Dergi ekibi olarak şubat başında 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü özel sayısı için toplandığımızda daha ataması yapılmamıştı... Dergi konularını netleştirdikten sonra Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’na (UNDP) ataması yapılınca biz de Bloomberght Businessweek Türkiye olarak kapısını çaldık…
Kariyerine Dünya Bankası’nda başlayan ve finans alanında 20 yılı aşkın deneyime sahip olan Şebnem Şener, yaklaşık yedi yıl boyunca düşük ve orta gelirli ülkelerde finansal kapsayıcılığın artırılması, finansmana erişimin güçlendirilmesi ve finansal sektör reformlarına yönelik projelerde görev aldı. 2015 yılında UNDP’ye katılan Şener, sürdürülebilir finans alanında etki odaklı projelerin geliştirilmesine liderlik etti ve son olarak Sürdürülebilir Finans Ağı bünyesinde özel finansman çalışmalarını yönetti. Şener’in, UNDP’nin 2026–2029 Stratejik Planı kapsamında sürdürülebilir finansman araçlarının geliştirilmesi ve kalkınma hedeflerine yönelik finansman modellerinin güçlendirilmesine katkı sağlaması öngörülüyor.
Birleşmiş Milletler gibi küresel ölçekte yön veren bir kurumda üst düzey bir göreve gelen ilk Türk kadın olmak, Şebnem Şener için yalnızca bir kariyer dönüm noktası değil, aynı zamanda güçlü bir sembol.
Türkiye’de büyürken kadınların çoğu zaman görünmeyen ama dönüştürücü roller üstlendiğine tanıklık ettiğini anlatan Şener, bu görevi “hem onur hem sorumluluk” olarak tanımlıyor.
Bu tür atamaların sembolik olup olmadığı tartışmasına ise net bir perspektifle yaklaşıyor: Temsil tek başına sistemi değiştirmez, ancak dönüşümün kapısını aralayabilir. Gerçek değişimin, kurumların karar alma süreçlerini, kaynak dağılımını ve liderlik anlayışını yeniden tanımlamasıyla mümkün olduğunu vurguluyor. Ona göre uluslararası kurumlar bu yönde ilerliyor, ancak yolculuk henüz tamamlanmış değil.
Eşitsizlik sistemlerin içine işlenmiş
UNDP’nin sahadaki çalışmalarında karşılaşılan cinsiyet eşitsizlikleri, çoğu zaman birbirine bağlı ve yapısal sorunların sonucu. Kadına yönelik şiddet, finansmana erişim eksikliği, mülkiyet ve karar alma süreçlerinde sınırlı temsil, bu eşitsizliğin en görünür yüzleri.
Ancak Şener’in dikkat çektiği asıl nokta, eşitsizliğin tek bir başlıkla sınırlı olmadığı. Finans sistemlerinden iş gücü piyasalarına, kamu politikalarından sosyal yapılara kadar pek çok mekanizma, farkında olmadan kadınların gerçekliklerini dışarıda bırakabiliyor. Bu durum, zaman içinde sessiz ama derin bir uçurum yaratıyor.
Özellikle kriz dönemlerinde bu kırılganlık daha da belirgin hale geliyor. İklim felaketleri, ekonomik şoklar veya çatışmalar yaşandığında, kadınlar genellikle daha az güvenceli oldukları için en ağır bedeli ödüyor.
Kalkınmanın anahtarı: Kadınların ekonomik katılımı
Kadınların iş gücüne katılımı, Şener’e göre yalnızca ekonomik büyümenin değil, toplumsal istikrarın da temel unsuru. Kadınların ekonomik olarak güçlenmesi, yalnızca bireysel yaşamları değil, ailelerin ve toplumların geleceğini de dönüştürüyor.
Bu dönüşümün merkezinde ise finansal erişim yer alıyor. Kadın girişimcilere sağlanan krediler, küçük işletmeleri koruyan sigorta mekanizmaları ve sürdürülebilir finans araçları, yalnızca ekonomik faaliyetleri değil, yaşamın yönünü de değiştirebilecek fırsatlar yaratıyor.
Şener, sürdürülebilir finansın soyut bir kavram olmadığını özellikle vurguluyor. Ona göre finans, kimin yatırım yapabileceğini, kimin büyüyebileceğini ve kimin geleceğini inşa edebileceğini belirleyen en güçlü araçlardan biri.
İklim değişikliği, yoksulluk ve çatışma gibi küresel krizler, mevcut eşitsizlikleri daha da derinleştiriyor.
Kadınların çoğu zaman daha az varlığa, daha sınırlı finansal güvenceye ve daha düşük sosyal korumaya sahip olması, onları bu krizlere karşı daha savunmasız hale getiriyor.
UNDP bu kırılganlığı azaltmak için sosyal koruma sistemlerini güçlendirmek, finansmana erişimi genişletmek ve risk yönetimi araçlarını yaygınlaştırmak üzere hükümetlerle birlikte çalışıyor. Şener’in ifadesiyle, “dayanıklılık bir ayrıcalık olmamalı.”
Yeni teknolojiler, fırsatların yanı sıra yeni eşitsizlik riskleri de taşıyor. Yapay zekâ ve veri temelli sistemler, onları tasarlayan insanların bakış açılarını yansıtıyor. Eğer kadınlar bu süreçlerde yer almazsa, mevcut önyargılar teknolojinin içine yerleşebiliyor.
Bu nedenle Şener, kadınların yalnızca teknoloji kullanıcıları değil, aynı zamanda tasarımcıları, karar vericileri ve politika yapıcıları olması gerektiğini vurguluyor. Ona göre inovasyon, eşitsizlikleri yeniden üretmek yerine fırsatları genişletmeli.
Liderlik: Otoriteden çok alan açmak
Uluslararası kurumlarda kariyerinin ilk yıllarında yetkinliğini kanıtlamak için daha fazla çaba sarf etmek zorunda kaldığını söyleyen Şener, bu deneyimin kendisine dayanıklılık kazandırdığını ifade ediyor. Ancak liderlik anlayışını şekillendiren asıl unsurun, başkalarının gelişimi için alan açmak olduğunu belirtiyor.
Bugünün genç kadınlarının daha görünür rol modellerine ve daha geniş küresel bağlantılara sahip olduğunu kabul ediyor. Ancak buna rağmen kararlılık ve amaç duygusunun hâlâ belirleyici olduğunun altını çiziyor.
Bir mesaj, bir davet
Şebnem Şener’in Uluslararası Kadınlar Günü için verdiği mesaj, kariyer yolculuğunun ve liderlik anlayışının özeti niteliğinde:
“Sesinizin her ortamda yeri olduğuna inanın ve onu kullanmak için izin beklemeyin.”
Bu cümle, yalnızca bireysel cesareti değil, aynı zamanda küresel dönüşümün de temelini oluşturuyor. Çünkü değişim, çoğu zaman bir koltuğun dolmasıyla değil, o koltukta oturan kişinin yeni kapılar açmasıyla başlıyor.