle yapay zekâ destekli üretim, değer oluşumunu üstel hale getiriyor.
Dolayısıyla tek kişilik milyar dolarlık şirketler belki henüz yaygın değil; fakat tek kişilik milyar dolarlık etki dönemi başlamış durumda. Bu, beş yıllık bir projeksiyonun iki-üç yıllık bir gerçekliğe evrilebileceğini düşündürüyor.
Üretim ve tüketim dengesi yeniden yazılıyor
Sam Altman’ın “Yapay zekâ enerji tüketiyor ama insan da büyüyene kadar enerji tüketir; yapay zekâ bu farkı kapatacak kadar sonuç üretmiştir” şeklindeki yaklaşımı, yüzeyde enerji tartışması gibi görünse de aslında ekonomik bir paradigma değişimine işaret ediyor. İnsan yaklaşık yirmi yıl boyunca eğitim, beslenme ve sosyal altyapı yatırımı tüketir; üretkenlik belirli bir yaş ve deneyim eşiğinden sonra başlar. Yapay zekâ ise enerji tüketir ancak üretkenliği biyolojik sınırlara bağlı değildir ve anında ölçeklenebilir. Bu fark, bireyin üretim kapasitesini kökten dönüştürür. Artık birey yalnızca kendi zihinsel ve biyolojik sınırlarıyla üretim yapmaz. Yapay zekâ ile birlikte çalışan bir birey, genişletilmiş bir bilişsel organizma haline gelir. Bu noktada şirket kavramı da değişir. Şirket artık çalışan sayısının toplamı değil; orkestra edilmiş zekânın mimarisidir. Değerleme, fiziksel varlık ya da istihdam büyüklüğünden ziyade bilgi akışının ve karar alma sisteminin kalitesiyle ilişkilidir.
Zekâ yoğunluğu çağı
2024’te “küçük ama çevik” yapılardan söz etmiştim. Bugün bu kavramın evrildiğini düşünüyorum. Artık mesele küçüklük değil; zekâ yoğunluğu. Yüksek zekâ yoğunluğuna sahip bireyler ve mikro yapılar, dev organizasyonların stratejik karar alanına girebiliyor. Bu dönüşüm, girişimcilik romantizmi değildir. Bu, üretim araçlarının el değiştirmesidir. Sanayi Devrimi fiziksel gücü ölçekledi; dijital çağ bilgiyi ölçekledi; yapay zekâ çağı ise karar alma ve problem çözme kapasitesini ölçekliyor. Böyle bir ortamda tek kişilik milyar dolarlık şirketler istisna olmaktan çıkıp, belirli sektörlerde doğal sonuç haline gelebilir.
Bugün gördüğümüz örnek, bunun erken işaretlerinden biridir. Üç aylık bir girişimin kurucusunun yarım trilyon dolarlık bir şirketin stratejik radarına girmesi, bireysel üretimin kurumsal etki gücünün dramatik biçimde arttığını gösteriyor. Önümüzdeki dönemde asıl konu şu olacaktır: Kaç kişilik bir organizasyona sahip olduğunuz değil, zekâyı nasıl organize ettiğiniz önemli. Çünkü artık değer, büyüklükten değil, mimariden doğuyor.